Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
İ | Kü a FTT HABER'in Tarihihi Romanı: 7 /-Başlârikı tarafa sallandı, dudaklar oynadı: geliyorlar 100 ü mütecaviz zil, 50 kadar ney, 25 e yakm kudüm Hüseyni peşrevini çalıyor, önde ilerliyen meşayih tehliller ve Ltekbirler getiriyor, bu karışık ahenk, senfonik bir tesir yerine iç ürperten bir ha, va yaratıyordu. Divanyoluna varıldığı zaman kaldırmmlardan taşan ve caddeye kadar akan kalabalık alayı dur- durdu. Polis, asker ve kanun neferlerinin elbirliği ile dakikalarca uğraşmaları ancak oylu acabildi. Bir saatten fazla zaman sarfiyle ve ağır adrmlar. la katedilen yol Beyazıd meydanında nihayet bul. du, Beyazıd meydanmda büsbütün başka bir " ha- zırlık göze çarpıyordu. Meydanın Beyazıd camli ö. nüne tesadüf eden kısmmda tribünümsü bir salaş inşa edilmiş, bunun basamaklarma halılar serilmiş- &. İlk basamakta şeyhülislâm Hayri efaoadi, sad. razam Talât paşa, harbiye ve bahriye nazırlariyle bir sürü sarık ve cübbeden mürekkeb bir kalaba. hk; iskem'elere, koltuklara yeriegmîş. alayın gel- mesini bekliyordu. Koltuklara yerleşen '—lcalin arkasında nezaret erkânı, yüksek rütbeli memurlar, paşalar ve ku. raandanlar mevki almışlardı. Eller sık sık yelek ceblerindeki saatlere uzatılıyor, salaştan — vükelâ mahfelinin acele çatılmış tentesi güneşi sızdırdığı için bu bekleyiş Osmanlı imparatorluğunun nazlı vükelâsmı Üzüyordu, Uzaktan uzağa akseden zil sesleri, ve tehliller, biribiriyle kafa kafaya verip fısıldaşan rical kala- balığında bir kaynaşma, kıpırdanma - meydana ge. tirmişti, Başlar iki tarafa sallandı, dudaklar oynadı: — Geliyorlar... Ve, kendilerine çeki düzen — veren, feslerini, kalpaklarmı elleriyle yoklryan, — bastıran nazırlar mevlevi alayınım meydana girmesini, geçide başla.. masını bekliyorlardı. Nihayet (Sabâ devri) nin ahengi Divanyolun- dan taşarak Beyazıd meydanını kapladı, Kaldırm. ... ları istilâ eden halkın alkışları uzaktan yakına doğru gelirken alayın kol başında bulunan 32 tari- kat şeyhlerinin toplu ve ağır heyeti göründü. Meydan, alaym gelişiyle sükün içinde bir debdebenin, manevi hisleri giıcıkliyan bir huşuun ürpertilerini için için hissediyormuş gibi uhrevi bir havayla kaplanmıştı. Yüzlerce sikkenin kahverengi boruları andıran dörder dürder sıralanışı Divanyolu köşesini kivri. lrken, şeyhülislâmm yanmda hürmet duruşu ile bekliyen Veled çelebi müsaade aldı, tribünden ay- rildi. meyvdüanı baştan başa geçerek alayın yanına vardı. Kalahalığa karıştı. —Mevlevilerin önünde kendisine mahsus mevkii aldı, — Tehlillerle ilerli- yen kafileye ayak uydurdu. Tabüuru tribüne doğru yürüttü. Sadrazamla nazırlar bulundukları yerde ayağa ka'lkmışlar, selâma hazırlanmışlardı. Bu hazırlanışla bekleme uzun sürmedi. Baş. ta Rüfai geyhleri bulunduğu halde, taburun mizi- kası tribünün yanmda durdu, — adamakıllı yorulan dedelerin üflediği neylerle merasim geçişinin deva. mimna çalıştı. Mevleviler tribünün önünden geçerken, yol ko- 'Behire o vakıt martılar senin için dü- şünen, belki ıztırap çeken kuşlardı. Onlar öttükçe bu ötüşlerden şikâyetli bir mana çıkarır, martıları, iş saatlerinin azalması nı isteyen işçilerinize benzetirdin. — Rica ederim Necdet Bey, eskiden deli bir kız olduğumu her dakika yüzüme vurmayımız. — Bilâkis Behire, bunları çok doğru ÇERPKEDE ,, he 'Talât paşa başını çevirdi, gözleriyle yanında bu- HABER — Akşam Postası Yazan : RAHMİ YAĞIZ lunda sikkeli başlarını kesiyor, sağ ellerini göğüs- lerine bastırarak : — Hu! Diyorlar, yürüyorlardı, Etraftan yükselen alkışlar, » ellerini fesleri. nin, kalpakalrınm kenarımdea tutarak ünlerinden geçen mevlevilerin selâmma mukabele eden sad- razamla nazırların kulaklarmımda çınlıyordu. Alay, tribünün önünden geçti, harbiye nezare. tinin dev ağzmı andıran kapısından kaydı, içerde kayboldu. Sön mevlevi safı da önlerinden geçtikten son. ra -selâm vaziyetini bozan, elini yanmıma indiren lunması lâzımgelen harbiye nazırını aradı. Enver paşaya Ssokuldu, Gözlerinin içi sevinçle ışıklanarak arkadaşına fısıldadı: ' — Enver, muvaffak olduk! Yol boylarma di. zilen, avuç patlatırcasına alkışlarla alayı uğurlryan gu kalabalık halk kütlesi muvaffakıyetimizin deli- K!. Enver paşsa da bebeklerinde sert şimşekler u. guüuşan gözlerini arkadaşınım bakışlarına karıştırdı: — Evet!.. Sonu da böyle olacak inşallah!. — İnşallah! Bu karşılıklı kısa ve özlü temenniden sonra, kendilerinin ilerlemesini bekliyen — diğer nazırların önünden geçtiler. Birlikte tribünden indiler, Ta. lât paşa otomobiline doğru yürürken harbiyo na- zırı sordu: — Paşa, sadarete mi? Talât paşa hoşnutluktan aceleleşen ve incelen seaıyle cevab vördi: — Evet... — Biraz görüşseydik! — Ne hakkmda? — Birçok görüşülecek şeyler var. Hazır Ve. mal paşa da burada, İstersen gel biraz bizim daire- de istirahat edelim. Çelebiyi de dinliyelim, Ne dersin ? Talât paşa otomobıline gitmekten vazgeç. “Böndü? — FPeki,.. Gidelim! Dedi, harbiye nazırı Cemal paşajyrı da cçevirdi, arabasına doğru ilerliyen şeyhülislâm Hayri efen. diyi yaver Mümtaz beye işâret etti: — Mümtaz, koş! Efendi hazretlerine söyle, yanımıza teşrif etsinler! Emrini verdi, Şeyhülislâmiın da iltihakiyle 4 kişilik bir heyet teşkil eden İttihat ve Terakki sacayağı, önlerinde yasakçılık eden, yol açan kanun noeferlerinin ardı sıra harbiye nezareti avlusuna yürüdüler, Boş meydandan, parmaklıkların yanıra oturmuş mev- levilerin uzağından geçerek harbiye nazırmın o. turduğu kapının solundaki köşke girdiler, Veled Çelebi, nazırın odasma giden koridorun başında, sofanım köşesinde duruyordu. Enver paşa ile Sadrazam ve arkadaşları odaya girerken haşku- mandan vekilinin gözü çelebiye ilişti. İşaret etti: — Çeölebi efendi, siz de buyrun! Veled çelebi onlara iltihak etti. İlk defa Ce, mal, Talât ve Enver paşalarm (Cihadı mukaddes)i takviye etmek fikriyle mevlevi taburunu kurmağı kararlaştırdıkları salona geçtiler. Bütün dünya avcılarının toplanarak yaplıkları atış Harp dünyada en büyük bir kalabalığın silâh & üzere toplandığı yer İngilterede Bisley atış mef danıdır. 1890 danberi her sene orada dün | atıcıları avcuları toplanır ve atış müsaba yaparlar. Bu müsabakalar yanız umumi esnasında dört sene günlerde insanlara karşı çevrilmiş bulunuyordu. Bu sene Bisley müsabakalarıma 1000 wa ve 13 kadın iştirak etmiştir. Kadınlar arasında biri vardır ki, W Marjorie ismintdeki bu atıcı şimdiye kadar ley müsabakalarında “Kral mükâfatı,, nı mış ilk ve tek kadındır. 13 AĞUSTOS — 1939 musabakaları olmak ıizef" i müstesna sahaları Ü yapılamamıştır. (,'.i.mk':ı cansız — hedeflere — de$! silâhlar f.ş;â'ğı » 555!.&'&?;, VA c E!.?.P racaatı. Almanca ders Seri ve asri HABER Metodiyle ve mütedil ücretle ders almak is ismine mektupla gazetemize mil,, Kadım — Daha başka bir adam olacağını söylemiş. tin. Erkek — Dediğimi yaptım şeke, rim, Yaptım ama o başka adam da ŞELA A ee N N el —nı-a—ç.——n : Nakleden : YA AŞ KU AFT Hi 8 dün * İA tamamen görmek lâzııdır. (Devamı var) içiyor. şeylerden biridir. 4 MASAL Ç OCUKLARI H A B REOM A'N 57 M UZA PT ER E S EN düşünen ve düşüncelerini zengin hayal - letle süsleyen bir kız olduğunuzu göster- mek için söylüyordum, Behire eski günlerinin safvetile alay e- den bir çocuk insafsızlığile gülüyordu. Fakat düşüncesinin en derin noktaların- da ince bir hayal canlanıverdi: Şimdi kendisine çocukça ve manasız gelen cüm- lelerini dinleyen annesinin hayali. — Şimdi hatırlıyorum Necdet Bey, annem çoöcükken istikbalimden çok ür - kerdi. Hayatta gözlerimin çabuk açıla - cağı, ve bu yüzden betbaht olacağımı söylediği anlar da olmuştur. — Siz de bu anlarda küser.. Ve solf - radan kalkarak odanıza çekilirdiniz. O vakıt annenizle beraber odanıza gelir ve size barışıp sofraya gelmeniz için yal - varırdık. Behire gözlerini ağaç dallarındaki ışık oyunlarında Necdeti dinliyordu. Necde - tin sesi Behireye şimdi çok munis, çok musikili geliyor. Necdet bugün maziyi is- tikbale bağlayan sihirli sözleri müstesna bir talâkatle söylüyor. — Eskiden perilerle konuşan ve sihirli bir rübap çalan bu hulyalı ve hayalperest kızcağızın rübabını. kırdığını ve periler âleminden el, etek çektiğini nasıl kabul edebilirdim. Süsü hendesi çizgilerden iba- ret olan modern bir binada soğuk bir ha- vat vaşamak zevkli bir şey değildir Behi- re! Behire titredi, şaşkın gibi sordu: — Fakat niçin değiştiğimi böyle ısrar- la iddia ediyorsunuz. Yoksa hendesi şe - killerden zevk alan asri bir kız tabirinden kastiniz ne! — Hiç.. Fakat mademki bir mimarla evlenmek istiyorsunuz. — Mimar sizce histen mahrum bir a - dam mı demektir? — Hayır. Fakat hulyadan hoşlanan bir insan değildir. Bugünün mimarları dünkülere benzemiyorlar. Buğgün bina kuran adam ameli, her şeyi evvelden gö- ren, ciddi bir insandır. Her şeyi iyi he - sap eder, Hayatında (antaziye yer ver - mez. Eğer bu adamla evlenirseniz mo - dern bir evde oluracağınızı temin ede- bilirim. Öyle bir ev ki, orada hayatın hiç bir ihtimali tesadüle bırakrimamıstır. Her şey düşünülmüstür, her şey "hesaplıdır. Zira bu bina m'mar efendinin müstakbe! plânları için örnek olacak moödern kon - forlu bir bina olmalıdır. Duvarlar, köşe- ler, hattâ mobilya moödern ve rahat olarak hesanlanmış, zevke yer bırakılmamıştır. Genç kıziın yüzü kıpkırmızı oldu. Nec- det evleneceği adamın karakterini nasıl oluyor da bu kadar iyi anlaya biliyor ve onun aile ocağı hakkındaki projelerini tahmin edebiliyordu. İstemediği halde bu hayretini Behire meydana vurdu ve genç doktorun düşüncelerini tasdik etti: — Doğru söylüyorsunuz. Nihad da an- lattığınız gibi bir yuva kurmağı düşünü - yor. Ben de böyle bir evde yaşamaktan çok memnun olacağımı zannediyorum. Behire sözlerine devam etmedi. Sanki gözleri önünde güneş birdenbire karar - mış gibi başının döndüğünü hissetti. Du- daklarını süsleyen tebssüm silindi. Behire son cümlesini, temiz duyguları- nm, ya'dan olduğunu bile bile söylemişti. Her köşeyi tiyazi bir katiyetle düşünerek bir lüzuma müstenit olduğu için yapıl - mış bir evde yaşamak genç kızın zevkle- rine hiç de uvgun değildi. Böyle son mo- da telâkkilerine uygun kübik bir evde is- î'ıqanı guı.und(—n anlamak lıiı- hayat adamı İçin ne kadar M İyi bir çiftçi için de hayvanları gözünden anlamak o kadar elıd’" Onun için, İngiltterede bilhassa tavukçuluğu ile meşhur bir kiîîd:" linde pertevsizle tavuğun gözüne bakan gencin bu hareketini İngilterede “Köpek adası,, klübünde, azaya tavuklara bakamak, onlardan en fazla lıtlfıde # P mek yolları öğretilmektedir, Tavuğun hasta olup olmadığı ve yur yilef İy lama kabiliyetinin gözünden nasıl anlaşılacağı da bu klüpte A — — FD ip .fğğff; ğ FLFEE, E » G?'F_ LAY YI eĞi n n A 4 mdaki bu - ta *' Üi dğl'e &m temiye istemiye, Nihadım arzusunu Y’“f getirmiş olmak için oturacaktı. ul'f Behire hâlâ çocukça bakişlarını M Piy faza eden elâ gözleri dumanlıydı, S© u,g ni pek iyi tayin edemiyor, fakat ruhüf ğ ıztıraplı bir geceye yavaş yavaş gom“ıd günü hissediyordu. Artık Necdeti di J' meğe tahammülü kalmiamıştı. Onun ? rar söz söylemeğe hazırlandığını ZM bir el işaretile genç doktoru dM Yalvaran gözlerle: pil — Susunuz, dedi. Artık bir kelimt ; söylemeyiniz. Ruhum melâlle dold“';“f h tırabımı bir kat daha koyulaştmnak İ" Pin, yarar? Kurduğum istikbal hulyal Nd' 3! çin kırmak istiyorsunuz? İstikbalde 30? Pi baht olacağımı isbata çalışarak banâ çektirmenin size ne faydası var. — Behire, ben yalnız nazarı zi celbetmek istiyorum. İşte © kadâf üfıü hakikatle karşı karşıya gelmekten îd“' : yorsunuz, Bana öyle geliyor ki yazi FĞĞ | çocukluk arkadaşımı hakikatle karşılai | tırmaktır. Hattâ bu hakikat, insanff pertacek kadar korkunç bile olsa. Behire başinı salladı: K — Hayır, hayır. Artık söy Iem")'m'z dt fi. Bu bahse dair bir kelime bile ist yorum, ** (Devami var)