15 Kasım 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 9

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

/ 9 kısımların hulâsası; Ş silizter, Türk hücumu karşıamdaki vaziyetlerinden Türkler biran | hummlarma ara vermeleri Üzerine , “Muşlardı. Çünkü bu — zaman zar , Beriden gelen yeni İngiliz kuvvet Türkıerin ric'at etmelerini temine İhey burada kalamadı. Kendisini “araya çağırmışlardı. Orada — şefin w Verdiği bir kâğıttan Londrada bir © Casusunun yakalandığını Üüzerin Tikan evraktan da Fon Kresin yeni ıııh'-'lıma geçecekleri yazılı. bulundu 1 öğrendi. Gilney bu hücuma mu Mak nazarile bakıyordu. Çünkü ilk Seferleri pek ehemmiyetsiz olmut Bu hakiki bir harp olamazdı. Oisa —4 be olabilirdi.Şefi Türkler üze| © bir uçuş daha yaparak netice al| —— — — Muvafık bulduğunu söyledi. O da| : .. Üsine izin verdi. 11 tayyarelik — bir , DAK t’:e havalanarak Elarişe gittiler ve| —— Türk tayyare hangarlarını bom | | Stayyarelerini, lâr, Bu uçuşta ! h"debunamukabuıkıuyymue DŞ b ârmı kaybetmişlerdi. Bu harpte Arkadaşları da yere inmek mecburi Mıı. 'de kaldığı için Türklere esir olmuş San şlddetli hücumlar "’“. doğru döndük. Giderken yol- tayyaremizin de kumlar üs- “-”n-ıa- olduğunu gördük. Görü- — Ş li A L |) Yazanlar : ingiliz ordusu hava zabitlerinden Kenneth Brovn Collins, Meşhur seyyah ve muharrir Lovvell Thaomas nürde Pilot Van Rynvelt yoktu. Üzül- düm, ancak yere indiğimiz zaman bu üzüntünün beyhude olduğunu anladım. Grant Dalton oradan geçerken düşen tayyareyi görmüş; o da kumların üs- tüne inerek, pilotu kurtarmıştı. Akınımızın bir zafer mi, yoksa ağır zayilat mı olduğunu bilmiyorüm. İki Türk tayyaresine karşı üç tayyare kaybetmiştik. Fakat iki hangarı yak - miş ve daha birçok zarar vermiştik. Bundan başka Türklerin maneviyatmı azıcık olsun mrımm"ık Von Kress'in 128 GÜZEL PRENSES. büyük bir taarruz hazırlamakta oldu- ğu bir sırada bunun çok büyük bir e-| hemmiyeti vardı. Süveyş kanalını kesmek işinin “ya şimdi, ya hiçbir vakit,, meselesi oldu- gunu Fon Kress çok iyi biliyordu, bun- dan başka Mısır kuüvvei seferiyesinin Filistini ele geçirmek: gayesini de her halde hissetmiş olacaktır. Türkler Katya felâketinden sonra buradan çok da uzakta olmıyan Roma- nide gene üzerimize çullandılar, Roma- ni Sina çöllerinin büyük harplerinden biri olmıya namzetmiş. Bu harp ya bi- zi kurtaracak, yahut da mahvedecekti! Ben tekrar toprak üstüne inmiş ve Avustralya hafif süvarilerinin sipere Ki alib muharebele'i 0914 — EDESB ti — Türk taarruzu bir buharlı silindir gibi şaşmadan, durmadan ilerleyip geldi' Güneşin altında iki bin süngü ve kılıç parlıyordu girmiş oldukları Merdit adını verdiği- miz tepeye yerleşmiştim. Türk taarruzu kocaman bir buharlı silindir gibi son müthiş hücuma kadar şaşmadan ve durmadan boyuna ilerli- ygrek geldi. Siper kazdı ve topçusunu bekledi. Beklerken de azar azar ilerle- mekte devam etti. Öğleden sonra saat üçte onları gör- dük. Güneşin altmda iki bin süngü ve kılıç parlıyordu. Sonra da hücum ettiler! Çarpışmanın catırtısmı bile işitebilirdiniz. Büyük rütbeli bir Avustralyalı, bir tümseğin üstüne sıçrıyarak: Kahireden Pti Bırussebı’m cenup garbında Iıa!ir mıenzü meulai — Sizin adınız Marko Zingara — de- ğil mi? Zingara, bir adım geri çekildi. Ku- Kumandan: rüm işlemiştir. Biran evvel babam kral hazretlerinin emirlerini infaz ediniz. mirn SOWT ER GAT SAi Dilimize çeviren: A, E. — Haydi çocuklar davranm!.. Diye bağırdı ve müdafaa onun çev- resinde kuruldu. Bu harpte Türkler ge riye itildiler. Ölümle yüz yüze Gece oldu. Türkler bermutat cena- hımızı kuşatmıya uğraşmışlardı. Bütün gece kuvvetlerimizi takviye &€etmeye uğraştık, Bu benim vazifemdi; kıt'a- ları biribirine temas ettirmek işini görüyordum. * Lowland fırkasmı ara- mak için kumlara bata çıka yürürken çölde yatan bir adamım Üüstüne bas- tım, Bir an için onu ölü bir adam sandım. Ölü değildi. Ağzından arapça bir küfür savurdu; sonra da korkunç bir sessiz- likle ayağa kalktı. Arkasından iki ki- şi daha sıçradı. Her ücçü de uzun bıçak- larını çekerek üstüme saldırdılar. Galiba bir ileri karakolun kucağına düşmüştüm. Geriye atlıyarak koşmaya uğraştım. Ücü de bıcaklarımı sallrya - rak soluk soluğa beni takip ediyorlar- dı. Ayağım kumda burkuldu; beni mu- hakkak ölümden kurtaran mucize on - ların da ayni yerde sendelemeleriydi. Bunlar üç kişi idi ve Araplar kumla- rın üstünde benden cok daha emniyet- li koşabilirlerdi. Çabuk düşündüm; ta- bancamı kaldırarak ilk Araba ateş et- tim. Onu vurduğumu sanmıyorum. Hat tâ vurabileceğimi ümit bile etmemiş - tim. e ae A alr &9 GÜZEL PRENL 125 Güzel prenses İ I Vera, hemen Annanın gelinlik elbiselerini kendisi de soyundu. arkasına başına acele bir göz gezdirdikten sonra elbise odasından çıkarak ağır ağır kili- seye girdi. Papazın önünde.durdüu. Pa- ü Mmandanın kendi adını bilişinden şüphe- lenmişti. Bu alelâde bir pasaport mua- Yenesine benzemiyordu. Cevap verdi: — Evet, benim. — O halde sizi kral hazretlerinin em- Tile tevkif ediyorum! Bu fena haber Zingaraya — yıldırım tesiri yaptı. Sarhoş gibi olduğu yerde Sallandı. Sonra kendini toplayarak: — Herhalde, dedi. Bunda bir yanlış- lik olacak. Çünkü ben ne hırsızım, ne| € câni, Beni nasıl tevkif edersiniz? Ne hakla? — Müadem ki isminiz Marko Zingara- dir. Tevkifiniz için kralın emri vardır. Bunda hiçbir yanlışlık olamaz. İşte e- Mirname de burada.. Sonra bu gece bu- Tadan geçeceğiniz de yazılı olduğuna Böre yanlışlık olamaz.. —Peki, yanlış olmasın. Bu tevkifin tebebi e? Burada ne kadar kalacağız? Zingaranım bu sualine kumandandan €Vvel gelin cevap verdi: — Ölünceye kadar! Zingara, hayretle başmı çevirince du- Vağını açmış olan gelini gördü, Bu An- ha değil, Düşes Vera idil. Zingara, ömründe böyle bir hale uğ- Tamamıştı. Yüzü evvelâ sapsarı, sonra da mosmor kesildi. Olduğu yerde don- (Muş gibi kalakaldı. Bu sırada düşes Vera kumandana: — Kumardan, dedi; Beni tarıryorsu- Nüz değil mi? Kumandan hürmetle eğilerek düşesi Selâmladı. Sonra: * — Âsil Madam Le D Verayı ta- Tryorum. KESar — Evet, Bu adam tehlikeli bir câni- “iğHükamete karşı pek büyük bir cü- — Emir tamamen tatbik edilecektir müsterih olunuz düşes, dedi. Sonra e- mir bekleyen zabite dönerek: — Ellerini arkasına bağlayınız. Ayak- larına da zıncir vuracaksınız, Zingara, düştüğü şaşkınlıktan kendi- ni toplayamadan odaya giren iki asker ellerini yakalıyarak arkaya — kıvırddar ve sikıca bağladılar. —Zingaranın aklı başına geldi. Müthiş bir hiddetle Ve - ranın üzerine atılmak. istiyerek haykır- dı: — Cehennem zebanisi.. Beni nasıl da aldattın.. Şimdi de hapsettirmel: istiyor sun ha.. Âh mel'un... Vera, hiç aldırış etmedi Dudakları ü- zerinde bir tebessüm dalgalandı. Bu sı- rada içeri giren üç gardiyan ucunda ko- caman bir gülle takılr olan bir zincir ge tirdiler ve hemen Zingaranın ayakları- na bunu taktılar, Zingara birden yerin- den fırlıyarak kaçmak istedi. Fakat geç kalmıştı. Çünkü askerler ayaklarını sı- ki sıkı yakalamışlar ve zincirlerle ağır gülleyi takmışlardı. İhtiyar kumandan Zingaraya: — Mösyö, dedi. Mahkümiyet emirna menizi size bir kere okumak ve tebliğ etmek vazifemdir. Dinleyiniz. Bundan sonra kralın mühür ve imza- sını taşıyan emirnameyi yüksek sesle okudu. Emirnamede, Zingaranın, kraj hanedanı aleyhine fesat tertip ettiği i- çin müebbeden zincire vurularak zinda- na atılması ve ıslahı nefs etmesi için üç ayda bir de riyazet hapsine konulması irade olunuyordu. Zingara, hiddetle gürledi: — Müebbeden hapis ha.. Beni ömrü- mün nihayetine kadar karanlık bir mah geçirdi. Tacı da itina ile başına yerleş- tirdi. Saçlarının rengi pek görünmesin diye onları da duvakla iyice örttü. Bu; kılığa girince Annadan hiçbir farkı kal mamıştı. Çünkü esasen — Ânnaya çok benziyordu. Yüzü tül ile de örtülü olun ce artık tanınmasına imkân kalmamıştı. Uşak Jan, hemen elindeki paketi çöz dü. Buradan büyük bir çuval — çıkardı. Sonra Annayı bükerek bu çuvalın içine soktular, Çuvalın ağzını uçkurluk gibi evvelce hazırlanmış olan ipi ile büzdü- ler. Veranın mantosunu da hemen bir paket yaptılar. Sonra Vera uşağına: — Göreyim seni, kimse - görmeden götür... Ormana bırak, Haydi çabuk ol. Ormanda çuvaldan çıkarır, salrverirsin. Bunun üzerine Jan içinde Annanın bulünduğu çuvalı omuzuna aldı. Hanı- mının elbise paketini de eline — alarak kaprdan bahçeye çıktı ve kilisenin açık duran kapısından görünmemek için du- var kenarından doğru yürüyerek bah- çe kapısından da dışarı çıktı. Görenlerin şüphelenmemesi için telâş etmeden fa- kat hızlı adımlarla köyden — uzaklaşıp ormana yaklaştı. Bu sırada çuvalın içinden — Annanın söylendiği işitildi: — Merhamet edin, beni suya soku- nUuz, Beymm yanıyor. Oynamak iste- rim... Cellât mr geliyor.. Gitmem.. Git- mem.. Bugün düğünüm var.. Kilisede bulunanlar gelinin hâlâ dua sını bitirip dönmediğini görerek sabır- sızlanmağa başlamışlardı. Hele Zingara için geçen her dakika bir asır kadar u- gun geliyordu, Nihayet sahte gelin Vera bir eksiği olup olmadığını anlamak için — üstüne paz onun elbise odasımiıda bekliyen zen- gin düşesten iyi bir hediye aldığını zan- nederek memnun oluyordu. Hattâ ya- vaşça onu tebrik bile etti. / »Böylelikle günah çıkartmak için kendisinin elbise odasına gelmemiş olmasının! - sebebini izah etmiş oluyordu, Sonra gelini elin- den tutarak merasimin yapılacağı yerde duran Zingaranın yanına götürdü. Zingara, nihayet sevgilisinin duasını bitirip döndüğünü görünce — rahat bir nefes aldı. Bundan sonra genç kızlar ta- ganniye başladılar. Bu şarkılar bitince ganniye başladılar. Bü şarkılar bitince papaz onlara ayrı ayrı biribirlerini — zevc ve — zevceliğe kabul edip etmediklerini sordu, Aldığı muvafakat cevapları üzerine de dini â- yini yaptı. Merasim nihayet bulmuştu. Kilisede bulunan halk dağılmağa başla- dı. Bu sirada bir kenarda duran ihtiyar Soösel kendi kendine şöyle düşünüyor- du: —Nihayet oyunu kazandık. — Düşes Vera, şimdi hangimizin tuzağa düşece- ğimizi göreceğiz.. İşte nihayet o senin çok korktuğun Anna — oğlumun karısı oldu. Yarın da saraydaki yerini alacak. İşte o zaman sen neler olacaksın, neler. Gelin ve güvey kiliseden çıktılar. On- larr ve mendil sallamaları arasında ha- pıda bekliyordu. Oraya toplanmış olan kövlülere başlarile toptan bir veda selâ mr verdikten sonra ıu:abaya bindiler, Araba genç kızların ve köylülerin alkış lar rve mendil sallamaları arasında ha- reket etti. Soösel, oğlunun hiç olmazsa kendııı ne biz işaretle veda etmesini beklerken böyle bir şey olmadığını görünce biraz - Ha Ğ

Bu sayıdan diğer sayfalar: