Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
İK a Bu aile, takriben yüz sene kadar evvel SON POSTA Sayfa 14 5| 28-3-936 Milii Mücadelede Casus Teskilâtı Son Postanın Tefrikası : 22 Umumi Harpte İngiliz Casusluğunun En Kuvvetli Merkezi İzmirdi Bu mülâkatı müteakip avdet eden İn - giliz casusu, acaba öğrenmek istediği şey- “leri öğrenebilmiş mi idi?.. Bunu bilmiyo - det sonra tekrar çıka gelmiş; ve eskisinden daha tatlı bir güler yüzle 57 inci fırka ku- Mmandanına müracaat ederek: — Bu defa, çok hayırlı bir iş için geldim. “Muhacirlere ve harp felâketzedelerine yar- dım edeceğim... Hükümetimden aldığım emir üzerine, harp mıntakalarını gezece - ğim.Yardıma muhtaç olanların bir defte- rini tandim eyliyeceğim. Bunlardan, eski yurtlarına avdet etmek istiyenler varsa, Yı..ı- nan hatları arasından geçmelerini — temin edeceğim... Yalnız şu var ki, Denizli ve havalisine kadar emniyetle gidip gelebi - lir miyim?.. Demişti. Artık bu zatın casusluğuna hiç şüphe kal- Mamıştı. Böyle olmakla beraber, o zamanın olunamazdı. Bunun için derhal lâzım gelen tertibat alınmış; maksadının neden ibaret olduğu daha iyi anlaşılmak için yanındaki | türkçe bilen tercüman İngiliz yüzbaşısı ile Nazilli ve havalisine yollanmıştı. Miralay İmling en evvel (Koçarlı) na- llîyesîmiidiivd:îlinoımyerliıiohn Mehmet Beye şu tezkereyi yazmiış gön - dermişti: (Muhacirlere yardım etmek için İngil - | tere hükümeti namına, İzmir İngiliz kon - solosu tarafından gönderildim. Bu husus- ta bana yardım etmek için Sökede buluş- Mamızı rica ederim. ) Türklerin ebedi dostu İmling Miralay İmling, bu suretle davet ettiği Zevat ile gayet samimi ve dostane görüşü- Yor, harbin devam ve ademi devamı hak- kındaki hislerini öğreniyor; ve sonra da, Yakında her şeyin, Türklerin lehine ola - tak halledileceğine dair teselli ve teminat Veriyordu. | Fakat buna mukabil de yanındaki İn - tiliz tercüman, görüştüklerinin kulağına e- tiliyor: — Canım, böyle uzun uzun mücadele - lere devam edeceğinize.. Ve bu kadar me- | takkatli fedakârlıklar ihtiyar eyliyeceği - Yesini isteriz, diye bir mazbata tanzim et - Diye fısıldıyordu. Ve.. Hemen bütün Muhataplarından kat'i olarak: Cevabını aldıkça, hayretten dona ka - ordu. x — Miralay İmlingin bu seyahati üzerinden 4d0çoknmani;hudıfıdf Meydana (yüzbaşı Etkinson) çıkıvermişti. Yanında bir İtalyan siyasi memuru ol - Yuğu halde ortâya çıkan bu yüzbaşı efen - "üdcınıkııdılıiiyheeînhehniıü: ŞYunııı_ılııhı—dınlnçınmuhı- Ürlerle temas edeceğim. Bunlarla görüşe- |teğim. Bundan sonra Yunanlıların kendi - İ söz vereceğim. Üi arzusuna terkedilmişti. Fakat.. Bir kaç fün o havalide dolaşan bu zat ta, hiç bir y öğrenmiye muvaffak olamadan, pek — Acaba, bu yüzbaşı kimdi?.. Ve, bu se- Vahatteki hakiki maksadı, neden ibaretti? n' "| Yurtlarına avdetlerini üzerinde tevakkuf etmek, ve umumi zamanındaki (İngiliz casusluğu) me- îvıine şöylece bir göz gezdirmek icap e- Umumi harpte İngiliz casusluğunun en L"'velli merkezi, (İzmir) idi. Ve bunu :__lfı eden de münhasıran (Etkinson ailesi) I Etkinson ailesi?.. Bunlar hakkında da, H—'l:ı malümat verelim: iltereden Hcaret maksadile gelmiş, İz- yerlaşmişti. Aile erkânınım — hemen | ber, bunların içinden bazıları Osmanlı hü- kümetinin hariciye memurluklarına da in- tisap etmiş; hattâ bazıları, Osmanlı hükü- metinden muhtelif nişanlar ve madalyalar alarak konsolosluk vazifesini de ifa eyle - mişlerdi. Bu vesilelerle Etkinson ailesi; mühim ti- caret işlerine girişmiş, bütün İzmir ve Ay- dın muhitinde büyük bir şöhret iktisap ey- lemiş; geniş ve kuvvetli bir ticaret şebe - kesi vücuda getirmişti. Meşru'iyetin ilânından sonra, bu tica - ret şebekesi, bir kat daha faaliyete geç - mişti. Artık (Etkinsonlar) ismi, bütün İz- mir ve Aydın mıntakasının en ücra köşe - lerine kadar nüfuz etmişti. Umumi harp zuhur ettiği zaman; İzmir- de bulunan düşman tebaalarının pek ço - ğu şehri temketmiş, memleketlerine git - mişlerdi. Bir kısmı da, (Atina) ya çekil - mişlerdi. Fakat bir kaç İngiliz ailesi, (sivil harp esiri) sıfatile İzmirde kalmayı tercih etmişlerdi. Bunların arasında da, Etkin - son ailesinden bir kaç kişi bulunmakta idi. İngilizlerle harp başlar başlamaz, Etkin - sonların ticaret şebekesi, derhal bir casus- luk teşkilâtı şekline girivermişti. Bu teşki- lât, İstanbuldan ve her taraftan muntaza - man malümat alıyor; şehirlerden kasaba - lara, kasabalardan köylere kadar büyük bir süratle elden ele verilen mektuplarla, İzmir sahilindeki ücra bir köye dayanıyor; oradaki Rum kayıkçılar vasıtasile ve ge- ne yıldırım süratile, İngiliz filosu amiral gemisine vâsıl oluyordu. Bu teşkilât, kimlerden ibaretti?.. Bunu, teşkilâta dahil olanlar bile bilmiyorlardı. Hepsi de yaptıkları işlerden gafil ve biha - ber oldukları halde bu casusluğa alet olu- yorlardı. Bütün bu casus şebekesini idare eden; (Hacı) isminde Karamanlı bir Rum avu- kattı. Ve bu avukat, memleketin bütün eş- rafı, hükümetin bütün memurları, muhi- tin bütün iş adamlarile ahbaptı... Görü - nüşe nazaran büyük mikyasta harp tica - reti yapıyor; salâhiyettar makamlardan e- line geçirdiği vesikalarla vagon alıp satı - yor; icap ettiği zaman parmaklarından su gibi para akıtıyordu. (Arkası var) RADYO Bu Akşamki Program İSTANBUL 18: Dans musikisi, plâk, 19: Çocuk saa- ti: Hikâyeler, Mes'ut Cemil tarafından, 19,30: Çocuklar için musiki, Profesör La - şenski tarafından, -20: Muhtelif — sololar plâk, 20,30: Stüdyo. orkestraları, 21,30: Son haberler. Saat 22 den sonra Anadolu ajansının gazetelere mahsus havadis servisi verile- cektir. ANKARA 19,30: muzik hakkında konuşma, 19, 45 plâk neşriyatı. 20,10: ajans haberleri, 20,20: Karpiç şehir lokantasından nakil (orkestra). BÜKREŞ 12,35-15,10: Plâk ve haberler. 18: Plâk. 19: Sözler. 19,15: Plâk. 20,15: Kon- ferans. 20,35: Operadan nakil. 24: İspan- yol musikisi, BUDAPEŞTE 17,15: Amele korosu. 18: Haberler. 18,30: Çingene orkestrası. 20: Radyo sa- lon orkestrası. 20,50: Madrid adlı skeç. 22,45: Plâk. 24: Caz. VARŞOVA 12,25: Oda musikisi. 14,30: Plâk. 16, 30: Oda musikisi. 17: Sözler. 17,15: Skeç. 17,45: Şarkılar. 18,15: Yeni plâklar. 19: Solist konseri (şarkılı). 19,45: Sözler. 21: Komik caz rövüsü (Solistlerin iştirakile. ) 21,45: Sözler. 22,30: Şen sahneler. 23: Senfonik konser. 24,05: Dans musikisi. MOSKOVA 18,30: Piyano ile opera tenoru tara - fından şarkılar. 19,45: Radyo Festival neş- riyatı. 22: Yabancı dillerle konferanslar. JBERLİN 17: Şen neşriyatı, 19,15: Yeni musiki. 20: Keman viyolonsel (Mozart, Şubert). 20,45: Aktüalite. 21:; Haberler. 21,10: Berlinin. muhtelif — otellerinden nakiller. Dans havaları, -23: Haber. 23,30: Bando. 1: Dans. serenadı, PRAG 16: Çek eserlerinden konser. 17,05: «Baykuş» operetinin birinci perdesini nakil. 17,50: Çocuklara. 16;55: Almanca musi- kili neşriyat, 19,45: Sözler. 20,15: Şen şarkılar. 20,50: Offenbach'ın «Parisin krali» opereti. 23,30: Dans. VİYANA 18,50: Şark musikisine dair birkaç söz. (plâk misallerile). 19,30: Aylık haber ic- mali 20: Haberler. 20,10: «Birtek gece» adlı Rober Stolz'un opereti. 23,10: Şopen konseri. 24,05: Dans, FEMİL Kadınların âdet bezleri Kadın ve kızların seve' seve kulla- nacağı gayelt sıhhi, temiz, yumuşak, ekonomik aybaşı bezleridir. Her eczane ve parlümeri mağazaların- Üa da kutusu 60 kuruştur. ZEVCESİNE Geçmiş bakiki bir vak'a 10 senelik bir zevciyet haya- tından sonra Bay Nihat, bizzat karısına çılgınca âşık olmuştur. Bayan Nihat, evlendiği vakit sarışın ve cazibeli, teni açık, ta- ze ve yumuşak idi. Senelerin ev hayatındaki yorgunluğu ve ço- cukları büyütme gailesi neticesi olarak güzelliği haleldar olmuş ve cildi solmuş buruşmuştu. Bu gidişle zevcinin kendisinden yavaş yavaş soğumağa başladı- gını ve ümitsizliğe düşerek keyfiyeti annesine an - latıyordu. Annesi, ona bir ay kadar cildin unsuru olan penbe renğindeki Tokalon kremini « kullanmasını taâvsiye - etmiştir. Hemen tecrübeye başladı. Her sabah cildinin biraz daha açıl- mış ve tazeleşmiş görünce hay- rette kalıyordu. —Altı haftada bütün buruşuklukları tamamen zail olmuş, gençleşmiş ve adeta evlendiği gün kadar şayanı arzu olmuştu. İşte, bu; binlerce ka- dının tecrübe mahsulü tipik bir misalidir. Penbe rengindeki To- kalon kreminde, her beşer;:nîn tabil unsuru olan ve gençliği vi- kaye eden hakiki Biocel cev- heri vardır. Cilt, tabit Biocel <cevherini kaybedince buruşukluklar te - şekkül eder've Biocel cevherini iade edince buruşukluklar zail olur. Bu, Viyana üniversitesin- den Profesör Dr. K. Stejskal ta- rafından kaeşfedilmiş ve cildin bu kıymettar cevherini genç hayvanlardan — istihsale mu « vaffak olmuştu. Akşamları yatmazdan evvel Penbe rengindeki Tokalon kre- mini kullanan her kadın, buru- şukluklardan kolayca ve çabuk kurtulabilir. ve solmuş cildini gençleştirerek 10 - 20 yaş daha genç görünebilir. — y hissediyor H_İKAYE H e) İsmet Hulüsi YÜZÜK KAYBOLUNCA Tesadüf, onların nikâhlarını ayni günde kıydırmıştı. Yine tesadüf onla- ra ayni apartımanda daireler - kiralat- mıştı. Nikâh memurluğunda dost ol- muşlardı. Yaşarla evlenen Neclâ, Necati ile evlenen Nevine: — Burada tanıştığımıza çok sevin- dim, diyordu, dostluğumuz bu kadarla kalmasa. — Ben de öyle isterim yeni tuttu- ğumuz apartımanın adresini söyleye- yim. — Ben de söyliyeyim, biz «Gel otur» apartımanında üç numarayı tut- tuk. — Biz de o apartımanda dört nu- marayı! — Ne-eyi tesadüf.. — Ne eyi tesadüf.. Biraz ötede biribirleriyle konuşan Necati ile Yaşar da ayni kelimeleri tekrarlıyordu: — Ne eyi tesadüf.. — Ne eyi tesadüf.. * Karı kocalar mes'uttular. Genç ya- kışıklı Yaşar, sarı saçlı yeşil gözlü na- rin yapılı karısını çok seviyordu. Ka- dın da kocasına büyük bir aşkla bağlı idi. İrice vücutlu, uyanık bakışlı Ne- cati, esmer güzeli, çok sevimli, çok ca- na yakın karısına âdeta tapacak gibi idi. Nevin de kocasının bir dediğini iki etmezdi. Bu iki aile sıkı fıkı dost olmuşlardı. Hemen her akşam buluşuyorlardı. Gezmeye beraber giderlerdi. Yemeği ekseriya birlikte yerlerdi. Hele dediko- du yapmak için biribirlerini muhakkak arar bulurlardı. Bir yıl böyle geçti. Bu bir yıl içinde Neclâ Yaşarla, Nevin de Necati ile bir kere bile kavga etmemişlerdi. Nevinlerle, Neclâlar da biribirlerine burun kıvırmamışlardı, — biribirlerini hiç ama hiç çekiştirmemişlerdi. mü geldi. Bu mes'ut günü bir arada kutlulamak istediler. Akşam üstü ev- den çıkacaklar, yarı bar, yarı lokanta bir yere gidecekler; içecekler, eğlene- ceklerdi, Necati karısına bir tek taş yüzük hediye etti. Tesadüf Yaşara da ayni şeyi karısına hediye ettirdi. İki kadın yüzüklerini biribirlerine gösterdiler. Hemen hemen ayni idi. Yalnız Nevin- ninkinin halkası Neclânınkinden baş- ka türlü işlenmişti. Dördü birden evden çıktılar. Bir o- tomobile bindiler. Otomabil istedikle- ri yerde durdu. Kapıyı açan simokinli garson onlara bir masa gösterdi. Er- kekler oturdular. Kadınlar yarım saat evvel boyadıklarını yüzlerini gözlerini bir kere daha gözden geçirmek için tu- valete gittiler. Döndükleri zaman, gittiklerinden daha taze, daha canlı olmuşlardı — Ne içeceğiz bira mı? — Olmaz, şampanya! — Hay hay.. Garson koştu.. Şampanya, — sarıl- mış, sarmalanmış bir halde getirildi. Mes'ut yıldönümünün şerefine man- tar ufak, çok ufak bir top gibi patladı. İlk yudumlar boğazlarından henüz tı: — Sen tek taşlı yüzüğünü takma- miş mıydın? — Takmamış olur mıyım? Necati de karısına baktı: — Ya sen? — Ben de takmıştım. — Yok yal — Sahi yok. İki kadın bakıştılar. — Tuvalette unutmuş olacağız.. Dördü birden koştular. Tuvalette bir tek yüzük vardı. Halkasının işle- mesinden tanıdılar: Bu yüzük Nevi- ninki idi. Aradılar, aradılar, Neclânın- Lkini bulamadılar. Yıl geçti evlenmelerinin yıldönü- | geçmişti ki, Yaşar karısının eline bak- ' 4 — Ne yapalım, bulamıyacağız!.. Masalarına döndüler. Garson gel- di, patron geldi her taraf tekrar tekrar arandı.. Yok, yok yok... Nihayet garsonlardan — biri buldu. Yüzüğü değil ama, yüzüğün ne olabi- leceğini.. İlk defa oraya gelen bir müş- teri bir masada oturuyormuş, bayan- lardan sonra tuvalete gitmiş: — Herhalde o almış götürmüş ola- caktır. Garson müşterinin yüzüne dikkat- hK bakmamıştı. Bir daha görse de tanı- yamazdı. Yani olan olmuş, yüzük git- mişti. Nevin, Neclâyı teselli eder gibi: — Üzülme Neclâcığım.. — Peki sen de üzülüyorsun! — O başka ama sen üzülme. Erkekler de söze karıştılar: — Ne çıkar canım feda olsun. — Öyle amal — Evet hakkın da var.. Başka lâf bulamıyorlardı. Hep yü- zük bahsi üzerinde — konusuyorlardı. Şampanyalarını tadını almadan hbitiri- verdiler. — Kalkalım. — Kalkalım. Hiç eğlenmeden döndüler. Kısaca birer: —Allah rahatlık versin! Den sonra ayrıldılar. Odalarına girdikleri zaman, Nevin Necatiye su- rat astı: . — Bütün kabahat sende bak elâlem karısının yüzüğünü nasıl buluyor? Se- nin gözün esasen etrafı görmez ki.. E- ğer o karısının eline bakmasaydı. Se- nin daha bakıp göreceğin yoktu. Biraz evvel bakıp ta söylemiş olsaydin yü- * züğü bulacaktık. — Ne çıkar karıcığım.. — Ne mi çıkar, daha ne olacak. Sesler yükseldi, kavga - kızışstı, ilk kavga idi ama çok gürültülü oldu. * Alt kat apartımanda da bir konuş ma vardı: — Yine bizim taliimiz varmış. Neclâ, Yaşara baktı: — Amma da talih, sen utanmadın mı? ğ — Utanmak mı ne münasebetle.. — Farkında değilsin ha, o adam yi- ne benim yüzüğü bıraktı da ötekini al- dı. ; — Tesadüf. ; — Hiç te tesadüf değil, sen bana kaba bir yüzük almıştın, adam beğen- medi bıraktı. Öteki zarifti. Güzeldi. O- nu aldı. — Tuhafsın. — Tuhaf mı? Yarın yüzüğü ku- yumcuya götürüp göstereceğim, — taşı da herhalde yalancıdır. — Beni sahtekâr, yalancı yerine mi koyuyorsun. ; — Yerine koymuyorum; öylesin. Bunların da sesleri yüksedli. Kav- gaları kızıştı. İlk kavgaları idi ama çok gürültülü oldu . i # z Ertesi gün Nevin Neclâya sordu: — El'an üzülüyor musun? : Neclâriım aklına geldi, Nevin kina- yeli konuşuyordu. O da sordu: . — Sen de üzülüyorsun ama! Nevin de anladı. Neclâ kendisiyle alay ediyordu. - Biribirlerine allahas- marladık demeden ayrıldılar. r Karı kocaların aralarına kara kedi gibi giren yüzükler iki dost ailenin a- rasına da girmişti. ( Toplantılar, Davetler ) Adliyeye memur alınacak Açık bulunan biri bin, diğeri altı yüz kuruş maaşlı iki mübaşirliğe memurin ka - nununun 4 üncü maddesindeki şartları haiz yapılacağından olanlar arasında imtihan isteklilerin bu maddede yazılı belgelerile birlikte imtihan günü olan 31 mart 936 salı günü saat ondan evvel adli encüme - nine müracaat eylemeleri.