SON-POSTA W T - Sayfa 13 İARBİN Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen — —Onuncu kısım İttihad ve Terakkide on ııî.vme 0. İ İKTİSA 9 VAZİYETİ İstanbul halkının ekmeği bile Türk elinde değildi! ) tadaki askere elli bin kilo ekmek göndermek lâzım geliyordu. İstanbul fırın- * 0 zamanki kabiliyetlerine nazaran bunun iki mislini temin edebilmeleri - Mümkün iken, gayri milli fırıncılar kasden az ekmek çıkarmışlardı. Alar da askerin elinde idi. On- v ağgon almak mühim bir iş ül:elı);; işlerıi tanzim için bida- 1 üsüller kul ' k S ullanıldı. Fa ş a!idasızdır: ' Teh, İstanbul bu usullerin Anadoluda buğ Ülkryon _da pahalandıran B göqğ ı_lşlerı alt üst etme ka B STiyordu. İşte, İstarfbul MÜerkeziyesi ; â İldu. Buzaa işe bu suretle alâ- " 8dayı Anadoludan aza- ğ _'P stan © için b Wgonla B ti h Pekülâsyon Ü v başlayacak, Ana İcisa l;ahaaına toplanıp ni bctle, ö €ek, o zamanki öl- F eae? Pahasına çıkacak Btanbul h“afıfl sıkı alâkası bu Paldı, ..kîyetl merkeziyesi işi r eziyıeı:niu:ı €ti ve İstanbul he Töebep te u karara sevkeden Taber şeı:şiudüllnııştu: Seferber 'E büyük İ:ıı: © şeker ve petrol E iİr spekülâsyon baş- OK" spekülâç ğ Tn ; yon ekmeğe de si iboş, ticareti kon | Sahası VL_:_İ’ckülâ.syorıa serbest , bu İsir mîk demekti. Bu - Ükeriv, tanzimi İstanbul he- :d.".nmi Ye_ıme verildi, 6 da Bak- V hç: îe_tı kâtibi İzzet Beyin vi- âri: he)'_etle ıstanbulun ek- ; Vazifesini üzerine aldı. | h?“_“ merkeziyesinin NCi gayesi , eyeti l ırkeİ'l ay _ _buhia asgari fiyat U işin bir elden idare- lîıcrkeziyesi bu işi ütün Di zamanda gözleri- öi lıta:î)şh gayelere doğru da aa İi u_!dâ birtakım iktısadi *ğ"_î aki Turkün elini karıştır - ka, B&"ıan — & âci ü muharebesi - gMtesi mea:mdü Çatalcadaki az- ”a alud:“'-l bahsolduğu za - © pek a elî’:'riyetle Rum ve 'a Rlha ürk elinde bulunan ,â' lduğu ekmeğin birden bire I'—;J ünde :uh görülmesi ve aske g üküme?ık müşkülâta uğra - Ş İlâtını m__ ve İttihat ve Te- 4 D mekn lgoüerini fal taşı gibi girfle Tür ün“a_nbul halkınin ek- # lltarihte îllnde değildi? ' Çala]cad lt_anbulda fırıncı- ÜY elli bi alı.ı ordu için iste- İh> nlamı,n kilo ekmek idi. İs - | : in © zamanki kabili - i#tenğf]l b“îl'lln iki mislini GETTi millş "e değilken yüzde sek- ' ç'kn.n:ııan firıncılar kasden liçin e llşı&t. halk ekmek Ülişti. "ürfn önünde biribiri bu ha:u:ık— bir zamanda fı A . Te eti Yapmiş olmala rb ile Cîuı unutmadı ve fncıl raber — İstanbulda # Bte he 8a sevketmeğe karar Yeti Merkeziyenin bu de İstediz; İ ekmıîı iîe hem bu, hem de al Dü l;"_“î“ et Ö içinde »e n tiyacını en muva- mek idi. O $ ve bu hesaplar ve " yirb ilîebabaşlayan heyeti merke- e mş tarafında dokuz ay ka beşlguı oldu ve bu müd- ? Vsn iba aşlıca işi Levazımla mü- ekÖğL Vet kaldı. Miğa, “Sarf — yirmi bör y Kİ getirebilmesi ic 8 M ona 18 dört va- âap ettiği - 20 vagondan ' Trakyadaki askerlere İstanbuldan kâfi derecede ekmek sevkedilmiyordu. Yu- karıda bir hastanenin yem ek salonunu görüyorsunuz fazla vermiyordu. Alabildikleri fazla mikdar da 'Sir hayli mücade- leye mal - oluyordu. Bunda .leî vazım başının tesiri olduğu gibi seferberlikle beraber eski devrin - niden hizmete çağrılmış ve geri hiz ç metlerine ayrılmış mütekait zabitleri- nin de tesirleri vardı. Bütün bunlara rağmen, ilk harp dev- resinde İstanbulun iaaşesine memur olan bu heyet, hem ekmeği pahalan - dırmıyarak, hem de kalitesini fazla düşürmiyerek dokuz ay kadar vazife- sini muvaffakiyetle gördü, fakat, le- karşı — gösterdiği mücadeleden vazimin kendisine mütemadi — müşkülâtla usanarak nihayet işi elinden bırakmayı muvafık buldu. Bu tarihten sonra u- zun zaman, İstanbulun ekmek ve iaşe işleri evvelâ belediyeye, sonra da doğ- rudan doğruya askeri levazimin elile idare edilmiştir. Ekmek meselesi Heyeti merkeziyeye gelince, o, do- kuz ay süren bu jaşecilik — devresinde Anadolunun bir dereceye kadar tabit olan piyasasını takip ederek tedrici su- rette dahilde buğday mübayaa etmiş ve gene tedricen bunları İstanbula ge- tirip un haline kalbederek —muayyen gaB v AURE MAĞA GAĞ ŞA AĞT AMAD G ça TP eei —AMrrm-İP'U talıklariyle sesi kısılanlara şifai te- sirleri çoktur. 30 Kuruş. Hasan deposu: bir hesapla tahakkuk eden maliyete göre ekmekçilere vermiş ve sattırmış- tı. Ancak, bütün bu hesapları yaparken hesap ihtiyaten biraz geniş tutulmuş olduğundan her kilo unda kendisine ufak bir şey kalmış oluyordu. Bu kalan ufak bir kesir, toplana toplana, haki- kt mikdarını şimdi iyi hatırlamıyo - rum, iki yüz küsur bin lira kadar bir para tuttu. Harp esnasında aktedilen ilk İttihat ve Terakki kongresine bu idarenin bütün hesapları getirildi ve hasıl olan iki yüz bin liranın ne yapı- lacağı soruldu. Paranın müstehlike ia- desi imkânı olmadığına göre koöngre bunun kâsiplerine ait olması icap ede- ceğine karar verdi, kâsipler de onu vakfettiler. Bu suretle, İstanbul iaşesinden hasil olan kâr; dönüp dolaşıp bir nevi umu- mi ve müşterek bir sermaye şekline girmiş bulunuyordu ki bununla İstan- bul heyeti merkeziyesi bilâhara Türk- ler arasında-iktısadi faaliyet harekgti- ni uyandıracak bir takım teşebbüslere girişiyor ve Milli iktisat bankası ile birlikte, Kantariye milli ithalât ve ih- racat şirketleri gibi şirketler tesis edi- yordu. Heyeti merkeziyenin işi belediyeye devretmesi, bir taraftan vagon alama- mak yüzünden çektiği müşkülâttan dolayı bıkıp usanması, diğer taraftan da halk arasında yapılan dedikodular- dan dolayı hükümet ve İttihat Terakki arasında, bu işi bırakmak lehindeki cereyanın kuvvetlenmesi idi. Dediko- duyu İttihat ve Terakkinin muhalifleri yapıyorlardı. Su uyur, düşman uyu - maz sözü doğrudur. Eski itilâfçılar, İngiliz dostları, saray mensupları bü- tün muharebe devam ettiği müddetçe hiç uyumadılar ve mütemadiyen halk arasında İttihat ve Terakki aleyhinde propaganda yaptılar. Bunun için, İs- tanbul heyeti merkeziyesi İstanbulun ekmek işinden elini çektiği halde gene bütün propaganda onun aleyhinde ya-| pıldı. Kara Kemal ve etrafı «iaşeciler» namını aldılar ve iş evvelâ, doğrudan doğruya belediyenin normal teşkilâ- tının, sonra da bizzat levazimin eline geçtiği halde dahi «iaşeciler» — diye taan ve teşni edilen insanlar gene bu heyeti merkeziyeciler olarak kaldılar. Halk buna daha ziyade «bakkallar ce- miyeti » derlerdi. Hiç kimse asıl derdin üzerine gitmiyor, kimse hakikati arâ- mıyordu. Harp kaybedildikten sonra da matbuat ayaj yolda devam etti: — İaşeciler! Diye ayni masüm üunsura hücum etti. Eskişehir : (Arkası var) 1 | Hikâye $ | İyi ki öldü !... a Floransada bayram vardı. Parlak bir mayıs güneşi en uyuşuk kanları bile coşturuyor; en asık yüz - leri bile güldürüyordu. Eğri, büğrü sokaklarda, çamurlu meydanlarda büyük bir kalabalık var- dı. Sarı pelerinli, uzun elbiseli bir sei- yör askerlerile çevrilmiş olduğu halde ilerliyor: Halk ona hemen yol veriyor- du. Çekilmiyen olursa uzun saçlı, siv- ri külâhlı ve zırhlı askepler tarafından kırbaçla dövülüyordu. Bu sirada asi| ailelerin oturdukları mahallenin meydanında bu ailelerin çocukları oynuyorlardı. Hepsinin de, renk renk elbiseleri, dantel yakaları, omuzlara kadar sarkan dalgalı saçları vardı. Bu hallerile ilk bakışta oğlan - larla kızları ayırmak güçtü. Bunların arasındaki dokuz yaşında, zayıf, uzun yüzlü ve uzunca burunlu bir çocuk birdenbire hayran hayran ba ka kaldı. Deminki sevinç birdenbire yok ol - muştu. Bir iki dakika büöyle sessiz geçti. Sonra kendinden bir iki yaş büyük o- lan bir arkadaşına sordu: — Şu kız kimdir? Henüz aralarına katılan ve ancak se- kiz yaşında olan beyaz bir kızı göste - riyordu. Arkadaşı baştan savarcasına verdi: — Kimin nesi olduğunu bilmiyorum. Adı Batrismiş!.. Bu kısa konuşma, 1274 yılında olu- yordu. Bu uzun burunlu, zayıf ve sol- gun çocuk ta büyük İtalyan şairi Dan- teydi. cevap Yazan: Kadircan Kaflı Kavalkanti elli sekiz yaşında tanıns- mış ve yüksek bir şairdi. Dantenin şiirini okuduğu zaman yüzünc saaki yeni bir güneş vurmuştu. — Floransada eşsiz bir şair doğdu. Böyle söyliyerek Danteyi buldurdu. Kavalkanti onün çılgınca sevdiğini ve sevdiği kızı öğrenince üzüldü. Şöy- le düşündü: — Keşki bu genç kızı hep arasaydı ve hiç bulmasaydı!.. Dantenin etrafında genç kızlar ve kadınlardan bir halka kuruldu. Genç sair bunlarla konuşmaktan haz duyu- yordu, fakat konuştuğu şeyler de hep sevgilisi hakkındaydı. Beatris kıskançtı. Üçüncü görüşmelerinde şairi tehkcir etti. Delikanlı olduğu yerde sarsıldı, sa « rardı ve baygın bir halde yere düştü. Onu kaldırdılar. Kavalkanti sevindi: — Dante, gittikçe daha çok sevmeli, fakat sevgiliye kavuşmamalıdır. Be « atris, Floransaya büyük bir şairi ba « Bışladı. Bir kaç gün sonra genç kızın babasıi Falko Potinariyi görünce şunları söy- ledi: — Kolayca bir dâhi olabilir. Fakat bir aile babası olabilir mi? * Beatris zengin bir tacirle evlendi. Dante kılıcını kuşandı ve Floransa « da hâkim olmak istiyen iki pari'den halk partisine girerek uzun yaptı. savaşlar Ölmek istiyordu. Yıllar o kadar ya vaş geçiyor du ki dokuz yılda do - kuz yüz yıl bek- Yarınki nushamızdı : BOMBA Fakat Kaval « kanti onun etra « fında olanlara sık sık tembih e« Jemiş gibiydi. diyordu: Sevgilisi, her | Yazan: Pierre Dominigue — Ö yaşama « yerde vardı, elf lıdır! fakat hiç bir yer- Çeviren: Nurullah Ataç Maceralar ve de görünmüyor - du. Bir taraftan da kalbinde rin bir korku seziyordu: — Onu görürsem ne yaparım? Ona olan aşkımı nasıl söyliyebilirim? Güzel konuşan, konuşmalarına her- kesi hayran eden bu zeki ve dâhi a - dam bir çift sevgili göz önünde bir sonbahar yaprağı gibi solgun ve za - vallı, titriyecekti. On sekiz yaşındaydı ve onu gördü Büsbülün sarardı ve kalbi, göğsünden fırlıyacak gibi çarpmağa başladı: -- O kadar güzel ki... Diyebildi. Oradan kaçtı. İğri büğrü sokaklar - dan geçti. Büyük ve taştan bir evin merdivenlerini çıktı. Daracık ve nemli koridorlardan rüzgâr gibi bir odayâ girdi. Kapıyı kapadı ve masasının ba- şina oturdu. İlk şiirini yazıyordu,. Yazdı. Yüksek sesle bir kaç defa okudu. Karşısında bir genç kiz varmış gibi jestler yaparak, baş eğerek tekrarla- di Bu, onun kalbindeki büyük aşkı tam manasile anlatamıyordu. Fakat o aşk- tan epeyce şeyler söylüyordu. Ertesi sabah onu akrabasından genç bir kadın, güzel Beatris'e götürüyordu. Bir kopyası da şair Kavalkantiye gi- diyordu. de - ölüm korkulari « le dolu yedi yıl daha geçmişti. Dante hâlâ seviyor ve ıztırap çeki « yordu,. Iztırap çektikçe daha yüksek eser « ler yaratıyordu. Beatris pişman olmuştu; fakat - hasz« ta yatıyordu. - Dante çırpınıyordu. İhtiyar dostu Kavalkantinin ellerini tutuyor; onun korku ile bakan gözlerine gözlerini saplıyarak: — Ah, o kurtulsa!,.. Ona kavuşsam!... O zaman neler yazacağım bilseniz!. Diyordu, | İhtiyar şairin dudakları belli belir * siz bükülüyor ve sanki soruyordu: — Acaba?.. İkisi de düşünceliydiler. Korkulu geceler geçirdiler. Fakat birisi genç kadının ölmesin « den, diğeri ölmemesinden korkuyordu. — Beatris öldü! Dedikleri zaman Dante dizüstü düş- tü. Kavalkanti derin bir nefes aldı ve mırıldandı: — İyi ki öldü. Büyük bir şair ölüm- den kurtuldu. O biliyordu ki Dantenin dehasını besliyen aşk sadece çılgın bir kavuşs mak arzusudur ve kavuşulunca aşk ta gelmeleri. (222) Beyoğlu Vakıflar Direktörlüğü İlânları Kiralık Emlâk Beyoğlu Hüseyin ağa Yenişehir 58 N: lu dükkân Beyoğlu Hüseyin ağa Yenişehir 5 N: lu Ev Tophane Kılıcali paşa Topcular C. 324/1 dükkân Feriköy Rum kilisesi arkası 106/1 No:lu arsa Yukarıda yazılı vakıf malların 31/Mayıs/937 sonuna kadar kiraya ve- rilmesi 11/1/937 gününden itibaren bir ay müddetle vazarlığa bırakılmış- tır. İsteklilerin hergün Beyoğlu Vakıflar Direktörlüğü Akarat kalemine ölür!.. İstanbul Gümrüğü Başmüdürlüğünden : Gümrük satışından: Safi 7500 kilo şerit halinde zıvana kâğıdının satışi 'Tan gazetesinin 4/1/937 tarihli nushasile ilân edilmiştir. «3877» Hukuk Fakültesi Dekanlığından : Fakülte Kütüphane ve neşriyat işlerile meşgul olmak üzere bir memur ahnacaktır. Taliplerin asistanlık vasıf ve şartlarını haiz olmaları lâzımdır. l İsteklilerin Dekanlığa müractaatları. «217» : |