« Son Posta .Y_' ÖDENEN BORÇİ W-WMI-M Çeviren: 3 Herkes bir türlü sapıtır!.. derler. Çok — Hdoğru bir söz., işte bizim Reggi de otomo- 'bil delisidir. Parası çok, aklı kıt bir insa- “(min yapacağı gibi, her Tanrının yılı, son sistem ve model bir otomobil alır... Biraz “biner. Şöyle birkaç bin kilometre yaptık- — tan sonra da, bıkar, bu arabasını tez elden ;bi.r başkasına devreder. Regginin bu oto- — (imobil sevdası işinde bir akıl hocası var « — idır. Kleyton hezarı fennin biridir. Yir - — yWminci asır şeytan arabaları ilminin da - — işniskasını bilir görünür, ve habıre Reggi- — inin anlamadığı bir takım teknik ibarele- — »âri ağzında geveler durur. , Geçenlerde Reggi, yeni bir otomobil — aldı. Haspa, uzun burunlu aerodinamik — ;cihsinden... Gıcır gıcır... Pırıl pırıl... İn- — |sanın bineceği değil, âdeta bağrına basa- — cağı geliyor, o kadar güzel ve cici şey... “Kendisine dünyanın en büyük — “oyuncağı verilmiş gibi neredeyse şıkır şı- — çkır oynıyacak olan Reggi, hemen Kleyto- > div çağırdı, ve: — — Dostum dedi, haydi bizim yeni göz — ağrısı ile bir seyahate çıkalım teklifinde — “bulundu. | Kleyton, gene o bilgiç edasile ukalâlı- —ağını elden birakmadı, sordu: !© — Kaç yapıyor bu?.. — — 150 kilometre... 160 1 da alırız belki, * İki kafadar tatlı tatlı işliyen, ve altla- | '".nnda kendilerini hiç sarsmâadan ilerliyen | makinenin ahenkli sesini engin bir hazla İ* i dinliye dinliye Londradan İstborna uza - İ“." nan ve âdeta “tomobil kervanı ile dolu £ olan yolda gidayorlardı. Otomobili ağır — âğır süren Reggi, bu gezintiden duyduğu tzeı.k ve hazla kendinden geçmiş, insan a enilen mahlükun aptallığından, heben- a nekalığından dem vurur, kadınların oto- kı, .,Fmohıl kullanmalarmın asla caiz olmıya - — cağını aklınca mantıklı delillerle isbata | kalkışırken, arkasından: o — Hişt efendi!.. diye seslenildiğini duy - idu. Ehemmiyet vermedi., Öyle ya, ismi İ efendi değildi ki.. | î;__ Kleyton başka yaradılışta bir insandı. ' Her şeyi anlamak isterdi. Onun için de | Reggiyi ikaz etti: - — Yahu, bir arkadaşın galiba... — Nerede be?,. — İşte bak... I' bi Reggi gözlüklerini çıkarmadan yolun sağ tarafına baktı, tanımadığı birisi hem — yürüyor, hem de kendisine bir takım işa- /| retler yapıyordu. Adam bütün mal ve — Mülkünü çıkın yapmış, sırtina vurmuştu. © | Baç sakalı birbirine karışmıştı. Üstü başı —— da pek hırpani idi. —— «Son Posta,,nın Edebi Romanı: 29 Reğgi sordu: — Hayrola?., — Helsama gidiyorsanız, beni de alası- nız, diyecektim. i Reggi fazla düşünmedi: — Haydi bin dostum.. arkada belki ra- hat edersin... Fakat, o dediğin yere va - ramazsan bize kusur bulma., baksana ö - nümüz tıkalı.. dedi. Reggi, gen& otomobilini sürdü. Herkes kendi havasına dalmıştı. Reggi, hafiften bir şarkı tutturmuştu. Bütün aklı, fikri, karanlık basmadan İstborna — varmakta idi, Kleyton, gözlerini kendilerine doğru sanki titriye titriye koşarak gelen boşluğa dikmişti. Birden caddenin kenarında pat pat!.. diye bir ses duyuldu. Reggi gene ehem - miyet vermedi. Zira kanaatince, usta bir şoöför asla yana veya arkaya bakmaz, hep ilerisini dikizlerdi. Onun için aldırmadı.. Bü sefer, arkada oturan yolcu, omuzuna dokunarak: — Düdük çalıyorlar efendi!.. dedi. Kleyton da ayni şeyleri fısıldayınca, Regginin ayakları suya erdi, ve otomo - bilini şosenin kenarına çekti, —makineyi durdurttu, Birden yanlarında matosiklet. li seyrüsefer memurları bitti. Memurlar, daha bir şey söylemeğe vakit bulmadan Reggi görünür bir hiddetle: — Yahu ne biçim insanlarsınız. Korna çaldınız, elimi çıkardım, geçiniz diye işa- ret verdim. Görmediniz mi?.. diye gürle- yince memurlarla arasında uzunca süren bir ağız dalaşı oldu. Bu hengâmede, Kley ton, dut yemiş bülbül gibi, otomobilin bir kenarına büzülmüş, gözleri kapalı o- turuyor, meçhul yolcu da yırtık, pırtık ce- binden çıkardığı bir sigarayı sarmıya uğ- raşıyordu. Nihayet mesele anlaşıldı. Reg- gi, otomobili nizami hadden fazla sür - müştü. Polislerden biri not defterini çı - kardı. Regginin ismini, adresini — yazdı. Ehliyet varakasına baktı. Defterini arka cebine yerleştirdikten sonra muzib bir tavırla: — Yakında müdüriyeti teşrif edersiniz bayım, dedi. 'Tam bu sırada meçhul yolcu, başını u- zatarak söylendi: — Yahu otura otura ayağım uyuşmuş.. şöyle bir ineyim de geçsin. Ne memurlar, ne de Reggi ile Kleyton adamın- oto- mobil kapısını açarak yere inişine ve jim- nastik yapar gibi topuklarının üzerine kalkışına ehemmiyet vermediler. Seyrüsefer memurunun uysallığından, yumuşaklığından istifadeyi kuran Reggi, herifi biraz para ile savabilir miyim.. di- nakleden : — Hiç beklemediği sırada Cevad avdet ederek karısının çaldığı piyanoyu giz- miş ve ondaki müzik istidadına hay - |“ret etmişti. Kendisi esasen İyi muüsiki- | ginas olduğu için bunu — fırsat bilerek ona derhal bir hoca tutacağını söyle - dikten sonra bir çok parçalar tavsiye r— tmiş, hattâ #yni akşam yemekten son- ra kendisi de piyanoya oturarak bir | çok şeyler çalmıştı. - Bü müsiki akşamları sık sık tekrar- Tanmış, çok defa onlara saati bile unut- q,-ıa uş, gece geç vakte kadar devam işti. |— Fakat bütün bunlara rağmen genç karı koca arasında hiç bir samimiyet | yerleşmiyor, Muallâ Cevada karşı dai- ma ayni çekingen ve sert tavırlarını muhafaza ettiği gibi Cevad da karısına blan muamelesinde, bütün nezaketine| rağmen, biraz —mağrur ve merasimli —hallerini brrakmıyordu. - Maahaza, Muallâ kocasının, başka - larıma karşı takındığı mütehakkim ve izametli tavırları kendisine karşı kül- madığını ve nadiren de olsa, istedi- Hice, sonradan da salona girerek dinle- Muazzez Tahsin — ği bir şeyi yapmakta kusur etmediğini itiraf ediyordu. Acaba bir gün olup Naime hanımın sözlerinin ne dereceye kadar doğru ol- duğunu, Cevadın nasıl bir adam oldu- ğunu anlıyabilecek miydi? Heyhat! Bildiği bir şey varsa o da bu acayip adamın evlendikleri gün İzmit- te kendisine söylediği sözlerle korkunç derecede hodbin olduğunu ve kendisin- de kalbden eser olmadığını göstermiş olduğu idi. O günün hatırası göğsü ü - zerinde ağır bir yük gibi duruyordu. Bu yükü atmasına İmkân var miydı? Bundan maada, Cevad da kendisine manen yakınlaşmak için bir adım at - mıyor, kendisini bir yabancı addedi - yordu. Diğer taraftan onu hayrete düşüren başka bir şey daha vardı. Mevsimin bütün balolarında bulunan, hiç bir eğ- lenceyi kaçırmıyan bu salon adamı, na- sıl oluyor da tam bu akylarda köye ge - lip kapanmıştı. Bir iİki günde tetkik - lerini yaptıktan sonra eski evrakı pek âlâ İstanbuldaki yazıhanesine naklede- bilirdil : İbrahim Hoyi Mi ye düşündü. Fakat bu fikri pek nıulâyim bulmadı, Ve: — O halde müsaadenizle biz gidelim memuür efendi, dedi. Sonra, daha hâlâ şo- senin kenarında duran meçhul yolcuya seslendi.. makinesini işletti. Saatte 100 ki- lometre süratle, şimdi gitgide kararan yolda akmıya başladı. Bir müddet sonra, meçhul yolcu, Kleytonun omuzuna vu - rarak: ; — Helsama geldik deyince, Reggi daldığı rüyadan uyanır gibi oldu. Daha hâlâ, biraz evvelki hâdisenin tesiri altında idi. Bunu da ancak bir iki kadeh atmakla ge- çireceğini anlıyordu. Otomobili derhal bir meyhanenin önünde durdurdu. Meçhul yolcuyu da birlikte içmeğe davet etti. Bir masaya yerleşip biraları söyledikten sonra Kleyton yol arkadaş - larına dikkatli dikkatli baktı ve sordu: — Buraya gelmekten maksadınız ney- di?. Yolcu yadırgamadan cevab verdi: — Doğrusunüu isterseniz, burada inecek değildim. Niyetim İstborna gitmekti. Kleyton şaşırdı: — Peki o halde. neye önceden bunu söylemedin? Biz de oraya gidiyorduk, — Zarar yok.. buradan yürürüm artık. Kleyton omuzlarını silkti: — © senin bileceğin iş.. peki orada ne yapacaksın?., Adam cevab vermeden evvel biraz dü- şündü, Sonra ağır ağır konuştu: — Doğrusunu isterseniz daha bilmiyo- rum, Zira kodesten yeni çıktım. Üç aydır misafirdim., Reggi gayri ihtiyari mırıldandı: — Vay canına. Kleyton şaşkınlığından nerede ise kü - çük dilini yutacaktı. Güçlükle sorabildi: — Neden hapse girmiştin?.. — Yüankesicilikten!.. Reggi ile Kleyton birbirlerine garib ga- rib telâşla bakıştılar.. Öyle ya, herif, ya kendilerini de çarpmış idiyse!.. Huylu hu- yundan vazgeçer miydi hiç?., Yol arkadaşlarını dikizliyen yolcu, san- ki onların akıllarından geçenleri anla- mamış gibi birden bira dublesini ağzına dikti. Ağır ağır içmeğe başladı. Biraz sonra başını kaldırınca, her ikisinin de yüzünde: — Çok şükür bir şeyimiz calmma - mıişi,.» Diyen ifadeyi okudu, Reggi ayağa kalktı: — İyi avlar dostum, dedi. Yankesicinin elini sıkarak Kleyton ile birlikte masa- dan uzaklaştı. Tam meyhaneden dışarı Çı- O halde bu suallere verilecek bir tek cevab şu idi: Romamncı, yeni hazırlıya - cağını söylediği roman için, taşralı bir kız tipini tetkik — ediyordu. Romanın mevzuu «Güzel Fatma» olacağına ve vak'a da şehirden uzakta cereyan ede- ceğine göre bu tip Muallâdan başka kim olabilirdi? Etüdlerini bitirdikten sonra burada işi kalmayınca meşhur decek, gene karısını gene yalnızlığa gömülü olarak bırakacaktı. İşte bütün bu düşünceler, kocasının yanında bulunduğu zaman ve kocasının büyüleyici mavi gözleri kendi üzerin- de ısrarla durunca zavallı Muallâyı 1z- tırabla kıvrandırıyor, bütün duygula- larını ve düşüncelerini altüst ediyordu. Bir gün, hiç beklemediği bir anda, Cevadın yalnız hodbin ve soğuk bir in- san değil, bazan hain denecek kadar hissiz olduğunu da anladı. Sabahleyin Zeyneble birlikte parkta dolaşıyorlar- dı. Kış sonunun güneşli bir günü idi. Ortalık bahatın yaklaştığını gösteren temiz bir hava ile dolmuş, ağaç dalları yeşil noktalardan bezenmişti. Güneş altında parlıyan dar bir yok- ddn geçerlerken, biraz ileride, Cevadın Mısırdan satın alarak lüks bir eşya gi- bi apartımanında muhafaza ettiği kü- çük arabın, arkasında kızıl bir maşlah- la bir ağacın dibinde çömelmiş olduğu- nu gördüler. Muallâ küçük Feridi ancak bir veya iki defa görmüş olduğundan pek hatır- lamıyordu. İlk gördüğü vakit onun he- nüz Mısırdan geldiği için kıyafetini de- ğiştirmeğe razı olmadığına hükmetmiş- duble bira daha ısmarladı. Reggi ile Kley- romancı arkasına bakmadan çekilip gi-| Eksiltmeye konulan iş: 1 — Manyas gölü seddeleri ve regülâtörü inşaatı keşif bedeli «22> kuruştur. Nafıaw M Vekaletınde'n»._f -f «534.977» Ura 2 — Eksiltme 20/4/939 tarihine rastlıyan Perşembe günü saat «l5ö>» de Nafia Vekâleti Sular Umum Müdürlüğü Su Eksiltme Komisyonu odasmdu kapalı zarf nsülile yapilacaktır. 3 — İstekliler eksiltme şartnamesi, mukavele projesi, bayındırlık işleri genel şartnamesi, fenni şartname ve projeleri «26» lira <7ö» kuruş mukabilinde Sular Umum Müdürlüğünden alabilirler. 4 — Eksiltmeye gitebilmek için isteklilerin «25.149>» lira «09» kuruşluk mu - vakkat teminat vermesi ve eksiltmenin edemezler, 5 — İsteklilerin teklif mektublarını zımdır. Postada olan gectikmeler kabul edilmez. yapılacağı günden en az sekiz gün evvel ellerinde bulunan bütün vesikalarla birlikte bir istida ile Vekâlete müracaat ederek bu işe mahstus olmak üzere vesika almaları ve bu vesikayı ibraz etmeleri şarttır. Bu müddet içinde vesika talebinde bulunmıyanlar eksiltmeye iştirak ikinci maddede yazılı saatten bir saat evveline kadar Sular Umum Müdürlüğüne makbuz mukabilinde vermeleri lâ- «l1056>» «1987> I İnhisariar U. Müdürlüğünden : I muştur. minatı 1725 liradır. ferrüat ve evsafını gösterir tekliflerini sika ve e 7,5 güvenme parası makbuzu l — Montaj dahil; olarak muhammen bedeli sif 23.000 Hra, I — İdaremizin Paşabahçe müskirat fabrikası için plân ve şartnameleri muci- bince 7 aded maa teferrüat tahammür kahı kapalı zarf usulile eksiltmeye kon - rauvakkat te - II — Eksiltme 11/Mayıs/939 Perşembe günü saat 15 de Kabataşta Levazım ve mübayaat şubesindeki alım komisyonunda yapılacaktır. IV — Şartname ve plânlar her gün ,sözü geçen şubeden ve İzmir, Ankara baş- müdürlüklerinden 115 kuruş bedel mukabilinde alınabilir. - V — Münakasaya iştirak etmek istiyen firmalar verecekleri malzemenin te - münakasa tarihinden on gün evveline kadar İnhisarlar Umum Müdürlüğü müs kirat fabrikaları şubesine vermeleri ve münakasaya iştirak vesikası almaları lâzımdır. VI — Mühürlü teklif mektubunu kanuni vesaik ile beşinci maddede yazılı ve- veya banka teminat mektubunu ihtiva edecek olan kapalı zarfların eksiltme günü en geç saat l4 de kadar yukarıda adı geçen komisyon başkanlığına makbuz mukabilinde vermeleri lâzımdır. (1922) _— Nevral*, kırız'lık ve bütün kacakları sırada, birasını bitirmekle meş- gul olan yankesicinin kendilerini çağır - dığını duydular. Adam yanlarına yaklaştı ve: — Beni buraya kadar otomobille getir- diniz, teşekkürler ederim. Ben de size â- cizâne bir hizmette bulunmak, borcumu ödemek isterim, buyurunuz!. dedi, ve bir şey uzattı Kleyton çekinerek aldı. Yankesici tekrar masasına döndü. Bir Ba-, Di , Neze, Grip, Romatizma, ağrılarınızı derhal keser. İ İcalın 'a günde 3 kaşe almabilir. ) B ton ancak caddeye vardıkları zaman yan- tini kendilerinde bulabildiler. Bu, seyrüsefer memurunun not defte- riydi. 'a Yarınki nüshamızda: Ânnemin oğlu Yazan: Muazzez Tahsin Berkand Nü bın hâlâ kendi memleketinde olduğu gi- bi giyinmiş olması tuhafına gitti. Feridin yanına yaklaştıkları zaman durarak ona kim olduğunu, Mısırdan niçin ve ne zaman ayrıldığını sordu. Zenci çocuğu çetrefil bir Türkce ile, Afrikada bugün ismini unuttuğu kö - yüne yapılan akıncılık yüzünden dar - ma dağmık olduklarını, annesile baba- sının öldürülerek kendisinin esir diye Maısırlı bir tacire satıldığını ve üç sene evvel Cavadın onu görüp aldığını ve o zamandanberi rahat ve mes'ud bir ö- mür sürdüğünü anlattı. Bütün gününü efendisinin apartıma- nında, kdpısının önüne yatmış olarak geçiriyor, karnı doyacak kadar yemek yiyor, bazan okşanıyor, nadiren de da- yak yiyordu. Bütün bunlar, küçük zencij için saa- detin en son derecesi idi. Ancak Mual- lâ suallerini biraz daha derinleştirmek suretile bu zavallı yavrucağın tamami- le bir vahşi gibi yaşadığını, kıyafetini değiştirmediği gibi medeniyete de ya- kımlaşmadığını ve sekiz yaşına geldiği Halde hâlâ okuyup yazmak öğrenmedi- ğini anladı. Demek, hain ellerden kurtararak ©- nu himayesine alan — Cevad, çocuğun yalnız açlıktan ölmemesine dikkalt et- miş, onu gene Âfrikalı - bir zenci gibi iptidaft bir şekilde muhafaza etmişti; demek onu, salonunu süsliyen antika eşyalar ve nadide bir köpek telâkkı et- miş, onun bir insan olduğunu, yarın rahat edebilmesi için okuyup yazmak ve konuşmak öğrenmeğe mecbur oldu- ti! Fakat aylar geçtiği halde küçük ara| ğunu, kıyafetini değiştirerek medeni d bir adam gibi giyinmesi lâzım geldiğini hiç düşünmemişti. Bu ne hain bir hodbinlikti! Kitabla- rında esareti takbih eden büyük mu - harrir, nasıl oluyor da evinde bir esir kullanıyor ve ona karşı olah insanlık vazifesinde ihmal gösteriyordu.? Kendisine ibadet edecek derecede saygı besliyen bu çocuğun maddi ve manevi rahatından mes'ul olduğunu na- sıl olup da düşünmemişti? O akşam, yemekten sonra, Cevad kış bahçesinde beş aşağı beş yukarı dolaşıp sigara içerken, bu meseleyi mevzuu bahsetti : yup yazmak öğretmeğe başladınız mı? Genç adam, nadide güllerin çevrele- diği bir sütun yanında oturmuş olan karısınm yanında birdenbire durdu ve hiç beklemediği bu sual karşısında şa * şırmış gibi ona baktı: — Hayır... Bunu hiç düşünmemiş - tim bile... — Halbuki sekiz yaşına geldi. Birin- ci sınıfı bitirip bu sene ikinci sınıfa geçmiş olması lâzımdı. Bu yavrucağı cahil bırakmak ve ileride bedbaht et - mek istemiyeceğine emin olduğum için bu sene zarfinda onu husust şekilde o- kutmak ve gelecek sene doğrudan doğ- ruya mektebin üçüncü sınıfına yaz - dırmak istiyorum. Onunla meşgul ol - mama müsağde eder misiniz? — Tabit... Fakat yorulmamanız ve sıkılmamanız şartile... Genç kadın ağır bir sesle cevab ver- bi : (Arkası var) kesicinin verdiği şeye bakabilmek cesare- - — Sizin küçük zenciniz Feride oku- qı