23 Ekim 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

23 Ekim 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Ka 10 Sayıa SON PUSTA 'aras 4 :I ö / BiR TÖRK ZABİiTi Mülâzım — Cemil'in âkıbeti âîî4 A, R. Nergıs Cemilin eline bir pusla sıkıştırmıştı, puslada — şu satırlar yazılı idi: “Grandük sizin çok sert ve âsi bır ruha malik olduğunuzdan bahsederek, kalabalık üsera garnizonlarına gitmenize razı olmuyor/,, (Sarıkamış) ta, kâhir Türk ateşle- / ri altında perişan olan (Türkistan a- layı) nın zabitlerinden (Azmanof) is- | mındekı bir binbaşı, (Cemil) e şu ma- İlümatı vermişti: — — Sibiryanın bir çok köy ve kasa- * balarında, Türk zabit ve askerlerine karşı büyük bir muhabbet vardır. Bu- nun sebebi de, şudur... Malüm ya, - (93 harbi) nde de Türklerden bir hayli esir alınmıştı. Bunlar, Sibirya - — ya yollanmıştı. Bu esirler orada uzun- — ca zaman kaldılar. Ve âdeta, halk ile — kaynaştılar. Bir çok zengin Rus kız - ları, bunlarla evlendiler. Orada birer aile teşkil ettiler. Hattâ bunlardan bir kısmiı, orada kalmayı tercih ederek, — sulh olduktan sonra bile, memleketle- — rine avdet etmediler. Ve artık muhi - | tin, en temiz ve en çalışkan bir unsu- ru makamına geçtiler... Onun için bu | sefer de Sibiryaya giden zabit ve ne- ferlerinizin orada rahat edeceklerine, halktan iyi bir dostluk ve muhabbet ' göreceklerine eminim. - Demişti. Binbaşı Azmanof'un verdiği bu ma- lümat, Cemilin hoşuna gitmişti. O - iyotform ve tentirdiyot kokuların - — dan kurtularak, seve seve teneffüs e- — dilecek temiz bir havaya, tatlı tatlı konuşulacak arkadaşlara kavuşmayı, dört gözle beklemekte idi. Nihayet bir gün, hastabakıcı Ner - giz, soluk soluğa gelmiş; Cemili bir - köşeye çekmiş: — Gidiyorsunuz. Demişti. — Cemilin yüzünde, birdenbire bir se- - vinç belirmişti. — Gidiyor muyum?.. o — Evet. — Nereye? — Onü, tamamile bilmiyorum... Fakat, bildiğim başka bir şey var kı n. çok mühim?. —NEe?. — Grandükten evvelce aldığı emir üzerine, sertabip dün kendisine bir ?tezkere yazmış; artık taburcu edile - ceğinizi bildirmiş. — Evet. — Grandükten de derhal haber gel- '-. bu binbaşıyı, (Orsk) kasabası ıvarında. halamın çiftliğine gönderi- nız. Orada ikamet etsin; diye emir — vermiş. Cemile, hafif bir şaşkınlık gelmıştı — Sen, bu malümatı nereden al - | Eir Doktorun | Günlük Cuma | Notlarından — €) | Anjin, hünnak | Boğaz ağrısı | Ekseriyetle soğuk algınlığından olur. f,-Bazan da başkasından sirayet eder. A- "teş yükselir, boğazda bademcikler kıza- | rir ve şişer. Bazan üzerlerinde cerahat — noktaları görülür. Iztırabliı bir hastalık- tir. Kulakta ve böbreklerde ihtilât yapar .* ve çok ehemmiyet kesbeder, Sön derece 3 dikkat etmelidir. Bnğaz ağrısı başlar başlamaz ıhlamur — suyu İçine ilâve edilen oksijene ve yahut — gda içine sıcak su damlatılmış tertürdi - 1 vodlu sü ile sık sık gargara elmelidir. z - Düâhilen de günde üç taneye kadar as - i pirin ve hafif müshiller almak muvafık- | tir. i (*) Bu notları kesip saklayınız, ya - — hut bir albüme yapıştırıp kolleksiyon W. yapınız. Sıkıntı zamanınızda bu notlar l.ıır doktor gibi imdadınıza yetişebilir. nun için bir an evvel hastanenin şu| — Biz; bütün arkadaşlar, sertabi - bin odasile kalem odasını kontrol al- tında bulunduruyoruz. On dakika ev- vel, sertabip bu emri kalem odasına tebliz ederken, ben orada idim. — Örsk, dedin değil mi?. — Eyvet, — Acaba, bu kasaba nerede imiş?. — Bilmiyorum. Maamafih, inzi - bat zabitinin odasındaki büyük hari - tada arar, bulur, size haber veririm. — Çok minnettarım; sana Ner - giz... Sana, ve arkadaşlarına.. emin o- lun ki; sizden ayrılmak, bana çok güç gelecek. Nergiz, daha fazla dinleyeme - mişti. Koridorun, sahtiyan rengi mu- şambalarını gıcırdatarak uzaklaşıver- mişti... Cemil, onu gözlerile tâkib et- mişti. Bu genç Türk kızının uzun ve narin endamı, elbisesinin bembeyaz rengi ile, o parlak muşambaya akset- mişti. Cemil, onu gözden kaybedinceye kadar Aarkasından baktıktan sonra, hastanenin yemek salonuna inmişti. Orada, Rus zabitleri kaysı reçeli ile çay içmektelerdi. Cemil, bunların a - rasında bulunan Binbaşı Azmanof'u bir parti iskambil oynamıya davet et- mişti. Ve iskambil oynarken de, bir münasebet getirerek (Orsk) kasabası hakkında malümat istemişti. Azmanof'un verdiği malümata na- zaran, bu kasaba; garib bir hususiyete malikti. Avrupa ile Asyayı birleştiren hudud hattının tam üzerinde idi. Et- rafı, dağlar ve ormanlarla çevrilmiş - ti. Avrupa ile Türkistan arasındaki büyük kervan yolu, buradan geçmek- te idi... Ahalisinin çoğu (Kazak) dı. Fakat bunların arasında, (Kırgız) lar da vardı... Havası biraz sert olmakla beraber, çok sağlamdı. Hattâ, eski (Çar) lardan bazıları; sarı sülün av - lamak için oradaki eski şatoya gelirler; bazan haftalarca kalırlardı. Ve... Cemil, artık bundan fazla malü - mata kulak asmadı... Fakat içinde, bir şüphe vardı. Onu niçin üserâ garni- zonlarından birine sevketmiyorlar da, (Asaletlüâ Grandük hazretleri) nin '(muhterem halaları) na aid olan bir çiftliğe gönderiyorlardı. Yemekte, ve yemekten sonra da, Cemilin kafasının içinde mütemadi - yen bu sual dönüp dolaşıyor; büna bir türlü cevab bulamıyordu. Fakat, tam yatma çanı çalarken, bu muamma da hallolmuştu... Nergiz, u sullacık onun yanına sokulmuş; eline, Lâtin harflerile yazılmış olan şu pus - layı tutuşturmuştu: (Cemil bey!.. (Orsk, tam Si - birya hududu üzerindedir... Kalem 04 dasını boş buldum. -Usullacık içeri so-. kuldum. Grandük tarafından hakkı' - "lik nızda verilen emri okudum... Gran - dük, sizin çok sert ve âsi bir ruha ma- olduğunuzdan bahsederek; (bu binbaşıyı, kalabalık üserâ garnizonları- na göndermek doğru değildir. Arka - daşlarını teşvik ederek bir isyan çı - karabilir. Onun için tenha ve arka - (daşlarından uzak bir yerde bulunan | (Orsk) kasabasında, halam (Kontes 'Olga Nerimanof) un çiftliğine gönde- rilmelidir. Orada, bu esir binbaşıya yapılacak muamele hakkında, çiftlik kâhyasına ve mevki kumandanına, i- cabeden emirler gönderilmiştir.) di - yor... Bu emirnamenin yazılış tarzı- na nazaran, hakkınızda fena bir cere- 'yan hissedilmiyor. Böyle olmakla be- raber, neticenin ne olacağı bilinemez. (Arkası var) “ Son Posta ,, nın zııbıtıı romanı: 8 Yazan : Hugh Austin İngilizceden çeviren : Kadını bir erkek mi Hasnun U ıahlııll' öldürdü Polis memuru: - Köşkte bulunanlar hakkında mümkün olduğu kadar ful& malümat toplamak mecburiyetindeyim, dedi. Kent kendisi de farkında olmıyarak eski sabırsızlık -huyuna kapılmıştı. Kameriyeye doğru gelmekte olan Pattonu karşılamıya gitti ve daha o- nun yanına varmadan — soruşturmıya başladı: — Bana bu köşkte oturanlar hak - kında malümat vereceksiniz. burada toplandınız? — Mister Arnoldun davetlileri ol - duğumuz için. Niçin — Mister Arnold sizi neden davet| etti? — Hafta sonunu birlikte geçirmek- liğimiz için.. — Öğleden sonra.. Aranızdan biri gaybubet etti mi? — Hayır! — Aranızda ne gibi bir münasebet vardı? Dostluk mu? İş mi? — Mister Arnold, Merrit, Lang ve ben hem dostuz, hem de şerik, Ayni işle iştigal ediyoruz. Firmanın: adı (Merrit, Arnold ve ortakları) dır. — O halde bu toplantı, bir iş top-— lantısı idi. — Mutlak surette değil. Buna rağ- men bahis arasında.. iş üzerinde de konuştuk. — Köşke ne vakit gelmıstınız? — Ögle yemeği için: Saat bir bu - çukta! — Anlıyorum. Eğer vaziyetin hü- lâsasını ben yâpacak olursam belki va- kit kazanmış oluruz: Bazı delâile ba - karak hükmediyorum ki, " Madam Merrit tanıdığı bir adam tarafından öldürülmüştür. Charles Patton komedi oynamıya teşebbüs etmedi. Ne istikrah, ne hınç, ne de ademi itimat.. Yüzünde hiç bir hissin eseri görülmüyordu. Yalnız a- dalelerinde hafif bir gerginlik göze çarptı. Polis memuru sür'atle devam et - ti — Binaenaleyh köşkte bulunanlar hakkında ve öğleden sonra her biri - nin ne yaptıkları meselesi üzerinde |mümkün olduğu kadar fazla malümat toplamak mecburiyetinde bulunuyo - rum. İfadeleri yekdiğerine tevafuk e- dinciye kadar her birini ayrı ayrı is - ticvap edeceğim. Anladınız mı? Mister Patton ilk defa olarak gü - lümsedi: — Evet, dedi. İfadelerimizin yek - diğerini nakzetmemesi lâzım geldiği - ni söylediniz. Pekâlâ! İşte benim söy- “|liyeceklerim: Birlikte yemek yedik. Sonra Madam Arnold biraz serinlemekliğimiz — için havuz başına gitmekliğimizi teklif et- ti. Banyo yapmak istiyenler bu fırsat- tan istifade edebileceklerdi. Zira haf- ta sonu için banyo takımlarımızı dai- ma yanımızda taşırız. Madam Merrit ile ben derhâl banyo yapmamıya ka - rar verdik. Mister Lang ile kızım te - nis oynamak istiyorlardı. Havuz başı- na gittik: Mösyo Merrit, karısı, Mös- yo Arnold karısı.. ve ben.. birliktey- dik.. Kent: — Anlatırken saatleri tesbit etme- yi de unutmayınız, dedi. — Madam Arnold havuzdan bah - settiği zaman saat ikiyi çeyrek geçi - yordu. Takriben 20 dakika sonra o - raya gittik. — Mister Lang ile Mis Patton ne - redeydiler? — Tenis kortuna gitmek için biz - den ayrılmışlardı. — Demek o sırada saat (2) yi 365 geçiyordu. | — Evet. On dakika kadar sonra Madam Merrit bahçede bir tur yapmak istediğini söyledi. Pekâlâ hatırımda - dır. Madam Arnolddan biraz çiçek kes- mek için müsaade de rica etmişti. — Demek ki havuzdan saat (2) yi (45) geçe ayrılmıştır. Patton aklına birdenbire yeni bir fi- kir gelmiş gibi yerinden sıçradı. Ayni zamanda da: — Evet, dedi. Tegmen sizden dok- torun ölümü saat kaç sularında tes - bit etmiş olduğunu sorabilir miyim? — Hay hay! Bunu sizden saklamak için sebep yoktur. Kadın saat 3 ile 3,30 arasında öldürülmüştür. * Patton bir kaç saniye düşünceli, ha- reketsiz kaldı. Sonra: — Kendi ifademle iktifa etmeyi müreccah buluyorum, dedi. Hiç de- gilse dostlarımın da ifadelerini alaca- ğınız zamana kadar. — Niçin? e — Belki makul bir düşünce değil- dir. Şüpheyi onlayın üzerine tevcih e- debilir. Her neyse.. Devam edeyim. Madam Merritin hareketinden takri- ben bir çeyrek sonra zevci de ayağa kalktı, gidip karımı çağırayım, banyo yapsın, diyordu. Geri döndüğü zam3 karısının hafif bir baş ağrısına tutul” duğu için kameriyede biraz dmlell y mek istediğini söyledi. Bir iki dak Madam Arnold yanımızdan ayrıl Sanırım tenis kortuna gideceğini sö! lemişti.. Sonra biz havuz kenaı' '““ kaldık. Bizzat benim Madam Me aramıya gittiğim zamana kadar.. — Saat kaçtı? — Benim saatimle tam dörttü. yet iyi hatırımdadır, çünkü vaktin b kadar gecikmiş olmasına hayret et * miştim .. — Ne siz, ne de Mösyö Arnold h" vuz başından ayrılmadınız mı? — Hayır! , — Pekâlâ! Şimdi size soracağı — suale cevap vermeden önce düşünm?” '4 nizi rica ederim: Mister Merrit ile Mat — dam Ârnold bahçeden ayrı ayrı Se'l ,ıı döndükleri zaman üzerlerinde bir ?3! taşıyorlar mı idi?, Patton: — Hayır, dedi. Fakat ayni zaman” da da ihtiyatla ilâve etti: — Ben görmedim. Amma müm kündür. a l f j Çimento fiatları On beş gün sonra piyasaya bol mikdarda çimento verilecek Piyasada çimento ihtikârı mevcut olduğunu ve bununda çimento veren fabrikaların İstanbula ihtiyacı nisbe - tinde mal vermemesi yüzünden ileri geldiği anlaşıldığını yazmıştık. Kış yaklaştığı için Anadoludaki in- şaat sahipleri kışın devamı müddetin- ce lâzım olacak çimentoyu şimdiden tedarik etmek zaruretinde kalmışlar - dır. Samsun ve Sivasta yapılan yeni yollarla Sümerbankın Anadoluda ye- niden yaptırmakta olduğu inşaat için çimento fabrikalarına külliyetli mik - tarda sipariş yapılmış bulunmaktadır. Şimdi, çimento fabrikaları bu sipa - rişler için mal çıkarmaktadır. Halbuki İstanbulda da bir çok inşaat mevcut bulunduğuna göre fabrikalar İstanbu- lu tatmin etmek zaruretini de hisset - mişlerdir. Bu iş için de tedbir almış - lardır. Bu hususta fabrikalarla alâka- dar bir zat demiştir ki: «— Elimizde fazla sipariş bulun - ması yüzünden İstnabula istekten faz- la çimento çıkaramıyoruz. Anadolu - dan çok fazla sipariş var. Kışın bastır- ması ihtimali de mevcut olduğundan | bunları şimdiden göndermek zarure- tindeyiz. Sıkışık vaziyette olduğumu- zu hisseden İstanbul çimento tüccar- larının, bu fırsattan istifadeye kalkı - şıp bizden mal alıp stok yaptıktan sonra bilâhare dar zamanda piyasaya çıkarmalarına mâni olmak için bir u- sul bulduk: Bunun için inşaat sahipleri tüccar - dan tedarik edeceğine elindeki inşaat vesikasile bize müracaat etsin, ona is- tediği çimentoyu verelim.» Bu usul de ihtikârın önüne geçe - memiştir. Çünkü elinde inşaat tezke- resi bulunanlar mütemadiyen şirket- ten çimento çekmektedir. Ve tüccarın da çimentoya ihtiyacı olduğundan bu inşaat sahiplerinden biraz kâr vere - rek çimento Aalmakta, — müşterilerini fabrikaya gönderecekleri yerde ken - dileri talebi karşılamakta, bittabi narh- tan yükseğe çimento satmaktadırlar. İ | Nöbetci Sinekler ilâçla ' öldurulecek Sıhhat Müdürlüğü bu ilâcıt formülünü arıyormuş Sinek istilâsı ve çöp derdinin halle dilmesi için yapılan çalışmalar arttı — rılmıştır. Bir taraftan çöplerin kaldı — rılması işine devam edildiği gibi, diğ? — taraftan da sıhhat işleri ıııı'idürlüîö Ğ çarelerini aramaktadır. Belediye sıhhat işleri müdürlüğür * den sineklerin imhası için bir ilâç fofs — mülü hazırlanmasını istemiştir. Sıh N hat işleri müdürlüğü böyle bir ilâcıt — formülünü aramakla meşguldür. Belediye temizlik işleri müdürü b? k hususta demiştir ki: j «— Sineklerin zehirli bir madde il itlâfına çalışacağız, belediyenin 909' - meselesinde tfak tefek noksanları T muştur. Ve bunların da ıslahı cihetint j gidilmektedir.» : — Eczaneler . Bu gece nöbetci olan eczaneler şunlard!”* | —— İstanbul cihetindekiler: Ni y Aksarayda : (Ziya Nuri). Alemdarda * | — (Sırrı Rasim). Bakırköyünde : M*“" Beyazıtta : (Haydar). Eminönünde * | (Bensason). Fenerde: (Arif). ı:uıım“ ) rükte : (Arif). Küçükpazarda : (Hikmtt | — Cemil). Samatyada : (Erofilos). Şebrt” | — mininde : (A. Hamdi). Şehndebu“'d' (İsmail Hakkı). Beyoğlu cihetindekiler: * Galatada : (Yeniyol, Mustafa N“"; ; Hasköyde : (Nisim Aseo). : (Müeyyed). Merkez nahiyede : (wtt: saray, Matkoviç). Şişlide : (Asım). Tak simde : (Kürkciyan, Zafiropulos, Ertuğ” i rul). | Üsküdar, Kadıköy ve Adalardakiler: —— | —— Büyükadada : (Merkez). Heybelide * | (Yusuf). Kadıköy Pazaryolunda : ":;;: kez). Modada : (Faik İskender). Ü ü dar Çarşıboyunda : (Ömer Kenan).

Bu sayıdan diğer sayfalar: