11 Ağustos 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 4

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Abdü Gözcîâleri Tarih? tefrika: 31 O akşam Abdülhamit yatağına gireceği sırada, yastığının üzerin- de şu mektubu buldu: “Muş Müutasarrıfı amcaâam Mah- mut Beyin izini bulamadım. ÖOnu nereye sürdün? Yoksa öldürdün- müt.Aş Padişah bu mektubun ilk satır- larımt okuduktan sonra, bir bom- ba atar gibi, derhal elinden yere fırlattı. Kızıl Sultanın odasma bu mek- tubu kim brrakmıştı? Muş Muta- sarrıfı Mahmut Beyin yeğeni kim- di? Demek ki Mahmut Beyin yeğe- ninin Yıldızda kuvvetli bir parma ğı vardı: Öyle ya.. Bu mektubu Padişa- hın yatağına bırakabilmek için haremden birini elde etmek 1lâ-| zımdı. Bukadar hafiyelere, silâh- şörlere, muhafızlara ve nihayetsiz takayyüdata rağmen Padişahm yatağına kadar uzanan bu el ki- min eliydi? Abdülhamit o gün hiddetinden ateş püskürüyordu. Bir gün Mabeynci Nuri Bey Kı- zıl Sultanın gözüne girmek için: - — Şevketmeap, demişti, İtalya- “da eskiden papaslar kralın sara- yında mükemmel bir (işkence oda sı) kurmuşlar.. Burada en azılı vatanperverleri bile kolayca söy- letmek mümkün oluyormuş. Efen- Adimiz de Yıldızın zemin katında böyle bir oda tesisine müsaade bu yursanız, herşey yoluna girecek! Abdülhamit o akşam bu sözleri hatırladı.. Mabeynci Nuri Beyi ça- ğrrtti: —Sen banra bir vakitler sarayın zemin katında bir (işkence odası) yapılmasmı tavsiye etmiştin! Hay di, çabuk.. Bu işe seni memur et- tim,. Ne lâzımsa ihzar et.. Yanına en kuvvetli ve insafsız silâhşörler- den iki cellât seç.. Ve bu işi gayet gizli tut.. Yarıma kader herşey ta- mam olacak.. Anladın mı? Nuri Bey bu irade üzerine der- hal sarayın zemin katındaki taş odalardan birini tahliye ettirdi.. - çini temizletti.. Hazırlattı.. Ve si- lâhşörlerden evvelce gözüne kes- tırdıgı Ramazan ve İbrılum adlı efrika numarası : 44 Aşk mı, Servet mi? Nâkili : (Vâ - önünde indi. lçırıyı girerken, kapıcıya, lâf ol - sun diye sordu: — Fikret Bey burada mı? — Hayır efendim. '— Ay, buyün gelmedi mi? — Geldi, fakat çıktı. — Nereye gitti? : — İzmir şubemize tayin edilmiş... Gitti efendim. “— Nasıl İzmir şubenize, — Basbayağı.. Artık İstanbulda çalışmıyacakmış... — Olur şey değil... Gonç kız, derhal, hesabr cari daire- sine gitti. Orada, hakikaten Fikret yoktu. Şair Nuri, arka tarafta, bir kâğıt üzerine eğilmiş, kimbilir ne yazıyor - du; kafiye mi arryordu? Bu srrada, başımı kaldırdı. Gözle - rine, ilham perisi yerine, Türkân iliş- | ti. HABER — Akşam Postası Ihamit Yazan;: Ishak Ferdi iri boylu iki Arnavudu seçerek Pa- dişahın iradesile sivil yaptı, yanı- na aldı. Sivil cellâtlar (işkence adası) nın yanındaki diğer bir odada ya- tip kalkıyorlardı. Mabeynci Nuri Bey eski bir ki- tapta okuduğu (Roma işkencele- ri)ni aynen tatbika başlamıştı. Ev velâ hademei humayundan Hafız Osman Efendiyi yakalattı.. Bu a- dam Muş Mutasarrıfı Mahmut Be yin ölüm haberini duyunca gözle- ri sulanmış ve arkadaşlarma: — Öldürülecek bir zat değildi. Vatan ve milletine çok merbuttu. Diyerek acmmıştı. Bu hâdiseyi daha © vakit Ma- beynci Nuri Beyin kulağına - fısıl- damışlardı. Abdülhamidin yatak odasında bulunan son imzasız mektup üze- rine Hafız Osman Efendi derhal tevkif edilerek yeni (işkence oda- sı)na atılmıştı. Nuri Bey, Hafız Osman vasıta- siyle Muş Mutasarrıfının yeğenini meydana çıkaracağını umuyordu. Mademki Mahmut Bey öldüğü zaman, arkasından göz yaşı dö- kenlerden biri de Hafız Osman idi. Bu mektupla elbette alâkası vardı! Nuri Bey evvelâ elinde bir tel kamçı ile cellâtların önünde du- ran Hafız Osmanın uzerıne yuru— yerek bağırdı: — — Söyle bakalım, Efendimizin yatak odasına imzasız mektubu nasıl bıraktın? — Vallahi bir şeyden haberim yoök, beyciğim! Bendeniz sevğgili Padişahımızın çok eski ve sadık bir emekdarıyım. Nuri Bey, Osmanın yüzüne müthiş bir kamçı darbesi indire- rek: — İnkâr edersen derini yüzece- ğim! dedi, haydi beni uğraştırma! Mahmut Beyin arkasından senden başka ağlayan olmamış..! Osman kamçı darbesi altında inleyerek yere çöktü: — Kimseyi tanımıyorum, paşa- | maması, Fıkra müsabakası dereceklerin yazıları; burada neşredi- lecektir. Yalnız bu fıkraların uzun ol- seçme olması ve okunaklı yazılması lâzımdır. Akrabanız geldi Lâtife Hanrmefendi o akşam e- vinde dostlarına bir akşam yeme- ği veriyordu; davetlilerin hemen hepsi salonda toplanmışlardı. Lâ- tife Hanım mutfağa giderek hiz- metçiye yemeği hazırlamasını ten- bih etti: — Davetlilerin hepsi geldi, ak- rabamdan ehemmiyet — vermedi- ğim biri kaldı, ama onu bekliye- cek değiliz ya? Yemeğe başlamışlar, çorba he- nüz içilmişti, ki kapı çalındı ve hizmetçi yeni gelenle beraber içe- ri girdi: — Hanımefendi — ehemmiyet vermediğiniz akrabanız geldi! ZAYİI — 1459 sicil numaralı şoförlük vesikamı zayi ettim. Ye - nisini alacağımdan esksinin hük - mü yoktur. Şehir Tiyatrosundan Tı.lnt ——— cığım! Ben, Efendimize ihanet e- dor.ek bir ıdrım mıyım? Nü) Hemen yerinden fırlıyarak gişenin yanına gitti. Genç kız da ona yaklaş- tı: — Bonjur, Hanımefendi.. Ah, sor- mayın, bugün olan'arı sormayın... — Ne oldu? — Ben, çok mes'udum. — Niçin? — Çünkü Fikret Bey buradan gi- diyor... — Canım, bana kapıet da bir şeyler söyledi... Nereye gidiyor? — İzmire.. Baltta, dinleyin... Bu - gün, orta yaşlı şık bir bey geldi... Fik- ret Beyle uzun uzadiya konuşmağa başladı. Ben de muhaverelerine ku - lak misafiri oldum... Daha doğrusu, bizim burada Şekip isminde bir arka- daşımız vardır... Fare gibi, iskemle - ler, masalar arasında dolaşır.. Hiç bir müuhavereyi Tevtetmez... İste bakın.. Gene geziyor.. Bizi de dinliyecek.. Fa- kat, dinletmiyelim.. Haydi dışarı bu- — Bu mektubu Mahmut Beyin yeğeni sana vermiş, Sen de yuka- rıya bir şey götürdüğün sıralarda fırsat bulup odaya girmişsin! — Hepsi buhtan.. Hepsi uydur- ma vallahi, beyciğim! Kulunuz gece gündüz Padişahımızın sıhhat ve afiyetlerine beş vakit namazda dua ederim. Nuri Beyilk tecrübeyi Hafız Osmanın göğsünde yapmak isti- yordu.. Ramazana emir verdi: “—Yatır' ıu“rı'oi'ifî“(öîîlm b”lil) - BU ŞA nin ustune Ramazm, masum hademenin kollarından yakaladı.. Üstü kızgın tellerle gerilmiş, teneşir tahtasına benzeyîn bir sedirin üstüne yatır- dı. Bayram, Osmanın kollarmı bağladı ve iki tarafından gererek ipir ucunu- duvardaki çengeller- den birine taktı. Hafız Osman avazı çıktığı ka- dar bağrıyordu. Nuri Bey: — Taşların ve duvarların ku- lakları olmadığını işitmedin gali- Diye mırıldanarak cıgarasını yaktı.. Ve cellâtlara emir verdi: — Kızgın şişleri kurşun çanağı- na sokunuz! “Genç kız, gişelerin dışından, Nuri içinden yürüdü. Sarı bir tahta sıranın üstühe, yanyana oturdular. — Bu gelen zat, İlhami Bey is - minde biriymiş.. — Bizim müdürün arkadaşı imiş... hatlâ, mektepte de ay- ni sınıfta imişler... Müdür Bey, İlha- mi Beyin sözünden çıkmazmış... İz - mirdeki hesabır carinin şefi ölmüştü.. Onun yerine birini zaten gönderecek- | lerdi. İlhami Bey, Müdür Bey nez - dinde müessir olmuş. Hemen bugün, on İira da zammı maaşla Fikret Beyi tayin ettirdi... Bunu, tuhaf değil mi, bizzat sizinki de ııtedı » Yarın hare - ket ediyor... — Yarmım mı? — Evet.. İşte bu işe aklım ermedi.. Şadiye Hanımı nasıl bırakıp ta gidi- yoör. Ondan nastıl — vazgeçebiliyor?... Hayrettir, hayrettir.. — Belki beraber gidiyorlardır.. — Ha---., Beraber gitmiyecekleri- ni biliyorum... — Net>dean? — Te'efondan muhaverelerini din- ledim. — Nasıl dinledin? | dur. O zaman Cemil paşanın bu hare- | tan imtina etmişlerdi. — Şadiye Hanımın sesini gayet |- Köpeklerin ( neden uğursuz sayılır” Bir şairin, bir köpeğin ağzından yazdığı şiir, köpekleri kurtarmışti İstanbul belediyesinin bir türlü önü- ne geçemediği sokak köpekleri meselesi de “Himayei Hayvanat,, cümlesinden- dir. Bir vakitler Cemil paşanm şehir kö- peklerini ıssız adaya nefi ettiği meşhur- keti Avrupada nefretle Hattâ Pariste tahsilde bulunan — Türk gençleriyle Fransız talebelerinin — bu yüzden araları açılmış, Fransız talebe- leri Türk talebelerinin ellerini sıkmak- karşılanmıştı. İstanbulda köpeklerle mücadele za- man zaman canlanmış ve bazı teşebbüs- ler yapılmıştır. Fakat hiç biri beklenen faydayı vermemiştir. Şinasi, çıkardığı (Tasviri Efkâr) ga- zetesinde şu satırları yazıyordu: “Eva- ilde yani Nusuh paşanın sadareti - 1020 den 1032 senesine kadar - İstanbuldan köpeklerin kaldırılmasına kalkışılmış i- ken, gayretkeşlerinin teseümü ile iş ha- li üzere kalmış idi. Şimdi ise efkâri u- mumiye köpeklerin vücudunda meyme- net aramıyacak kadar tarakki — etmiş- tir.» Bu satırlardan anladığımıza — göre, Nusuh paşa zamanında köpeklerin itlâ- fı için öne sürülen fikirlere bazı kimse- ler tarafından uğursuzluktur diye mani olunmuştur. Gene Şinasinin yazdığı satırlar- dan anladığımıza göre, sonraları “Efkâ- rı umümiye tarakki etmiş ve köpekle- rin vücudunda meymenet aramıyarak,, itlâfında beis görmemiştir. Fakat tesadüf ettiğimiz tarihi kayit- lerden öğrendiğimize göre, bazı softa- lar ve cahil halk köpeklerin öldürülme- sini dalima uğursuz saymışlardır. Bu yüzden bir çok kuduz vukuatı kaydedil- miştir. Bu zamanlarda memleketin. okuınu; bilinenleri bile kopek katline hiçbir yer: de mesal olmadığını ileri sürmekte idi-| ler. Bu da Mısırda vuks bulan bir hâdise yüzünden ileri geliyordu. Miısırda kö- peklerin çoğalması bir çok hastalıklar doğurmuş, hükümet köpeklerin itlâfı- na müsaade etmişti. Her gün sokakta köpeklerin toplatılarak öldürülmesi bir şairin hissiyatını rencide etmiş, uyku uyuyamaz, yemek yiyemez hale gel- miş.. Şair bu ruhi buhranlar — esnasında köpeklerin ağzından uzun ve acıklı bir menzüme yazmış. Bir gün bu manzu- meyi bir köpeğin boğazına takarak kah- çesinde oturmakta olan Hidiv Hazretle- rinin önüne salmış. Köpek, ilerlemiş, boğazında arize ile Hidiv hazretlerinin karşısında durmuş. Hidiv, yanmdaki- lere: — Nedir şu köpek, ne istiyor.. diye sormüş.. Hemen köpeğin boğazındaki kâğı- | yi tanırım... Telefon ç çaldı. duğunu anladım. Fikret Beyi isteyin- ce, âhizeyi ona verdim.. Kendim de, doğru yukarı koştum... Bizim banka- nım telefon memuresi, komşumuzdur. Kendisiyle birlikte büyüdük. Edebi - yat meraklısıdır. Şiirlerimi pek takdir eder. Hattâ, bazan, ilham vesilesi o - lur diye, beni yukarı çağırır; heyeti idare azasından bazı meşhur zatların sevgilileriyle nasıl konuştuklarını, zev: celerini nasıl aldattıklarını —dinletir... Aman, efendim, ömürdür... — Sadede gelin... — Fakat bu tereffüattan rica ede- rim, kimseye bahsetmeyin... Yoksa, ikimizi de bankadan koğdurursunuz | ha. Yazık olur.. Hülâsa, efendim, Şa- diye Hanımla Fikret Bey konuşurlar- ken, muhaverelerini — mükemmelen “ Şadiye Hanım, ona, pek garip şeyler anlattı, hatırını sorduktan son- ra: “ — Fikret Bey ! - dedi - ben dün akşam eve gidince, otomobilimi şafö- re teslim ettim. Bir kaç dakika sonra, şoför, içeri girdi. Bana oymna kehriba dı ılımglıı- ve Hidiv Iıızretlerıne tak- F sane “Bıikıe' dan bir göğüs iğnesi getirdi, d © G . $ zümdeke L iöldürülmet dim etmişler. Hidiv, okumuş V€ acıklı manzuümesi onun da t mücip olmuş olacak: W — Affettim.. Bugünden WM v pekler itlâf edilmiyecek.. emrini * miş. # İşte, İstanbulda köpeklerin '% ne sürülürken, Mısırdaki vakay!! ler: 7 — Buna imkân yok.. Cemiyeti » riye bigünah hayvanların katili 0147 diyorlardı. “,g 1304 tarihinde Mahruki zade de biri 1175 tarihinde istinsah © arapça bir kitabı tercüme edere$ - retti. Mahruki zade “Maarifi um" nezaretinin ruhsatı,, ile ııeırelhlıı İ tabının mükaddemesinde diyord'î “Sokak köpeklerinin izalei rı şer'an caizdir. Vakia şu satırlar? ç ralıyan abdiâciz — şimdiye kada? * düğüm terbiye eseri — gayet M metliyim. Biçare bizdeki sokak K” leri statukusunun muhafazasına * tar isem de kudurmuş köpeklerin ” leri fenalığı görerek bu eseri tryorum.,, Mahruki zade Cafer a vakit " bir eser ortaya atmakla o kadar " f | yordu ki, karilerin “köpeklere etti” zannında bulunmamaları içi? / rin köpeklerin aleyhinde olmakla ber insanların lehinde olduğunu uzadıya anlatıyordu. Şer'an köpeklerin itlâfı mümküt'| duğunun ispatı için yazılan bu estif lulntın meraklıdır. Kitaptan bir Maznrrıh olan kelbi bir kims€ - ( de tutsa, komşular o kimseyi — 59" tutmaktan menedemez. Ancak $0" | başırboş koyuverirse o halde köpeğin sokakta gezmesine mani * Birler. Sahibi komşuların — şi ây dinlemezse köpeğin hapsi — zımf' koşmuşlar hakime bilmüracaatla " ettirirler . “Kadıhan,, ın fetvası üzere ı" | riyede çok kelp bulunup ehli lıl'if köpeklerden mutazarıır olsa kelf | sahiplerine köpeklerin katli ile ef )| nur. Eğer imtina ederlerse köp katli hakkmda kadıya muddeılı'n ehli kariye tahsili hüküm ederler" » Sahibi olmıyan kelbi katil, m” dir olanların her birine vaciptir _', Kitap, köpeğin icabında — ka olduğuna dair bir çok hadis dahi * etmektedir. p Fakat bütün bu yazılar, ce:ri_ te halkım köpekle mücadele edebi!” ni temin edememiştir. ! Meşrutiyetten sonra sokak köP rinin zehirle öldürülmesine başi4 tır. Köpeklerin fenni surette lw 1340 tarihinde başlamıştır. Alâ lar, on sene zarfında vasati bir © 40000 l:opelı: öldürü!düğünü ıtı!1 hıııdı:ıımz otom arka tarafına, diz örtüsünün altın? müş... Üzerinde “T.” harfi vare “ Fikret: f “ — Bundan ne çıkar? - diyt du. “ — Türkân Hanımın - böylt 4 iğnesi olup olmadığını hatırlıyo' — sunuz? 53’ “ Bizim şef, biraz dügünd g sonra: ğ — Var.. Evet, var, lıım'"& rum,« » Dedi,; - Lâkin bu iğnenift ya nasıl gelebileceğini sanıyor .j Benim bir yerime takıldı da m! j diyeceksiniz?... Böyle bir şeye ”j yok... Zira, evvelâ ben arka j binmedim... Sonra, iğne üstümt — takılır.. N “ — Hayir, hayır... Öyle Ç ğim yok... Dinleyin, bakın... Bir#f | vel, bana Fahri Paşanın kızlar! .,f di... Hani şu, geçen gün kahvedt I',İ Tadıklarımız... Ne dedikoducu nj olduğunu size önceden ıoyle" Bizi beraber gördükten ıonf;;uıf Türkân Hanımı ziyarete gi M Rnıyıtlınne nazaran beni ket |) (Devam! —— â

Bu sayıdan diğer sayfalar: