13 Haziran 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

13 Haziran 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— - —. | Tültülerin benim yüzümden çıktığını Senden evvel hiç yaşamıyormu- Şum!,. Yaşamanın tadını bana seri ver- din, sen öğrettin!.. Hüsameddin, genç kadının ellerini ö- Püyor, sonra yavaş yavaş onu kendine doğru çekiyor, dudaklarını saçlarının Parlak dalgalarında gezdiriyordu. Fe- hamet de artık kendini bırakmış, gözle- ri yarı kapalı, onun göğsüne yaslan - Mıştı. Biraz daha sokuldu. Başını o - Muzlarına dayadı. Hıçkıra hıçkıra ağla- dı, Sonra birdenbire doğruldu: — Nerede şimdi?. Nereye gitti?. diye sordu. ' Sesinde öyle bir acılık vardı ki Hü- sameddin de titredi; kekeler gibi: — Galiba, dedi, Yalovaya gidecek - Mişl. Ben onu yolda bıraktını. Apartı- Mana gidecek, esvabını değiştirecek, Sonra da ÂAda iskelesine inecekti. — Eskiden böyle konuşmuştunuz, de- Bil mi?.. — Evet... O, eski proğramı değiştir- Mek istemedi; hep aramızdaki soğuklu- Su halasına belli etmemek için!.. Fakat heden sordun?. Buna mı üzülüyorsun?.. Ben gitmiyeceğim ki!.. Burada kalaca - Eim, — Gitmiyecek misin?.. Nasıi olur?.. O yalnız başına gitsin, sen burada kal?.. ğru olmaz ki... — Ne yapayım, o kadar uğraştım, o. Nü vazgeçiremedim. Ben.m gözümde iç bir değeri olmadığını ona da göster- Mek için ne yaparsan yap, dedim. Şim- di artık arkasından koşacak — değilim Ya,,, Sen de benim onunla beraber git- İiğm istemezsin saniırim!, — İstemem ama, mademki o gidiyor, Sen de burada kalamazsın!. Mademki U uğursuz nikâh kıyıldı; herkes sizi €vli diye biliyor, kendimizi ona göre İlanacağız!.. — Peki ama, ne yapayım?.. Bir yül Büster!.. — Senin onunla beraber, balayı seya- hf_itine çıkmanı elbet istemem. Bunu gö- Zümün önüne getirdikce deli gibi olu- Yorüm. Fakat ne yazık ki onun haiası-l' nş_ hesaba katmasak bile senin babanı duşîineceğiz!.. Baban da kuşkulanacak Olursa iş büsbütün çirkin bir renge gi- Ter, Hele ben böyle bir dedikoduya ken- | adımın karışmasını hiç istemem!.. demki günün birinde Süheylâdan a?rılacaksın, o zaman karsını bırakıp be- himle evlendiğini görenler bütün ka - hati ikimize bulacak!.. Bütün bu gü- aban da anlıyacak!.. Artık onun yüzü- he nasıl bakarım?. Biraz durdu; hem söylemek istemi - Yormuş, hem de söylemese olmiyacak İmiş gibi sesini yavaşlattı: — Sonra... Babanı darılimak senin n de doğru olmaz.. bunu da düşün!.. |—Hüsameddin başını eydi. Fehame - fin korkusu pek boşuna değildi, Baba- Si onlara kızacak ölursa belki de olğu-L ha hiç yardım etmiyecekti. Fehametin gözlerini kamaştıran bi- Taz da onların bugünkü yaşayışları idi; he zamandanberi doktor Hamdiden bo- Şanıp Hüsameddine varmayı, biraz da Ü saltanata kavuşmak için istiyor, de- Dilebilirdi. Bir aralık kocası ile beraber “Saraya gitmişlerdi. Onlar orada iken Hüsameddin de İstanbulda Süheylâ ile Nışmış, onunla evlenmeğe kalkmış - L Fehamet bunu duyunca ne yapmış Yapmış, işte en sonunda kocasından bo- Mıştı. Bir kaç gün içinde de Hüsa- met_idini kandırmış, Süheylâdan vaz - ğşçlm'lişt*i. Yazık ki, işte bugün ortaya Ş'ç tmulmadık bir terslik çıkıyordu. imdi yeni baştarı başlıyacaklardı. Hü- Sameddin karısını boşıyacak, kendisini Deak ondan sonra alabilecekti. Bu a - iaednîj'n? olursa olsun herkesin gözünü 1 üstüne çevirmekten, hele Hüsa- &ddinle babasının arasında bir dar » Binlik çıkmasından pek korkuyordu. k nra Süheylâ da, kocasının bir başka i İ için kendisini bıraktığını görün- *& tanf?_ ayrılacakları sırada, kim bilir SIİ güçlükler çıkarmıya kalkabilirdi. itekim ilk gününden onları kendi tu- SBiha düşürmüştü. İl-lî'iarıma*cl(iin, üzüntüden - şaşırmış, A bü güzel kadından bir emir beklerken o, hep bunları düşünüyordu. Ne isterse o- na yaptırabileceğini biliyordu, Onun i- çin övyle bir yol tutmalıydılar ki kendisı de, Hüsameddin de bu karışıklıktan ko- layca, gürültüsüzce, hattâ...... sızca sıyrılabilsinler... Süheylâ, kocasından yüz bulamayın- ca, ona nisbet, kim bilir belki de ufak tefek çılgınlıklar yapmiya kalkacaktı. O yapmasa bile kocasının onu sevmedi- ğini, onu bir kenarda bıraktığını gören- ler genç kadının arkasında dolaşmıya başlıyacaklar, onun nasıl olsa bir gün masraf- bekliyeceklerdi. Böyle olursa, ileride ayrılma suçunu da Süheylânin üstüne yüklemek kabil olacak, işler daha ziya- de kolaylaşacaktı. O zaman hiç kimse, günün birinde Hüsameddinle Fehame- tin evlenmesini çok görmiyecekti, Genç kadın, gözleri yerde, biraz bo- ğuk bir sesle, tane tane: — Bir bakımca bana kızacaksın, di- yordu; şimdi sana: «Haydi kalk, Sü - heylâ ile beraber Yalovaya git!..» der- sem belki de darılacaksın. Dur, bak ne diyeceğim... Biraz beni dinle!. Onu bugünden bırakırsan, bu sabah sana ni- kâhlanan bir kadın yalnız başına Yalo- vaya gidecek olursa'bütün süç senin üs- tüne yüklenecek!. Herkes dedi kodüya başlıyacak... Yarım öbür gün benim a- dımı da ortaya atacaklar; benim yü - zümden senin karından ayrılmak iste- diğini ileri sürecekler. Böyle dedi ko- dulardan benim ne kadar çekindiğimi bilirsin.. Halbuki Süheylâyı bırak da yalnız başına Yalovaya gitsin, sen bu- râda benimle beraber kal, diyen ben değilim, Böyle bir şey söylemedim. — Sen süâylemedin ams ben seni bı- rakıp da onunla beraber nası: gide - rim?, Sana ettiğim fenalık elvermiyor- n . a G aZ AŞK ROMANI Yazan : K. R. Enson burada ne olursun?, Yalniz başına ne yaparsın?, Onu düşünsene biy kere.., — Beni hiç düşünme!, Sen eğer git- mez de burada kalirsan o zaman daha her şeyden ziyade korkutuyor. Saat kaç?. — Dörde geliyor. — Vapur kaçta?. — Âltıda, — Şimdi, hemen apartımana koş; es- vabını değiştir. Sonra da bir otomnobile atlar ,vapura yetişirsin!, Hüsameddin buna bir türiü razı ol- başka bir erkeğin kollarına düşmesini i Mak istemiyordu: * — Nasıl olur?., Seni nasıl bırakırım?. Seni görmeden, günlerce, nasıl yaşa - rım, hem de o kadının yanında?, De - min, beş on dakika otomobilde yalnız kaldık; deli gibi, hasta gibi oldum!. Ya- lova gibi sessiz bir yerde, günlerce o - nunla karşı karşıya nasıl otururum? En sonunda başını eydi: d Mademki sen böyle istiyorsun, bo)'_le daha iyi olacak, diyorsun; yalnız senin sözünü yerine getirmiş olmak i- çin gideceğim .Yoksa, beni buradan a- yıracak hiç bir kuvvet göremiyorum. — Çaresiz, Hüsameddin!.. - İkimizin de iyiliği için buna katlanmak Jâzım'. Ne yapalım, büsbütün birbirimize ka- vuşuncıya kadar, kim bilir, daha ne sı- kıntılar çekeceğiz!.. — Bari sen beni seviyor musun, Fe- hamet?.. Bu kadar üzüntünün içinde hiç olmazsa sen tatlı bir söz söyie... Hiç olmazsa bu kadarcık bir ümidim ol- sun! — Seyvmesem bunlara katlanır mıy - dım, Hüsameddin?. Hem ne kadar se- viyorumi ki bak, senin için nelere baoa - yun eğiyorum. Yoksa bu sabah olup bi- tenlerden sonra sen artık benim için büsbütün yabancı olmalıydın!. ziyade üzüleceğim. Dedi kodu, benit |değildi. Rosini SON E SERİ İngilizceden çeviren: Sezai Yaşıt Rosini meşhur bir san'atkârdı. ÂAz za- manda şöhreti bulunduğu Roma şehri - nın hududlarını aşmış İtalyaya hattâ bü- tün Avrupaya yayılmıştı. Rosini büyük bir ressamdı. Fakat onun bu kadar tanınmasına sebeb yalnız bu bütün tablolarını tek renkle, kan rengi kırmızı ile yapardı. Bin bir rengin ve yüzlerce san'atkâr elin ça- lışmasile meydana gelen tablolar Rosini- nin tek renkli şâheserleri yanında pek sönük kalırlardı. Bazı kimseler Çine, Hin- de adamlar gönderdiler. En nadide, en güzel boyaları getirttiler. Bazıları da tek renkle meselâ yeşil, sarı hattâ kan rengi kırmızı ile tablolar yaptılar. Fakat hepsinde de göze batan bir gayri tabillik vardı. Rosini pek öyle sık resim yapmazdı. O- nun sehpasının başına geçip, eline fır - çlarını alması aylara, bazan da yıllara mütevakkıftı. Genç san'atkâr son şâheseri: «Ağlıyan muş gibi bir de bunu yapamam, Sen (Arkası var) Kadın» 1 da yaptıktan sonra fevkalâde —-——-— — Biden gözleri kararmiş, karşısındaki , a MBARA v ANAA AAA TEğTğAK SAĞ V:':'::'! a B A ? “-y WXWM- AA AA -. S SAa SARİRR AAA a vi U J NW e y" I " eli “ yert* #L .- yark * ge V' —-'-J'.ııı;ı.ı:.i'—" ÜRüMg ü el 2H ” *F 4ta SÜ N I Har DeD MA E a #niz, - 7i YAPARS a yur 3 gel *7 a VWau DA ş bi p : A a? e ÇALK -— ve kendini toplamak için doğduğu yere, |deniz kenarındaki köyüne çekildi. İşte burada Rosini, Amelyayı sevdi! Rosini her akşam güneşin batışını sey- retmek için sahile inerdi. Yalnızlığı se- ven ressam köy halkının toplandığı kum- sala uğramaz, biraz ilerideki kayalıklara çıkar, oradan gözlerile güneşi batıncıya kadar takib eder ve gruptan sonra ses » siz sedasız evine dönerdi, Bir akşam gene kayalıklara çıkmıştı. Biraz ileride, diğer bir kayanın üzerinde genç bir kız gördü: Bu Amelya idi. Ve işte Rosini ilk görüş- te genç kızı bütün mevcudiyetile sev « di! Amelya zengin, asil ve mağrur bir köntün kızı idi. Aldığı terbiye neticesi & da babası gibi herkesi kendinden aşağı görürdü, Önceleri genç kız ressamın ateşli söz« lerine ehemmiyet vermemiş, onun aşk & tiraflarına gülüp geçmişti. Fakat sonra- ları onun tek renkle tablolar yapan meş- hur san'atkâr olduğunu öğrenince genç adamla konuşmakta bir beis görmemiş : ti Günlerce, haftalarca çılgın gibi seviş- tiler. Daha doğrusu Rosini çılgınca sevdi. Amelya da mukabele ediyor göründü, Bir akşam gene kayalıklara oturmuş grubu seyrediyorlardı. Amelya Rosini « den bir portresini yapmasını Trica etti. Genç ressam durakladı. Gözlerini daki « kalarca ufka dikerek sessiz kaldi, sonra sevgilisine dönerek yalvardı: — Şimdi çalışamıyacak kadar halsız ve hastayım, Müsaade et bir kaç zaman bek- liyelim. Amelya fena halde bozuldu. O vakte kadar her istediğini yaptırmağa alıştığı için bu red çok canını sıkmıştı. Hiç bir şey söylemeden kalktı ve uzaklaştı. Ertesi akşam aynı yere geldiği zaman Rosiniyi göremedi, Oomuzlarını silkerek döndü. Ve o günden itibaren tam iki hafta genç ressam odasından — dışarı çıkmadı. Yemek zamanıları tepsiyi san'atkârın kapısına bırakır, bir şey isteyip istemediğini sorardı. Böylece iki hafta geçti. O gün sabahleyin ihtiyar kadın bermütad Rosini'nin kapısını vur- duğu zaman cevab alamadı. Merak edip oda kapısını araladı, sonra elindeki tep- siyi yere fırlatarak haykıra haykıra so « kağa fırladı. Kadının yaygarasile eve ü« şüşenler Rosini'nin odasına köştular, Ö« daya girenler genç san'atkârı tam kapi- nın karşısındaki duvarın dibinde arka üstü ölü buldular. Beyaz badanalı du « varda tabii büyüklükte bir portre göze çarpıyordu. Bu resim de Rosini'nin eski eserleri gibi tek renkle, kan rengi kırmızı ile yapılmıştı. Resme bakanlar gözleri « nin mağrur bakışından, dudaklarının müstehzi gülüşünden Amelyayı tanımış- lardı. Rosini sön eserinin ayak ucunda sükin yatıyor ve göğsünde, tam kalbinim, üstündeki küçük bir delikten hafif hafit kan sızıyardu!'.. Yarınki nushamızda : Kaybolan tebessüm | Yazan: Peride Celâl kuvetsiz düşmüştü. Biraz istirahat etmeli — ev sahibesi elindeki — & - 3 ö ler l ey ” p BÜD gi *W

Bu sayıdan diğer sayfalar: