SON POSTA — anlı donanması enedikliler İstanbula girmek üzere idiler *t * * : Çanakkale önünde feci bir bozguna uğramıştı. ah ve şehir halkı korkunç günler yaşıyorlardı. Tam bu sırada Hasanın zorba arkadaşı meydana çıkarak Venedik donanma sının kazandığı koca zaferi hiçe indirdi. İN ee e Si beî“'abmehlğnet henüz küçüktü. : *T eğer büyük olsaydı ne Şcaktı? : # Bamaz / etekim tarih onun büyük- yi 3 lem da gördü. O zamanlarda | Tışıktı Yândı . — €N Meşhuru Abaza L p, iYe taraflarında Seydi aeşî ü::'le birlikte ve on iki bin Ş i takarak her fe- e Vd Yapıyordu. Yolları keîi o w en- g” &mı W S yor, Z İ £ . erin boyunlarını ÜfRvlet b N deği u.ııl.an yola getirecek kud- e Bükemedizi : İ €mediğin kolu öpmek gerek... Ve sadrazam Sü- Hasan Paşayı * İbka eve daha büyük bir salâ- Yezirlik rüşk, SEYGi Ahmet Paşaya Nizı muh, e SİNi vererek Akdeniz Göydi Slha tayin etti. ü ehAhm_Et I_Ja_şa Çanakkale boğa- Fakat g“lm anlamakta gecik- : darurm kuvvetli bir hale kalmadı. Bir çok vezir- Y adamlarının boyunları- ile neticelenen bir ihti - anakkaleden kaldırıldı tayin olundu. Türklerle Venedikliler a- İi Ordumuz Giritte K PPişiyordu. Ayni zamanda ği olmek i_i_a seksen kadar gemiden b Üzere hazırlahmıştı. Bun- Ma erzak ve asker götü- aEslrit iyet veriyor - donanmasinın ü hf:““n için Türk Üzere Boğaza yaklaş - lefi (5, aa n a y WPlan Marcoe BN gözü kör — oldu. fk a Selo öldü. Fakat neticede Şeup Oldu. Dıbk“'k“ç bir surette adirga kunmmdan yalnız on Yolu Ven tulabildi. Artık İstan- Riştı. mtğdlkh_ler için tamamile Pasker çıkarı Bazın Rumeli yaka- önünde-k—; Afmağa başladılar. Bo - 1" birer Venad%ıaî da kolaylıkla ve Enedik askedüdık’"" eline geçmiş- yerleşiğirerleri Boğazın iki tara- N üüzeçi Bemileri tamir ederek İs- _ ihne Yürüyeceklerdi. | Yazan : Turan Can sırada Çanakkale önündeki bozgunu haber aldı. Heme_n imdada koşmak lâzimdi. Kollarını bağ- layıp duracak zaman değildi. — Yanında kendi konak halkı ile mu- hafızlardan ibaret iki bin kadar süvari vaîdı. .— v Seydi Ahmaet Paşa bir an bile düşün- Mneden kararını verdi ve atının başını Gelibolu yarımadası tarafına dörtnala_ sündü. Adamları ve askerleri onun gibi yaptılar. Bozulan donanma Geliboluya kapan- mış, bir kısmı da İstanbula kaçmış'ı. Padişah ve saray halkı korkunç günler ve geceler yaşıyorlardı. Halk şimdiden kaçmağa başlamış, esnaf ise fırsatltarı istifade ederek yiyecek ve giyecek fi- atlarını yükseltmişti. Akıllarıncaa düşmana karşı koymak için Haliçteki bır kaç köhne tekne ve Karamürsel kayıkları çarçabuk tanı'r ediliyor, derme çatma leventlerle dol- duruluyor ve Kumkapı açıklarına çı- karılıyordu. ; Bir taraftan da surların tamirine ça lışılıyor, uzaktan sağlam görünsün diye badana ediliyordu. ; Seydi Ahmet Paşa Gelibolu yarıma- dasını baştanbaşa bir yıldırım hızıyle geçti. Venedikliler karaya çıkmışlar, ken- dilerine tabye yapıyorlar, topları yer- leştiriyor __IğıîdOlu sahiline de yaklaştıkları görülüyordu. — Anlaşılan buraya yerleşmekle boğazın daha emin geçileceğini hemen kavramışlardı. Seydi Ahmet paşa bir dakika bile durulmadan harekete geçilmesi lâzım olduğunu görmüştü. Kendisi başta ol- duğü halde kılıcını çekerek: — İleriiii! Diye haykırdı. Aynı zamanda bir iki bin süvari yalın kılıç sahile saldırdı ve oraya yerleşmek isteyen Venediklile- ri yıldırımla vurulmüş gibi bir hale soktu. Venediklilerin çoğu Türk kılıçları al tında can veriyorlar; karşı durmaktan vazgeçenler hemen esir ediliyorlardı. Büyük bir kısmı da sahildeki gemileri: du. Vizeye geldiği i| ne kaçıyorlardı. Seydi Ahmet paşa Venediklerin yeı-ıeştirdikieri topların başına geçmiş, denizdeki gemilere de ateş ediyordu. Şimdi düşman için karada ve denizde yaman bir bozgun vardı. Seydi Ahmet paşa bir taraftan o ci- vardaki küçük kayıklara asker doldu- ruyor, Anadolu yakasıma da gönderi - yordu. Düşmanın bozulması o civar halkına büyük cesaret vermişti. Sim- di herkes silâhlanıyor ve düşman her taraftan sarılarak ya yerlere seriliyor, yahut denize dökülüyordu. Venedikliler çok geçmeden Boğazı bırakarak Bozcaadaya, Limniye çeki- liyorlardı. Bir kumandanın tam amanında, va-| Snyfş 7 DA — C— Eki bir avukat kâtibinin hatıraları: 5 Haciz memuru ile bir dolaşma Bizim ev sahibi kiracısını evden atarken ihtirasla hareket ediyordu. Her iskem- leyi, her minderi hamallara yardım ederek karşı evin duvar dibine taşıdıkça gözleri hazla parlıyordu. Nihayet ev tamamile boşaltıldı... Önde bizim kara yağız, Siirdli mü- vekkil, iki adım gerisinde eski lâciverd pardesüsü müruru zamanla kırmızı- laşmış ihtiyar bir adam, içeri girdiler. Bizim müvekkil arkadakine: — Şöyle otur, yabancı yerde deği- Hiz, kâtip canımız, ciğerimizdir dedi. Sonra bana dönerek takdim etti: — Bizim kiracı. _ Kara yağız, Siirdli müvekkil, vak- tile eski paşazadelerden bir mirasyedi- nin vekilharcı idi. Mirasyedi küçük bey, son apartımanı satıp Avrupaya giderken baba yadigârı sadık vekilhar- ca bir miktar para verdi. Sadık vekil- harç da bununla Aynaliçeşmede üç katlı bir ev aldı. Kiracı, eski bir gümrük komisyon- cusu imiş. Sağa sola koşmak kudreti- ni kaybettikçe kazancı daralmış. İhti- yar karısile, kambur ve drahomasız ol duğu için evde kalmış yaşlı kızını güç halle geçindirebiliyormuş. Ev kirası biriktikçe birikmiş, Bizim müvekkil evi satın alıp eski mal sahibi üzerindeki konturatları kendi namına yenilemek istediği za- man vaziyete akıl erdiremeyip ilk a- yak direyen kiracı bu ihtiyar oldu. Nihayet iş yazıhanemize kadar ak- kuku sayesinde eski vekilharcın işini Kiracıyı yeni bir konturato yapma- ğa ikna ettik. İlk iki ay parayı peşin peşin verdi. Fakat sonraları borcunu tediye edemez oldu. Alelüsul hakkı ha- pis yaptık. Galiba adamın tanıdığı bir avukat var. Bu parasız müşteriye baştan sav- ma akıllar öğreten bu zat zavallıcığı, hapis edlien malları hakkında kızı va- sıtasile istihkak davası açmağa sev- ketti. İşte bu dava sulh — mahkemesinde devam ederken o gün ikisi birden ya- zıhaneye geldiler. Mesele yeni bir safhaya girmişti. Ev sahibi: — Evimden çıksın, diyordu, alaca- ğım 75 lira değil mi, 50 liraya, haydi 40 liraya sulh oluyorum. Şimdi para da istemem, Bir kefilli — senet versin. Evimi boşaltsın. Kiracının yüzüne baktım. Niko- tinden sararmış parmaklarının — ara- sındaki sigaranın küllerini dalgın dal- gın üflüyor. Cevap vermiyor. — Sen ne dersin? dedim, — Bakalım, bir soralım! verdi. — Sor, sual et de sonra buraya gel! Aranızı bu!ahm. Sen de zatar etme, bu adam da zararlı çıkmasın. Hem bak cevabını kit kaybetmeksizin küçük bir kuvvetle yaptığı cesurâne hareket koca bir Ve- nedik donanmasının kazandığı koca bir zaferi hiçe indinmişti. Bu haber geldiği zaman her tarafta büyük bir bayram manza- rası görülmeğe başladı. Abaza Hasanın zorba arkadaşı — vevilâyetten vilâyete bir baş belâsı gibi gezdirilen Seydi Ah- met paşa şimdi devletin gözdesi ol - muüuştu. kılıç gönderdi. Bir de ferman yolladı. Bunda: — Yaptığın hizmetten hoşnüd ol - dum. Seni Akdeniz Boğazı muhafızlı- ğına memur ettim. Hizmette devam c- desin! Deniliyordu. Bir kumandanın emir beklemesi ve o emri noktası noktasına yapması ne kadar lâzımsa, böyle nâzik Ve nâdir amanlarda kendi görüş ve anlayışına miyetlidir. Turan Can setti. Yazıhanenin efendisile olan hu-! Padişah ona samur kürk, mücevher | göre hareket etmesi de o derece ,heni- : Yazan : Kemal Tahir YOT fena mı 75 lirayı 40 liraya bırakıyor, ne zaman elin genişlerse ödersin. Peşpeşe çıktılar. — Evimden eşyalarını kaçıracak diye hakkı hapis yaptırarak ev sahibi- İnin bu sureti haktan görünüşü pek de sebepsiz değil. Muhakkak iyi bir kira- cı bulmuş olacak. — Zararin neresinden dönülürse kârdır. diye düşünmüştür. Adam hak- li 4 x- Kiracı galiba, bedava avukattan gene kötü ders aldı. Yahut ta aklının pek ermediği bir işe girişemiyor. Bir daha görünmedi. Bir gün bizim kara yağız müvek- kilin kiracısına çullandığını, bir iki de tokat yapıştırdığını haber aldık. Yapar mi yapar, cahil bir adam için hıncını böyle çıkarmaktan başka yol yoktur. Sulh mahkemesindeki istihkak da- vasına bir de ceza davası karıştı. x Bir gün müvekkil, yazıhaneye mu- zafferane girdi. Bana: — Geç bakalım şu daktilonun ba- şına! diye keyifle kümanda verdi, geç şu daktilonun başıma — da mükemmel bir tahliye talebi doldur. Makinenin başına geçtim. Tahliye talebini doldurdum. Masanın üstüne bir paket yaldızlı sigara fırlattı: — Yoruldun, şunu şimdilik al, hele belâyı hayırlısile bir defedelim, birayı da içeriz. x Galiba bir ay sonra idi. Bizim avu- kat temizdeki bir dava için Eskişehire gitmişti. Yağmur yağıyordu. Kışa giriyor- duk. Günler kısalmış, saat beş dedi mi hava kararıyordu. Masanın başında gazete okurken bizim müvekkil gene geldi.. Sinirime dokunan İâübâliliğile: — Haydi kalk, dedi, başımı derde sokmak istemezsen beraber yürü. Tah- liye kararını aldım. İcra memuru aşa- gıda. İşi hemen bitirir, bir birahaneye damlarız. Bu akşam bendensin.. İşim yoktu. Ev sahibinin hoyratlı« gına belki mani olurum diye peşine ta: kıldım. y Şarkı ve Şarklıyı yazıyorum diye. bütün dünya züppelerinden on kere fazla züppe, şu Klod Farer'in Japon hayatına ait (Harp) adında bir roma- nı vardır. Bu rtomanda Avrupalıyı se- ven, onu takdir eden bir Japon zabiti- ne, an'anelerine bağlı bir diğer Japon zabiti şöyle der: — Sen de şüphesiz dövüşürsün. Fa kat senin dövüşmen nihayet vazifeni yapmak içindir. Halbuki — ben sende eksik olan bir hişle yani ihtirasla bo- ğuşurum. İşte bizim ev sahibi de kiracısın' evden atarken her iskemleyi, her min- deri hamallara yardım ederek karş duvar dibine taşıdıkça gözleri hazla parlıyordu. Nihayet ev tamamile boşaltıldı. Bü- tün eşyalar sokağa yığıldı. Kiracı, şüphesiz taşınacak bir yer aramağa koşmuştu. Kambur kızı ile ihtiyar karısı o |muzlarına birer hırka almışlar, bir san dığın kenarına oturmuşlar, eşyalarını ve babanın getireceği haberi bekliyor lardı. Gece olmuştu... Yağmur yağıyaor: dü, ... Kemal Tahir ——— Faee e Adana Seylâbında bir Fedakârlık sahnesi esnasında kide olba — gene yelim: — Saat 12 sularında Soyunarak suya Adana seylâbı üzerinden epeyce zaman geçti. Bununla beraber facla gösterilmiştir. ki, es- vatandaşla- rın takdir gözleri önüne serilmek kıymetini muhafaza etmişlerdir. Bu kahramanlık nümünelerinden birini H Adananın Camiikebir mahallesin - den pehlivan Ziya yapmıştır. Bunu kendi dilinden üç beş satırla dinli - seylâp en şiddetli safhasına girmişti, her ta- raftan imdat sesleri aksediyordu. atladım. Evvelâ askeri kışlaya gittim. İstihkâm yüz- başısı ile başçavuşuna iltihak ettim Suyun yüksekliği bu sırada dör beş metreyi bulmuştu. Üç kişi elele vererek suyun ortasında kalmış 0- lan evlere yardıma başladık. Yek - diğeri arkasından bir çoklarını kur- tardık. Bu arada Salih Efendinin fab- rikası civarında suya batmış bir ça- cuk vardı ki, ölümle karşı karşıya gelmişti. Mütemadiyen feryat edi - yordu. Nihayet suyun içine gömü - lüp gimi. Bulunduğu tarafa gittim. Görünmüyordu. Suva geldim, içeri: de ne kadar kaldim bilmek kabil deş gil, belki iki dakika, belki de daha fazla, Fakat sayiim boşa gitmedi. Suyun dibinde elime bir elbise geç- ti. Baktım; çocuk. Çekip çıkardım. İstihkâm yüzbaşısı iİle çavuşunun göstendikleri fedakârlıkları — bilhas- sa takdir ile yadederim.