Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
10-HAZİRAN—ISİI . )a — Birden, cesedi bıraktığı kemer | *tından geçmek için müthiş bir | *zu duydü. Korkunç, maksat- ı öiz, gadece o karanlık yeri bir defı daha görmekten ibaret J | teci bir arzıL “ O tarafa giden sokağa saptı. U. | Aktan, rüzgârdan üşür gibi © | Yuzlarını kısmış, perişan kılıklı : | *iz adam geliyordu. | Bu, ayağı diğerinden biraz | ““ha kısa, saçları darmadağmık, 4 "'ğyrf şahsa | karşı Cevat derin | 'ir merhamet hissetti. Demek e kendisinden daha bed, | *at insanlar da vardı. karşrya ce ikiside | türümlar. İ — Hayatından pek memnun förünmüyorsun, arkadaş! Serserinin yüzünde beliren te- t'eıüm, bir korkuluğun gülümse. mŞI gibi cansız ve soğuktu. — Saadetle benim hiç alâkam |.© Daima bedbaht oldum, da, İ nııl- İnamr mısınız? Ben bir E 'İ% Samanlar bir din —adamıydım. Oj *rlara daima saadetten, mu- O | ü iyilikten bahsederdim. —| Sevat, adama bir lira uzattı: |.. — Yok, yok, bugün paranızı İ Tmiyorum. Galiba siz benden | ;'daha muhtaçsımz ona, Ben alış. Ü artık. Maamafih benimle bi. L- S2 #lâkadar olduğunuz için te- ( ederim. Bu alâka bence | " £ ı K | | l İl B | ılh w' ! I' ğîdan daha kıymetlidir. Bir. b 1 SOZÜ daegtîtırdı ç hu — Buradaki cinayeti okudu. Mu? Bakmağa geldim. * x Vat kendini güç tuttu. ,.ij | ğm. diyecekti. Yürümeğe : | Gecaıız hayırlı olsun. y LA% acele, oradan uzaklaşır- B 2 örlüme bir kahkaha boğa. KŞ düfümlendi. Herkes onun İ tti cinayetten “bahsediyor. K İ Hattâ bu korkuluk bile? |) « ukat Feridin karakteri, sa, | ı,_ğzqa asılacaklarını - bildikleri “keş “ Sekizde satranç Ooynayan E&kanlı insanlar sınıfına da. ü | O akşam kardeşi - gelipte, %Et itirafnı yaptıktan sonra, h’c İi olduğu ziyafete gitmekte tereddüt etmedi. ' etten dönerken saat onbire ıt | —% Taksiye binmeyip yürü, ti ş&"tercıhettı Düşünmek, bir 3 R% vermek ihtiyacmdaydı. j mevkımı ve aile isimlerini ğ &”dhın etmek kaygılarıda, ! kurtarmak vazifesine Pek ağır bir yük al, Bu'den hiç farkım varmadan, %'dü. ltma yaklaşmış olduğumnu H'Uie Cevat, bir ölüyü,kendi öldürdüğü, boğazladığı bir Omuzunda, belki sürükli. gecenin tenha saatinde qı getu-i-p atmıştı. Ferit K Kırk senelik ııayatmda 11:"" O arkamızdan gehyordu ke bir tetilike yoktu. Onun e- “Şmesıne ihtimal vermiyo- © Belki başmna bir kaza gel- bıyorlardı Rüstemin dön. g._ işine Doğan beyde bir Veremiyordu. Eğer Mar- ıtıı'e içinde bulunmasaydı, a bey: * ""'Rustcm o kaltağımn pe- — en gitmiştir... D'yecektı Fakat, Marta ©0. " gece gündüz — ağlıyor x Rüstem... Rüstem... ner. * kaldın? D')' rek dövünüyordu. M*m’nm teessür ve ıstırabı- ı_fül’enler, Doğan beye koşa« , © Rüstemin sevgilisi ma- b"'ınde çırpınıp duruyor. İyorlardı. Doğan beyin ka- Ohda saplanıp kalan - bir SS w—x_ *HANGİSİ ç Z.KATİL. Nklertlen: İLHAN TANAR düştüğünü hatırlamayordu. Da, ima tehlikeli ve Brkıntılı vazi. yetler ihdas etmekten kaçınmış, hayat yolunun pürüzsüz olması için elinden geleni yapmıştı. — İşte tam burası beyim, yeri iyi tahmin etmişsin. Ferit, haykırmamak için bü- yük bir kuvvet sarfederek sesin sahibine döndü. — Duvara yaslamışlar herifi, sanki canlı gibi duruyormuş, sarhoşun biri sendeleyipte çar. saymış tahtalr köyü boyladığı öğleye kadar belli olmayacakmış belki de.. Elindeki örselenmiş, kirli ga, zeteyi sallayarak — tafsilât veri- yordu, — GCesedin kime ait olduğu da anlaşılmamış beyim, elbiseterine bakrlırsa, hali ve katil yerinde bir adammış. Bu civarda tanıya, nm çıkmadığına göre, taşralı olacak. Ferit serseriye beş kuruş vere- rek, gazetesini aldı: — Demek cinayetin — esrarı hâlâ aydmlanmamış? — Öyle beyim, gazetelerin dediğine bakmayın. Daha hiç bir upucu yokmuş. Oradan geçen bir polis söze karıstı: — Burasıda, dün gecedenberi mühim oldu beyim, siz de bak- mağa mı geldiniz? — Geceelyin nasıl burasını ten- ha bulmuşta ölüyü bırakmış? Muhakkak burada uyuklayan birkaç #erseri varmıştır. değil mi? — Kemer altı olur da, serseri. lere yatakodası vaziles)i görmez mi, beyim ? Buna biz kat tılin şan, sı deriz. Görünmelen yakayı sr yırmış. — Üzerinde bir şey bulunma. miş galiba? . — On para bile çıkmadı. Ne saat, ne cüzdan, defter falan hiç bir şey yok. Zaten bu mahallede pek karışık ,şüpheli insanlar o, 'turur, öyle kurt insanlar ki, öl- dürdükleri adamın ceplerini bo. | şaltmayı hic ihmal etmezler Avukat Ferit, polis memuru. nuün verdiği bu —malümattan - çinde garip bir Terahlık duy. müuştu. — Haydi, Allaha 1smarladık. — Güle güle beyim. Yürüdü, — Köşeyi Gdönerken, arkasına baktı. Polis memuru, hâiâ orada durarak, taşların şahit oldukları sırrı. öğrenmek | istiyormuş gibi, el lâmbasiyle duvarları araştırıyordu. Şimdi gidip kızı görmesi lâ, zımdı. Cinayet yerini gördükten sonra, biraz rahatlamıştı. Cevat, evden cesedi saat üçte 'çıkardı- ğını söylemişti. ( Devamı var) şüplı: vardı.. Rüstemin esare. tine bir türlü inanamıyor: —- Onun gelmeyişi ve Mar. tanım ağlayışı Dana pek mana- lr görünüyor. Bu teessürlerin yalan olması da muhtemeldir. Diyordu. Fakat, aradan gün ler geçtikçe, Martanm teessürü artıyor, ağlayıp bağırması, saçını başını yolması, hdisenin ciddiyetini gösteriyordu. Zaten başka türlü ne olabi. lirdi? Rüstem mademki dönme. mişti... Hiç şüphe yok ki, ya esir düşmüş veya bir kazaya kur. ban gitmişti. Marta boş yere ağlayacak değildi ya! Rüstemi, erzak temini için baskmna gönderen kendisiydi. Marta, bunu düşündükçe: —Keşki Rüsteme bu fikri vermeseydim. Baskın yapmak Hâhlbh-——Akşamposası Bu gacın altı Yazan: Nezıhe Munhittin (Baştarafı dünkü sayıda) Ferhunde zeki gözlerinde bir te- bessüm ışığile: — Üzülme, diye elimi tuttu, İki- sinde de haklısm, Ben de senin Dikkatle Ferhundenin yüzüne — Demek? .. Çok yazık öyleyse, Ferhunde derin bir teessürle dudaklarını büzdü: — Ne çare., Hayat, dedi. Sonra gülmiye çalışarak ilâve etti, O ka- dar bedbaht değilim, Onu kıskan- dıracak birşey yapmadıktan sonra sâkin bir hayat geçiriyorum. diye gözlerini yumarak dudaklarmı undr.. Dışarı baktım: Tramvay bir kö- şeden döndükten sonra İri bir ç- narm önünden geçmişti. Tecessüs- le onun sözünü tekrarladım: — Bu ağaç mı?! Ferhunde tatlı bir hatrranm dal- gınlığı içinde kendi kendine söyle- nir gibi konuşuyodu: — Evet bu ağaç.. Bu ağacın al- tı,, Bilsen ne unutulmaz, ne hisli bir hatıranm durağıdır... Adanada hatrralarımla yaşarken en çok göz- Jerimin önüne gelen bu ağaçtı.. Ve altında onun hayali... Daha derin bir dalgınlıkla sustu. Tramvay istasyonda durmuştu, Ferhunde fırladı. Elimden tuta- rak: — Rica ederim beraber inelim, diye yalvardı, Zaten ben de hir istasyon sonra Beraber indik ve geldiğimiz ta- rafa doğru yürümiye başladık... Yine o çmarınm önüne gelmiştik. | Ferhunde gözlerinde ibadet eden bir hisle güzel ve gölgeli ağaca baktı baktı., Sonra tam ağacın kar” gısındaki küçük ve zarif bir evin kapısına yaklaştı. ve çok derin seviştiğimiz zaman burada oturuyorduk., Biden hafif bir çığlık kopardı: —- Bak bak. Yine kiralık burası. Ne güzel, ne ümit edilmez bir te- sadüf bu!... Halbuki ben hiç olmaz- sa bu taraflara yakm bir yer kira- Evin koyu mahun renginde yeni cilâlanmış kapısını çaldı.., Biraz bekledik,, Ferhunde heyecanmdan | sararmıştı. Bize kapiyı orta yaşlı bir kadımn açarak sordu: — Kimiji arıyorsunuz? Ferhunde titrek sesile cevap verdi: — Kadın eliyle kapıyı aralık tuta- — Kimseyi aramrıyorurz.. Evi ki- ralamak istiyoruz. rak: — Geç kaldmız, dedi, Evi bu sa- bah tuttular, — Tuttular mr?, — Evet, hatla peyini bile bana bıraktılar.. Ben de şimdi sahipleri- ne götürüp verecektim, Ferhundenin yüzü kıpkırmızı ol- muştu, Yalvaran bir ses ve bakışla kadma: — Mademki henüz peyi götür- mediniz.. Bir çaresi bulunur... Mü- saade ediniz de içeri girelim, Kadın bu kadar Israr ve telâş gösteren kiracılara karşı şüpheli bir hareketle kapıyı açtı ve bize içeri girdik, Ferhunde kadının omuzunu ok- sıyarak ! —Ben bu evde cok üzün bir za- man oturmuştüm,, Pek severim ve cok alışkmım buraya.. Uzak bir yerden geliyorum, Hep bu evi tek- rar boş bulmak ve kiralamak arzu- sunda idim.. Anlatabiliyor muyum ? Kadın başmı salladı: — Anlıyorum ama ne fayda var, — Eğer isterseniz pekâlâ fay- dası olur.. Kaca kiraladmız evi? — Mükemmel ben ayda altmış verirsem?. "Kadın yuümuşamış bir bakışla boynunu büktü: — Siza bu hizmetinize mukabil on lira bahşis, Kadın büsbütün yumuşadı: — Mademki bu kadar arzu edi, yorsunuz,, Çaresine bakarız..... —Tesekkür ederim, Ferhunde gantasmımı açtı. Önce kadımm eline on liralık bir kâğıt gıkıştırdı. Sonra altmış lira çıkarıp sayarak teslim etti: — Artık öbür kiracınm peyini iade edersiniz değil mi? '— Bana göre hava hoş, Bu ak- şam geleceklerdi, Peyini iade ede- rim, Siz de yarm sabah erken bu- Taya geliniz.. Ev sahibile konturatı imzalarsmız, Olur biter. Ferhundenin saadetini yüzünden okumamak mümkün değildi. 1! diye elimden çekti, Sana benim eski odamı göstereyim., Mahun boyalr kısa bir merdiven çıktık, Caddöye karşı ve aydmlık bir odaya girdik, Ferhünde beni pencerenin önüne getirmişti. Şim di yeşil ve güzel çmarmn boş gölge- sine bakıyordu: — Ne mesudum bilsen! ıügwdu 'Tereddütle mırıldandım : —— Peki,. Önu tekrar görebile, Ferhundenin güzel ve iri gözle- rinde birer damla yaş parladı, — Ne gezer, diye inledi, Artık onu görmek bir hayal. Evet evet bir hayal.. Oh onu ilk ve Son defa Ferhunde sustu. Ağacm gölge- sine gözlerini daldırdı, — Ben marıldandmn: — Şu hisli hi kâyeni bana anlatsana? dedim, Ferhunde başmı kaldıdı: — Anlatmak mr?.., Neye yarar? Hem © zaman ben bu namütenahi ğ " . Tekaadar Fi SERTELLI >3ğ'a ân'larm aklımdan bile geçmiyor u. Diye söyleniyordu. Kale içinde açlık ıstırabı bir dereceye kadar dinmişti. Her« kese erzak dağıtılmış, açlıktan bağrışanlarm yüzü — gülmeğe başlamıştı. Bir sabah erkenden karşsıda- ki ovada büyük bir hareket gö- ren Doğan bey kalenin kulesi- ne çıktı. — Galiba Yıldırım, yeni bir ordu ile geliyor.. Düşman as.- kerinde kaçışmalar var. Dedi. O gün akşama kadar kuleden inmedi; etrafı tarassut etti. Ertesi sabah kalenin garp cephesindeki düşman askerinin geri çekildiğini gördü, O gün öğleden sonra kaleyi muhasara etmiş olan diğer kuvvetler de cenup ve şark cephelerinden süratle geri çekilmeğe başla. mıştı. Yalnız şimal cephesindeki Macar askerleri yerlerinde du" ruyor ve mütemadiyen kaleye ok yağmuru yağdırıyordu. O güne kadar, bu cephede bulunan düşman askerleri ka- 1T Guzellllıılk saadet getirir mi ? Mesut olamıyan Güzellik saadet getirir mi — 1 Dünyada her kadın güzel ol. mağı, herkes tarafımndan beğenil- meği ister. Güzel olmak, güzel 'görünmek, —güzelleşebilmek ka. dınlar için adetâ mefküre halin, dedir. Fakat bu güzellikler ken- dilerine felâket mi yoksa saadet Onlarca güzelliklerile tanmnmak, her gittikleri yerlerde parmakla gösterilmek yetişir. Hemen he, men her kadmın ruhu bu kadar, cık bir zevkle tâtmin edilebilir. Bu meseleyi yakından eleye- cek olursak güzellikler saadet. ten ziyade çok felâket getirdiği muhakkaktır. Bir cok güzel ka, dınlar bu yüzden bedbaht olmuş- lardır. Güzellik onlara Allah ta. rafından verilen bir illet yerine geçmiştir. Her güzel kadın mesut değil, etmeğe kâfi değilse, güzellik de bir kadını mesut etmeğe kâli de- gildir. Güzellik saadet getireceğine inanan kadınlarımızla beraber bu yüzden bedbaht olan birkaç kadmın hayatlarmı tetkik eder. sek onların da fikirlerini değiş. tireceklerine emin olabilirim, Bizde birkaç sene evveline ka- dar güzellik müsabakaları yapı. İtyor. Fakat bu —müsabakalar yalnız pek mahdut kimseler ara- sında seçiliyordu. Daha evveli. ne gidecek olursak o zaman gü- zelliklerile maruf olan kadınla. rım saraya alındıklarını ve ora- da bir esir, bir hizmetçi gibi ya. şadıkları ve bunlarm binlercesi- nin sırf güzellikleri yüzünden bu hayata düştükleri görülmüştür. Avrupada bu işler hiç de böyle olmayor. Her sene güzellik | müsabakası tertip ediliyor. Bu müsabakaya iştirak edenler jü. ri heyeti huzuruna — çıkarılryor ve her memleketin güzelleri se- çiliyor. Ve bunlara güzellik kra. liçesi ismi veriliyor. —Merasim- lerle sokakta gezdiriliyorlar. Ga. zeteler resimlerini basıyor. Ni hayet bunlar tiyatro veya sine. maya intisap ediyorlar. dir. Nasıl para insânlârı mesut" âlemden utanacağım., Bu hikâye de, öbürlerinden farklı birgey de- gil,. Değil ama benim için işitilme , miş, görülmemiş bir saadet ve his âlemi,, Bırak anlatmıyayım daha iyi... Bir akşam donuk ve hafil bir ey lül mehtabı çmarm dibine süzülür, ken oradan geçtim, Ortalık derin bir sessizlik içindeydi. Yavaşça Ferhundenin pencere, sine baktım: Oradaydı.. Sonra çr narın altma doğru dikkatlice ba, | kmca orada bir hayalin kıpırdadr ğimı gördüm,, Belki hakikaten bir hayaldi!. Nezihe Muhiddin güzeller çoktur Bu şekilde bol bir paraya, cok rahat bir hayata, parlak hir ge- leceğe namzet oluyorlar. Fakat mesut olurlar mı?.. Hayatlarında birdenbire parla. yan bu saadet yıldızı ne kadar sürer, Güzellik kraliçelerinin ha, Yatlarını yakmdan tetkik edenler bunlara menfi cevap veriyor- lar, Meşhur güzellerin feci sonları hakkında biraz malümat vere. lim: “Tiyatro artistleri içinde az zamanda çok şöhret kazanan, fa, kat gimdi pek genç yaşta bulu- nan ve Nevyork hapishanelerin. de sürünen güzel Jülya Brons, un yaşayışma ve kendi güzelli- gine haset edenler bugün onu feci avziyette — gördüklerinden pek memnumndurlar. Jülya Brons Amerikada bir kundura fabrikasında işçilik e, diyordu. Güzelliğiyle öğünür ve nas kızıydı. Musiktde ve dansta çok ilerlemiş olduğundan dans salonlarına giderek bedif dansa. lar da öğrenmişti. yapılacak olan bir müsamerede o da sahneye cıktı. Akins Jül, ya'nın danslarına âşık oldu ve Jüliya o sene iştirak ettiği gü- zellik müsabakasında birinciliği kazandı. Dansa meraklı olan Jüliya, Akinsle beraber Nev. yorka — gitti. Burada tiyatro mekteplerinde çalışacak ve bir yeni elbiselerini giyip N gitmek için tren biletide onu teşyie gelen bütün arkadaş- larıma Tmemnüniyetle bakryor, gülüyor ve aklından da zengin o. lacağmı ve herkes tarafından takdir edileceğini düşünüyordu. Jüliya az nma.ndı büyük — tiyatrolarından birlei aktris oldu. Parista, Berlinde ve daha birçok yerlerde şöhret kar zandı, Otomobiller aldı, kendine âsıklar topladı. Zengin oldu, gü, zelliği her tarafta söylendi. Fa, kat bunların hepsi yaptığı — bir hırsızlıkla sona erdi. Bir gün dan beş, altı bin liralık mücev. heratmı çaldı.. Cünkü tiyatro hayatında, içkiye, âşıklara alış, tı. Parası azalmca bu işlerin hepsi birer birer cçekilmeğe baş- ladı, Ve nihayet parasızlık ve iç. kisizlik onu bu hırsızlığı yap. mağa siirükledi. Nevyorkun, ve Parisin güzel Jüliyası bu şekilde dünyayı demir parmaklıklar ar- kasından seyre başladı. Güzelliğin insana felâket ge. Bayfilt'i söyliyeceğim: Bayfilt — Amerikanm — gü , zel kızlarından biridir. O kadar güzeldi ki erkekler onu görünce kızarır, gayri tabit bir heyecar (Lütfen sayfayı çeviriniz) leye * bilhassa son zamanda - bir tek ok atmış değillerdi. Şimdi neden harekete geç. mişlerdi? Belliydi ki, müttefik düş” man kuvvetleri başkumanda- nı, bu cephede bulunan asker" lere kaleyi boş bırakmamaları için emir vermişti. Doğan bey seviniyordu. Muhakkak, Türkler kuvvet- li birakım yaparak düşmanı püskürtmüşlerdi. Uzaktan gö- rünen büyük ovada muharebe. ler oluyor, kanlar dökülüyor” du. Fakat Doğan bey işin iç yüzünü bir türlü keşfedemi- yordu. **ş DOĞAN BEYİN ATI İŞE YARADI Kalenin cenup cephesi ta * mamile boşalmıştı. Doğan bey merakmdan v- yuyamıyordu. Bir gün aklına şöyle bir tedbir geldi: Kendi a" tına yiğitlerden birini bindirip ovaya göndermek. Kale içinde bu işi becerebi" lecek muhafızlardan birini ça. gırdı, — Seni harp göndersem, gider misin? Fa. kat, gidip gelmemek de var.. iyi düşün. Sarı Ahmet Türk akmcıları arasında cesaret ve atılganlığı" le tanınmış bir yiğitti. — Düşünmeğe lüzum yaok, de. di, kanımı, canımı yurduma çoktan bağışlamam ben. Doğan bey, Yıldırıma hita' ben kısa bir mektup yazarak Sart Ahmede verdi: — Haydi oğul.. yolun açık, Allah yardımecın olsun. ; Sarı Ahmet mektubu * koyr nuna yerleştirdi ve Doğan be" yin atina binerek safakla bera" ber yola çıktı. — (Devamı var) vr m h öe eef AMAĞ d d lli Üi « 4 a0 e dÜ Gf SĞ dü eai dd öW YS üü ae G B PÜ e- h