. 25 MART — 1939 <Ğe/şyaz/u Boa Ditektör Zönde T telgrafı alıp okuduü. Yü- d p in bir hayret okünüyor- ta İT Söz Söylemeksizin kâğıdı ba- "i w !ug:î” linkisrüne Kitib adan bi Londradan geliyordu: n B“&m yalmz olarak gelece- !"în irkaç gün için lüks datre is- dı,% Muvasalatımı gazetelere bil- ü"'.?lnız. Kimse ile görüşmiyece- Sır Corç Tikomin | D"ektör sord Ing—hz nazn'lanndan degd mı’ lt yahatu-ıe çıkamğmı gazete- g uştum. Demek — buraya ehy'orl qî:nm dişlerinin arasından söylen" a z“allı' Burada kendisini ne *'ı'uı:%m bilmiyor. Tek gözlü çok ektir, ı,q;î’lis Manşerton.. Sir Corç Ti" H'—n'metlerım madam. ı&mlbdlz nazırı mis Manşertonu se“ “tvklıktan sonra — masada şeref 'ne geçti. Klayf hizmet edi- %yı hiç konuşmadan — içtik. kaı nazır başını tabağından d'h'ak sordu: , kîâvarda ne gibi eğlenceler var- ’tfn * Cevap vereceğimi birden kesti- hh a Yerek duraladım. Mis Manşer atildrr b Bm'îılda çok mütenevvi eğlencer %:_rgır. Arzu ederseniz ben size m.. ığ&k teşekkür ederim efendim he gibi? » Size muhtelif eğlenceler tavsi: q__q' ilirim: Evvelâ dilenciler dan * için Tek gözlüye müraca* qğîmiz lâzımdır. Bahçede'ko: , A bir ateş yakılır ve Tek göz Gîll hoş bır müsiki âleti çalar! Üyordu ir gorsemz bayılırsınız! N a.ı “Bundan başka dilencilerin bar Partisi vardır. Bu partide im %Z" Servet kaybedebilir. Bu işin da mösyö Klayftır. İsterseniz #eryetinizden kurtarır. Nihayel Yet eğlencesi vardır. E dediniz? Nnt ma's et, —dedim. Bu da çok İr, göreceksiniz, NHCOrç, hiç şaşırmış görünmeden k ç Bu eğlencelerde — umumiyetle Ürülür? b 5 Kim olursa? Meselâ bu gece .'iı öldürülmeniz mümkündür. wüîe 'Tek gözlü veya Klayf öh- h“ kadın sahiden çıldırmış mıy- mmâyfa baktım, sapsarı — kesil- %Pakaı şakin görünmeğe mu” Oluyordu. PX | devam etti: Tnesı eğlencesi de vardır. 1 &h , anlatılanlara — gittikçe | % fatla alâka duyar gibi görünü- Belki de onun şaka yaptığı şîhlîldı Mis Manşerton — devam S,qmşihsıyetm öldürülmesi, bir a: Nhüvıyehmn değiştirilmesi . e | L H - MMeselâ beni kendimin mis "q,u nisminde — biri olduğuma İ Mağa çalıştılar. Halbuki a Ü, S“Zan Darreşdir ve İngiliz de- i Fransızım, 'E,d » muhatabını tuhaf — tuhaf Ü. Kadın bunun manasını ân OIaCak ki: “h,“z Deti olduğuma hükmeyliyor değil mi ekselâns? dedi. Bur Hâefkes az çok delidir. Burada k'îık N bir merakı vardır. Klayfır '! 1 İnsanların üzerine tabanca 'i’:t;ş etmektir. Tek gözlünün me- 3* otobüstür. Bu otobüste yat < biliyor musunuz? N, ni buraya getiren otobüster Shsediyorsunuz? n t 'â* ' Nalkeden. F. K. “Frans gitmem için yalvarıyordu.,, — Evet, Tam geceyarısı kapı ö nüne çıkarsanız Tek gözlünün yat- mak üzere otobüse bindiğini görür- sünüz, Otobüs onun yatak odasıdır. Bir baş işaretile beni gösterdi: — Bu Con Sunkist de kendisin kont Frederik dö Mozembar sanı- yor. Hepimizi kurtaracağına da kar ni? Klayf artık bu kadarına taham- kulağına bir şeyler söyledi. Kadm bir kahkaha savurdu, Klayf, Siz artık hapı yuttunuz. Bu gece sizi öldürecekler! Klayfın sesi hiddetle titriyordu. Sağ elini pantalon cebine soktu. Onu bi- lirdim, Kadıncağızı burada — gözü müzün önünde öldürecekti. . Kadın maruz bulunduğu tehlike yi sezdi ve gülmekten vazgeçerek: — “Aşıklar yuvası,,nı bilirsiniz değil mi mösyö Klayf? dedi. Hanı şu oduncu kulübesi.. Tek gözlünün. - ç Klayim yüzü güldü. Elini cebin- den çekti. — “Âşıklar yuyası mı? diye mı- rıldandı. — Evet Klaâyf. Biliyorsun tabil.. Tek gözlü senin oraya gitmeni hiç — Evet. Elini alnına vurdu, — Nasıl oldu da bunu düsünme- dim? Mesele apaçık anlaşılıyor. Te- şekkür ederim mis Manşerton. Bu- nu mükâfatsız bırakmıyacağfım. Kapının yanına gitti ve gülümsi yerek bizlere baktı. Sir Corç sordu: — "“Aşıklar yuvası. mı? görmek isterdim, Mis Manşerton: — Yarımn sabah ben sizi götürü Bu sırada Tek gözlü salondan içe- ri girdi. Doğru masamıza — geldi ve bir iskemleye oturdu. . (Devamı var) Karlı bir Yazan: Marie Renbert 'Tereddüt ediyordu. — Sonra bakalrm her halde bir şey yaparız. Nöbetçi polis memuru, kr- zarmış sobanın arkasında ve ağ . zında piposu ile bir yandan uyuk. luyor, bir yandan da gündüz alın- mış ifadeleri deftere kayıtla meş- gul oluyor. — Ben ömrümde böyle garip şikâyet duymadım... Ne yapma - mızı istiyorsunuz? Sizin bu meş. hür taksiyi imkânr yök bulama . yız. Pekâlâ... Pekâlâ... İşte imza - layın şurasımt... Genç kadın polis komiserliğin- den çıkarken hıçkırıyor : — İmkânı yök bulamayız, dedi, duydunuz ya, imkânı yok buluna- mazmış... Seine nehrine gidece . ğim... Bırakın beni... Size kendimi Seine atacağım diyorum... Fakat karşısındaki erkefin kolu süvvetliye benziyor. Esasen mü- :adele etmek için hiçbir harekette bulunmayan bu küçücük kadımı zaptedebilmek fevkalâde büyük bir kuvvete ihtiyaç göstermese gerek. Genç kadın bu muntazam dişli ve sıcak bakışlı delikanlıya dikkat bile etmiş değildir. Genç adam soruyor: . — Elinizde bu pasta paketiyle her halde arkadaşlarınıza gidiyor- dunuz? Müsaade ederseniz sizi araya kadar götüreyim... — Arkadaşlara mı? Artık çok geç oldu. Bundan sonra beni bek- . lemezler... Saat sekize kadar bek. | ki ' pek çabuk siliniyor. Büyük acısını liyeceklerdi... Şimdi saat her hal. de... Her hbalde... — Saat şimdi tam on... - yine tereddüt ediyordu - eğer isterse - niz gidip bir yerde sıcak bir şey içelim... Girdikleri dumanlı — kahvede, | bilârdo salonunun arkasında sakin bir köşe buluyorlar, İki tabak ye. mek ve beyaz şarap ısmarlıyor. O her zaman hkurmızı şarap içtiği halde bu sefer neden beyaz şa - rtap ısmarlıyor? Belki de beyaz şarahın, şimdi girdikleri bu yerde bol ışık altın- da bütün teferrüatile daha iyi gördüğü zeki we ttatlr 'Yüzün, 'yür bar olacağını düşünmüştür. Genç kadın yavaş yavaş asını . yor. Fakat her halde acıkmamış, zavallı delikanlı bütün bir ,çalış - ma günün yorgunluğu ile büsbü - tün acıkmış olduğu halde kadın yemeğe başlamadan o başlamağa cesaret edemiyor..Bu genç kadına karşı kaba ve haşin görünmekten o kadr korkuyor ki! | Genç ikadın paltosünü çıkarmak için bir hareket yapıyor. Erkek hemen yerinden doğruluyor ve ©- nun paltosunu çıkarmasına yar - dım ediyor. Sonra paltoyu alıyor ve kemali ihtimamla asıyor. Şim. di genç kadm başının ve yüzünün tuvaletini düzeltiyor, pudralamı - yor. Üzerinde tatlı renkli bir süvater ve altnda koyu renk bir eteklik var. Belimde ince bir deri kemer bulunuyor. Bol ışık altında saçla- rının bukleleri, çıplak kolları ve beynu harikulâde güzel görünü - yor. Kadının paltosunu asmaktan dönen delikanlı onun 'derin ve gü- zel gözlerine bakıypor. Bu gözler cidden harikülâde. Bütün kederine rağmen genç kadın ona tebessüm ediyor. Çünkü mnihayet o da bir kadındır. Allahım bu korkak ve mahcup tebessüm ne kadar güzel! Yazık genç kadıtın dudaklarından bir an için unutmuş olmaktan san kimahcup olmuş gibi bir hali var. — Artık yemek yemeniz lâzım matmazel,.. Size isminizle hitap e. debilir miyim? — Rose - Marie, Ya sizin ismi- niz nedir? — Gerard.. | Tatlı ve nazik bir hareketle ek- meğini koparıyor ve tabağındaki eti kesiyor. Bir parça da şarap İiçi- yer. Masanın üstünde bir köşede genç kadının elinde tuttuğu pasta paketi duruyor. Genç kadın kendi züksüz ve güzel parmaklı bu genç' katın için daha uygun, daha ki - yor. Bir serçe de ancak bu kadar | gece Çeviren; Suat Derviş ekonomi prersiplerine sadık kala. rak: — Meyva yerime şu benim pas- tayı yiyemez miyiz? Diye sörüyor. Ağır tümlelerle konuşuyorlar. | Biribirlerine hayatlarının sırlarını kısa cümlelerle anlatıyorlar, Er - kek bekâr bir makinist, kadın da bir berber <dükkânında çalışıyor. Bir se€ne kadar 'bir adamım karısı olmuş, sonra bu adam kadının ne Si var, nesi yoksa beraber alip kaçmış. — Tasavvur ediniz, bir akşam evime döndüğüm zaman evde hiç bir şey bulamadım. Yatak çarşaf- larıma, tabaklarıma kadar her şe- yimi alıp götürmüştü. — Vay ahlâksız, namussuz he. Bi 1.. Birdenbire söylediği bu sözden fena halde mahcup oluyor. Af di- liyor: — Affedersiniz, diyor, ağzım « dan kaçtı.. Benim başıma da aytır şey geldi. Benim de karmn beni bırakrp gitti... LA Genç kadın evine dönmek isti« yor, — Köpeğim yanımda olmadık - tan sonra, diye bağırıyor, asla... Asla... Dönmiyeceğim. Bütün acısını birden tekrar ha. tırlamış gibi hıçkırıyor. — O healde bizim eve gidelim.. — Nasil isterseniz... Güzel, fakat boş bir oda.. Boş ve hüzün verici bir oda... Tatkı bir sıcaklık veren büyük sala - mandıra sobasına Tağmen oda isih mamış tesirini veriyot, çünkü bu odanın kadını eksik... Evvelâ genç kadımı geniş bir koltuğa oturtuyor. Sonragenç ka. dın tekrar kendini teessüre kap - tırdığı için ona daha fazla yaklaşı- yor. Önu kolları arasında sıktığı ve genç kadının da bu nevazişte ken dini bıraktığı vakıt bundan mem. nun olduğu hissini verdiği bir sı- (Lütfen sayfayı çeviriniz) / 100 yanarak odadan çıkınca ve arka- larından da kapıyı Araten ile Bambo yalnız kallı- KAHRAMAN HAYDUD kapayınca. damlatayım.. Alemi tenkid eden, o müstesna kaleminle nedik hazinesinin kapısını aça- sana Ve- KAZRAMAN HAYDUD 4 Kadınların, âciz kimselerin kar. şısında ise dalma cesaretten, cü- retten kahramanlıktan dem vu- 9T pılarını sımsıkı kapadılar. (Ara- ten) yalnız kaldı. Bu sırada itimadını kazanmış Malmlardan başka şâhuyetın ' lar.. * Bir müddet yekdiğerinin göz- leri içine baktılar.. Evvelâ Bam- bo söze başladı: — Sana bahsettiğim kız işte bu. — Yani.. — Canım bilmiyor musun?,., Hani zorla teslim — olmasına çalışacağımız kız.. Araten başını önüne eğdi ... Dir müddet dalgın kaldı.. Bambo şairin bu vaziyeti karşısında tehditkâr bir sesle sordu: " — Ne düşünüyorsun?. — Bu kız kimdir?, — Sana söylemedim mi? ra- hişe Emperyanın kızı, fahişe kı- zı olduğu için damarında da a- nası gibi fahişelik kanı var.. Hattâ daha şimdiden bile ru- hunu sukut istilâ etmiştir. Pek yakında, hislerinin inkişaf bul- duğu zamanda ise büsbütün a- çılacaktır. Ha!.. Ne dersin?. — Zavallıya acıyorum.. Bambo gülümsedi : — Anlaşılan kalbindeki mer- hamet hislerini uyutmak lâzım geliyor. Hokkanı ve kalemini ver, ver ki, sana şöhret kazan- dıran o kalemin ucundan altın yım.. Eğer aldanmıyorsam ve biraz da hesap biliyorsam mu- kavele mucibince yuvarlak he- sap beş bin altın ekü verece- ğim. Haydi koca şair. Çabuk ol, hokka, kalem kâğıt ver, senedi yazıp imzalayayım.. Merhameti- ni altın yağmuru altında boğa- yıra.. Kalbindeki şefkat yarası- nr bu sened ile bin derde deva olan altın merhemi ile tedavi e- deyim, haydi ne duruyorsun?... İstediklerimi versene!, Araten sükünetle cevap — ver- di: — Senedi yazmağa zahmet et- meyin.. — Zahmet etmeyeyim mi... Ne demek?. — Evet, bana veşmek istedi- ğiniz beş bin ekü sizin olsun. — Bunu söyleyen sen misin?> Yoksa rüyamı görüyorum. Araten içini çekti: — Hayır rüya görmüyorsun. Filhakika Araten bu sırada büyük bir teessür içimdeydi.. Fakat beş bin altın eküyü red- detmesi için başka mühim se- bepler de vardı. "Evvelâ, Biyankanın gençliği, güzelliği, meyus tavrı, ümit- sizlik içinde yanan gözleri kar- rurdu. Hikâyesini bitirince kı - İrcının burnunu gürür ve aza . metle yere dayadı. Muhayyel zafer ve kahramanlığının kızlar üzerinde hasıl ettiği itimattan dolayı koltukları kabardı. Aretenlerden biri şairin ka . dehini şarap ile doldurarak u - zatir. ” İçmek için dudaklarına gö - türdü, O anda sarayım büyük kapıst şiddetle vurulmağa başla- idır. Şairin rengi attı, sapsarı ol . du. Elindeki kadeh ve kılıcı ye. re düştü, gelenlerin, kapıyı zor- layanların muhakkak Emperya tarafından kendisini tevkif için gönderilen adamlar olduğuna kanaat getirdi. — Ben — dememiş miydim? Demindenberi kapınm — vurul- duğunu size söyleremiş miy- dim? Edepsizler? Pene inanma- drorz.. Sakım kapıyı açmayınız, reziller, alçaklar:.. Beni öldürt- mek istiyorsunuz... Aratenler şairin anlattığı kurk senyörün saraya hücum ettiğini zannettiler. Korkularından ve dehşetten çil yayıunsı gibi da- gıldılar. Odalarına çekilerek ka- olan hüsust hizmetçisi yanına girdi. Tamamen dehşet ve korku içinde olan şair bağırdı: — Sefil, sakın kapıyı açayım demel), . — Fakat monsenyör, bem da- ha evvel kapıyı açmıştım. Gelen monsenyör Bambodur. — Bambo mu? doğru söyle, emin misin? . — Evet, monsenyör, Bamba cenapları teşrif ettiler. Eminim « — Yalnız mı?, — Bir kadınla beraber?. — Daha ne duruyorsun, bu- dala, hayvan, korkak herif?. Ben sana çabuk kapıyı aç deme- dim mi?, Monsenyör Bambo ce- naplarımı kapını n Ö- nünde beklettiğin için sana mü- kemmel bir sopa ziyafeti vere- yim de gör., Korkak!, — Bu adamı — azarlamayınız ustad! Bana kapıyı bekletmeden açtı, vazifesini mükemmelen yap tı. Bambo bu sözleri ıoyhyertk Aratenin bulunduğu salona gır— di. Araten hayretle bağırdı: — Siz möoönsenyör, siz gece- nin bu saatinde burada? Benim için ne büyük şerefl Fakat ne