6 Eylül 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

6 Eylül 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HABER — ÂAkşam Fostası 6 EYLÜL —193%; w & ÂAykut atını mahmuzladı. Ve Hulâyüyu selâmlıyarak Bağdada doğru atını dört nala sürmeğe başladı w Bu sırada konuşulan şeyleri katiyen duymamış ve dinlememiş olan Hulâ- gü yavaş yavaş başını çevirdi: — Haydi! Buradan uzaklaşalım! Gelenlerin sayısı gittikçe — çoğalıyor Buralarda fazla durmak tehlikeli. Bi- zim askerin gelmeleri icin de en az bir gün beklemek lâzımı, Onun için şarka doğru gidelim, Hullzü atmın başımı şarka doğ'm çevirdi, Şimdi harpten kaçan askerle- Tin göhıîa'ih yer, yer lekelenen Dic- | denin gümüşi pıriltismı ve Bağdadı Birdenbire.Aykut duralar ve bir şey Böylemek ister gibi bir hareket yaptı. Hulâğü bunu sezerek sordu: — Bir şey mi söylemek istiyorsun? — M' — Nedir? — Ne müsaadesi? v — Şehre dönmek.. Hulâgü ve Boğatimur Aykutun BuU- rıunı tuhaf tuhaf bakıyorlardı: — Hangi şehirden bahsediyorsun” — Bağdada, — Bağdada mı? , — Eyvet, evet,, Bağdada! — — Deli misin sen? — Hayır deli değilim muhterem ku- mandan, Fakat bana müsaade edin. = oraya gilmem, avdet etmem — Bağdada dönmek, senin için ha- kikt bir ölüm demektir, — Dönmemek de öyle! Bittabi Boğatimur bu sözden bir şey | anlamadı. Aykut devam-etti- — Her ne bahasma — olursa olsun gitmeliyim, Herhalde orada bulunmam lâzım. Hem de ortada hiç de işaret et- tiğiniz gibi büyük bir tehlike yoktur. Başka zaman olsaydı belki Bağdada girebilmek çok güç olabilirdi. Hoş bu takdirde bile yine giderdim ya. Fakat şimdi ortada hiçbir tehlike yok. Bozgun, düşmandan kaçan bir or- du bakiyei süyufu ile Bağdada kolay- lıkla girilebilir. Bozgun ordular aynı zamanda gir- dikleri yerler için azgın bir düşman ordusundan daha gaddar, halk için daha tehlikeli ve daha korkuluü olur- lar. Böyle âmirlerini ve hiç kimseyi ee İ dinlemiyen aç, parasız ve çapulcu bir| ' kütlenin gelişi kargısında herkes ken- di derdine düşer. Şehirde inzibat, ted- bir namma hicbir şey kalmaz. Hiç kimse hiçbir şeyin farkında olmaz. Binaşnaleyh görüyorsunuz ki Bağda da girmek benim için hiç de tehlikeli bir iş değildir — Fakat iki gün geçmiyecek biz gehri muhasara edeceğiz. O zaman senin için dışarı kaçıp kurtulmak ihti- kalacak olursan! Sana kim yardım ede bilecek? Aykut gözlerini Hulâgünun gözleri- ne dikti: — Ya ona? Hulâgü hiç cevaâap vermeden süstu, Aykut atımı mahmuzladı: — Allaha ismarladık! İnşallah ya- kında görüşürüz. Hulâgü hiçbir sey söylemeden sa- dece elini sallamakla iktifa etti. Şimdi Aykut dört nala olarak Bağ- dada doğru dönüyordu. Hulâgü ile Bo- ğatimur bir müddet Aykutun gittikçe küçülen ve kaybolan gölgesini seyret- tiler, Sonra onlar da atlarını mahmuz- layarak şark istikametinde uzaklaştı- lar, İ Duyulan gürültü gitgide azalıyordu. Ve Hulâgü hiçbir şey konuşmıyordu -Boğatimur da hiçbir şey sormıyordu. Halifenin hırsı Şiddetli ve telâşlı olarak vurulan kapı halifeyi dalgınlıktan uyandırdı. İçeriye nefes nefese olarak nöbetçiler- den biri girdi, Hâlife sordu: — Ne var? — Tüutulmuş. — Kim? — Güzide! Halife yavaş yavaş doğruldu, Gözle- rinde bir hırs ışığı yanıp söndü; — Nerede? — Aşağıda.. Şam kapısından çıkar- ken ele geçirmişler — Güzideyi derhal harem tarafına götürün sıkı bir inzibat altında tutü-| Hatıralarını anlatan © EFDAHı TALAT — 189 — %k Halife başka bir sey — göylemeden sustu. Fakat gözlerinden kafasının içinde ne kadar müthiş fikirler geçir- metke olduğu gayet açık olarak anlaşı- Iryordu. Sonra devam etti: — Güzideyi ele geçireni bana gön- derin. Birkaç dakika sonra halife Musta- sım Güzideyi yakalayan Şam kapısı mmuhafızile konusuyordu. Mühafiz sanki büyük bir kahraman- lik göstermiş gibi vakaları mübalâga landırarak, bire bin katarak Güzideyi nasıl ele geçirdiğini anlattı. Bittabi es- rarengiz deve ve deveciyi müsellâh bir kervan, Aykutu ise bir ordu yaptı. Uğradıkları müthiş hücumu ve buna karşı gösterdikleri kahramanlığı (!) birçok yalan yanlış ve sacma mübalâ- galarla anlattı. (Devamı var) İLÂN İyi türkçe ve fransızca bilen bir türk bayanı daktilo olarak almacaktır. İngi- lizce bilmesi şayanı terçihtir. İstekliler İstanbul 150 posta kutusuna izahname mali de kalmıyacak. Ya bu vaziyette göndersin, sonra onlarla birlikte Bursaya git- miş, artık Leylâyı tamamen kayhet- tiğine kail olmuş, Oturduğu evin e- fendisi ölmüş, herkes dağılmış, Bu da İstanbüla gidip son bir. gayretle kardeşini aramağa karar vermiş. İş- te o zaman © müthiş Bsancı tutmuş, hastaneye kaldırmışlar. Vapurda Ul- vi isminde genç bir kaptan bunu son derece kayırmış, daima rahatını te- yandırma yarabbim! mine uğraşmış... Leylâ güldü: — Seni çapkım seni, galiba aklın kaptanda kaldı! Netclâ kızardı, Şadiye Hanım onlara bakmakla doyamıyordu, Adeta gözlerine inana- mıyordu: — Aman allahım rüya mr görü; yorum... Eğer rüya ise sen beni ü- Kâmlilin: — Biz kendimizi değil, düşünüyorüuz. Sözü bizim ihtiyar kumandana da pek garip gelmişti. O, karşısındaki adamla- rin memleketi bir lâhza olsun düşünme- diklerine emindi. Ve onların bütün hayat larında olduğu gibi şu mütareke senele rinde de bir para ideali için çırpındıkla- rını çok iyi biliyordu, Bunu sözlerile de kısşmen izhar etmekten kendini alamadı: — İstanbulda epey zamandır bulunu- yorum. Sizleri iyi — tanırım. Memleket hesabına yaptığınız — fedakârlıklara ka- rışmam. Fakat siz kendi başınızın ça- resine baksanız daha iyi olmaz mı? Bu suali de gene mahut Kâmil karşı- ladı. Öbürleri miskin miskin dinliyorlar- dı, Kâmil dedi ki; — Muhakkak ki, biz kendi başımızın çaresine bakamayız. Nereye — kaçalım? Hem harbin neticesi kat'i — bir surette belli olmadan firar — etmeğe ne lüzum var. Siz buradayken bir şeyden korku- muz yoktür. — Gün gelecek ki biz de buradan gi- deceğiz. — O zaman biz de sizinle beraber gi- deriz. Buna müsaaade etmiyecek misi- niz kumandanım? — ÖOrasını Londra bilir, — Kemalistlere İstanbulu teslim ede- cek misiniz, — Bilmem. İ — İstanbul serbest bir şehirdir. Bura- yı bu heriflere vermiyerek dostlarınız- dan mürekkep yeni bir hlkümet kura- İtresiniz. n.hm sardlalratla HİDA B Ra Blzalre n zi — Olacak bir şey midir? Bu hususta hiçbir fikrim yok. Hem buraya sizinle bu işleri konuşmaya — gelmedim. Farzı müuhal, böyle bir şey olsa — halk, buna razı olur mu? — Halkı irşat ederiz. — Edemezsiniz. Biz sizin halk üzerin deki tesir ve nüfuzunuzun derece ve e- hemmiyetini üç senedir — tecrübe ettik. Fakat, bu tecrübemizin gayet fena neti- celer verdiğini de teessifle söyliyebili- rim. Benim bililtizam üumüma tertlüme et- tiğim bu sözler hepsini büyük bir suku- tu bayal içinde bıraktı. Ballar Kâmilin şımarıklığına iyiçe — içerlemişti. Bu he- riflerin hakikt vaziyet ve kuvvetlerini bilmediği zamanlar, onları odasına ka - bul ederek uzün uzun görüşürdü. Fa - kat, bugünkü ahval içinde onları kcn;li— sine böyle uzun uzadıya muhatap etme- si doğru bir şey — olamazdı. O da bunu düşünmüştü. Ballar ayağa kalktı ve da- ha haşin bir sesle dedi ki: | — Biz etrafa saçtığımız altınlarla ne yaptıksa yaptık. Yoksa, şahsan dostla- | rtımız olmakla beraber sizlerin bize yar dımı değil,zararı dokunmuştur.Fakat bu gün Anadoluda muvaffakiyetler kaza - memleketi Diye dua ediyordu. | —— Naili bey son derece hasta idi. Meti- ne telgraf çektirdi. O mutlak ölmez- den evvel oğlunu görmek istiyordu. Delikânlı hemen geldi. Babasını o hal- de görünce içi sızladı. Acaha o mu ge- bep olmuştu! Herhalde ihtiyarın vic- dan azabı çektiği belli, Metini , görür görmez gözünden bir yaş damladı va kadit olmuş parmağile bir çekmece işaret ederek kesik kesik: — Oğlum., Aç bunu.. O zarfı al.. İş. lediğim cinayeti itiraf ediyorum.; A oku., Seni ve anneni çok sevdiğim lçin ç yaptım., Beni affet.. Dedi, Genç' doktor zarfı açtı şu sa. tırları okudu: “Aklım başımda ve gıhhatım tam ola- rak itirafatta bulunmak istiyorum, Bunu yalnız ve yalnız viedanın emre- diyar. Ben Şadiye hanrmın davasında doğru hareket etmedim. Sonra çocuğu Eski Çam!'ar bardak cidu, vazıyet armndi degışti | nan Kemalistler bütün Türk milletinin teveccühünü kazanmışlardır.Hal böyle iken, İstanbulda millicilere muhalif bir hükümet kurmakta ne menlaat vardır? Ben ber mutat tercüme ettim. Hiçbiri ses çıkarmıyordu. Kolonel Kâmilin de cevap vermediğini — görünce ona hitap etmeğe tenezzül etmiyerek bana dön - dü. : — Bu efendi neye cevap vermiyor. Ben de Kâmile hitap ettim: — Kumandanın sizden cevap istediği ni anlayorsunuz. | Herifin yüzü kireç gibi bemheyaz ol- muştu. Dili tutulmuş gibiydi. Lâf söyli- yemiyordu. Demin İngilizce konuştuğu halde, bu sefer benimle — türkçe olarak müuhavereye daldı. — Fakat beyim ne cevap vereyim? — Son sualine cevap veriniz, — Bize hakaret etti. —Buna karşı ne denir! — Onu bilmem, Cevabınızı verin. Kâmil bu sefer — zelilâne bir şekilde Ballara dönerek dedi ki: — Şüphesiz ki vaziyeti — şiz daha iyi takip ediyorsunuz. Bizim size bir tedbir tavsiye etmemiz cüret olur. Ben şahsan hasbihalde bulunmak istemiştim. Balların hiddeti devam ediyordu: —Siz hâlâ eski günleri yaşadığınızı zannediyorsunuz. Eski çamlar bardak oldu. Bügün sizin yapacağınız en iyi hareket hiçbir teşebbüste bulunmamak, susmak ve saklatiımaktır. Halk arasında vücudunuzun sebebiyet vereceği gale - yak dÜÜ talaiii suticasir LATISLİCLÇ ALKE y - 'dan vermemiş ölüursanız biz size minnet tar kalırız. Başka da bir lütuf — isteme- yiz sizden... Ballarım Kâmile hitap eden bu sözle- rini gene umuma tercüme ettiğim zaman birkaç ağızdan (başüstüne) sesleri çık- tı. Kumandan yavaş yavaş kapıya doğ- ru yürüyordu. Tam kapının önüne gel- diği zaman durdu; geri — dönerek dedi ki: — Tavsiyelerimizi tekrara hacet yok zannediyorum. Misafirlerimizin hepsi- nin burada kalacağı anlaşılıyor. Eğer, bir tavsiye mahiyetinde olan bu söyle- diklerimin aksini yapanlar olursa ve üç sene evvel olduğu gibi bizi yeni yeni, yanlış ve uydurma plânlarla aldatmağa kalkışacak bulunursa onlardan dostlu- ğumuzu geri almakla beraber bir meri- faat için yalan söyliyen - insanlar gibi kendilerini mahküm edeceğiz. Bizim bu- na mecbür kalmamamızı temenni ede - rim. : Biz daha oda kapısından çıkmamış i- dik ki misafirlerimizden! Galip bize yak laştı, bana: — Rica ederim, muhterem kumanda- na söyleyiniz ki bize gösterilen teveccüh ve himayeden dolayı minnettarız. Hiç birimiz, ne kendimizi, ne onları müşkül |- gir ki bizim fedakârane Yazan: IHSAN AJ unutulmasın. Biz dnşmanlarmu““ ai | —Dediğim gibi. Bızkendüermiğ h mak istiyoruz. Fakat bizim istem” '7 miz şeyleri yapanları burada mt€ misafir olarak alıkoyacağımı da-” ederim. ya Bu (mecburi misafir) kelimesi ? ne bir tabirdi. Tercümesi (h İ süretinde olabilirdi. Bunu o man#” | ; da anladı. Ve odayı — manalı bir #” kapladı. Onları gözden gwi lerinde en çok endişe izhar edefi polis müdürü Tahsinle, sabık pb“’ tebi müdürü Galipti. — Kâmil he Balların son okkalı sozlermdcn i dilini kısmış kuyruğunu kıv:rm*! kenara sinmişti. t Ballarm son rsanalı sözünün bırâ” nahoş tesir henüz zail olmamıştı Ha | Ülu ziyeti daha iyi öğrenmek istiyen bir sual sordu: ; — Acaba ailelerimizi görmeğt j ade edilmiyeci': mi? * — Sizi buraya getirmeyi ıtü!llndııw müz gibi onu da düşündük, 5 — Evlerim.' "e ara sıra gıdebde“" — Bugünlcrde Krokerden dışar! lı)1 manız doğru değil, fakat uzun © uzakta kalmanızın doğru olamıya' da takdir edıyoruz Bu sebeple — olan &n kısa htr ramam!::' '_ıfaz_n_: ıüı duk. — (Beni göstererek) sizinle kâ“ meşgul olacaktır. Ne ihtiyacınız M , kendisine söylersiniz. O sizin a15 g | nizi imkân nisbetinde yerine getif” ' çalışacaktır. Sonra da bana doğru döndü: — Sen, bu efendiler hakkınd' eden tedbirleri alır, vaziyetlerile Tf olursun. dedi ve odadakileri lâkaydane bif ile selâmlıyaralt odadan çıktı, 'a Ballar odadan çıkar çıkmaz hef ’M dan bir ses çıktı. Ve salon biran saı# h kadınlar hamamına döndü. Birisi $ — Yahu, biz burada mevkuf MW | yoksa misafi: miyiz? Diğeri cevap verdi: — Nasıl istersen öyle anla.. — Bence bunun ehemmiyeti Yo tişir ki Kemalistler İstanbulu da * sa biz ele geçmiyelim. ah Mabeyn artığile büyümlş bir * 4 köşeden öttü: d — Gün doğmadan masımcı g67 f neler doyar, Jî Meşikat dilencisi softa mırıld!“ zehirlemediğine kani olduğum — halde ses çıkartmadım, İlk raporumda al- dandığımı gören müşterilerin emniye- tini kaybetmek korkusile sustum. Ze: hir bitişğik kirec ocaklarınin neşrettiği karbondan ileri geliyordu. Bunu size oğlüm Metin de isbat edebilir ilh..,, Gözleri döldu babasının ellerine ka- pandı. — Teşekkür ederim babacığım, İhtiyarın yüzünde sakin bir tebes. | süm belirdi. Sanki oğlunun kendini affettiğini bekliyormuş gibi büyük bir sükün içinde teslimi ruh etti. Metin günlerce sarsıldı. Fakat Ah, met beyler onu hiç yalnız bırakmıyor- lardı, Böyle bir iki ay geçti. Mektubu mahkemeye vermişler Şadiye hanım bütün manasile beraat etmişti, Bir ak- gam Metin tekinerek Ahmet beyin ya- nma sokuldu: — Acaba Leylâ hanıma kendis'le “izdivaç etmek istediğimi söylersem kı-| “kinerek sual'ni tekrar etti. Ley zar mı? — Bu kadar korkak olma! Ha kendisine şor sonra gulerek kızi dı: Jd: — Leylâ, Leylâ: Bak Metin #” söyliyecek! İki genç yalnız kalınca delıklınıı kanlıyı süzdü: — Ama Metin bey beı:ı size | gilim ki., Mazimi biliyorsunuz! — © sizin kabahatiniz de.glîı sile bizim! Hem siz çok şayanı hü bir hanımsınız.. Sizi İlk £ gündenberi seviyorum.. — Metin! “Bu feryatta kızın muhahbetl: kürü, her şeyi- hissediliyordu, yerinden fırladı kollarını açtı. — Nişanlım, karım: — Metinim benim' ““(Devamı ? "” ayî" ağ|

Bu sayıdan diğer sayfalar: