n ni Bö. | îk #&tkânıharbiyesini de | Kudüse girdi. , ösker gidip işi “lar, Binbaşı da havadisi N & Chlisalib v muh arebele'ti BO -EDAEA B Yazanlar : Ingiliz ordusu hava zabitlerinden Kenneth Brovn Collins, Meşhur saeyyah ve muharrir Lovveli Tnomas Kudüsü teslim almak için iIngiliz zabitleri belediye reisine sesi kısılınciya kadar nutuk söylettiler p'ht hikâye bununla bitmedi Lowell binbaşılarına an- kalkıp li- ndanı genaral Watsona götür- 'lhgiliz ordusunda her general, şeh- im almak için sağ kolunu verir- U sebeple general Watson mafevk Şamlara bir tek söz söylemedi. | *lediye reisini tekrar bulup bütün Ü “enin yeni baştan tekrarlanmasını h için binbaşı ile ahçısını gönderdi. !'“'“lp getirilen belediye reisi nutku- at ettikten sonra general atına bin beraber ala- n bütün ahalisi generali karşı- k içini sokaklara döküldü. Bavrak lar sallandı; alkış sesleri ortalığı çın- lattı, Be!cdiââ'eisi bir nutuk daha söyledi; general son da bir nutuk irat etti ve mesele resmen oldu; yani Watson böyle sandı ve lüzumundan fazla — yorulmuş oları belediye reisi de böyle ümit etti. Faakt mesele hiç de hallolmuş değil- di. Watsonun fırka — kumandanı ferik general Sir John Şea idi.Şea bir İrlanda h idi ve kimsenin kendisini atlatmasına tahammül edemezdi. Kudüsü teslim almak — üzere ertesi günü geleceğine dair belediye reisine haber gönderdi. Belediye reisi de bütün işi yenibaştan tekrarlamak mecburiye- tinde kaldı. ı'—lllstm ceplıesınde esir edilen bir İngiliz tayyaresi ve zabitleri A 220 GÜZEL PRENSES Bundan sonra general Şea meseleyi Allebiy'ye bildirdi. Başkumandan sabık teslimlerin hepsini büyük bir — sükünla bilmemezlikten geldi ve şehre Tresmen — 38 — gireceği gün için bir tarih — tayin etti Tabiidir ki ancak — Allenby'nin şehre dühulü resmen makbul — sayılabilirdi: zavallı — belediye — reisi de bunu da Dilimiza çeviran : A, E. ha evvelden bilmediğine çok pişman ol- müuştu. (Devamı var) Bizim görüşümüze göre Filistin muharebeleri —i ö a Müşir fon Falkenhayn bu muhürebe- lerde gene eski âdeti veçhile R0 incı kolordumuza “Erihayı kanınızın son damlasına kadar müdafaa ediniz!,, emrini verdi. Filistinin bu köşesinde Anadolu yavrucuklarının ne işi vardı ki, elden çıkarmamak için son neferine kadar burada muhvolsunlar? 20 inci kolordunun temiz bir Türk vatanperveri olan kumandanmnı, Alman müşirinin emrini dinlemedi. Ali Fuat paşa 20 inci kolorduya muvaffakıyetli bir ricat manevrası yaptırdı. Bütün ko- lordusunun mevcudu zaten 5000 tü- fekti. Sarp dağ ve korkunç uçurumlar- da günlerce müddetle İngiliz saflarını hallaç pamuğu atar gibi sarstığı hal-| de, bütün harekâtta Yyalnız 45 telef vermiş Ve İSÜ neferini esir veyahut kayıp olarak birakmıştı. Tel Nemrin- de ihtiyatta bulundurduğu-48 inci fır- kasını ise harbe hiç sokmamak sure- tile çok akıllıca hareket etm»işti. “TAFİLEDE HAREKEHERHHZ KBi BB LAL A Şeria ırmağının geçitlerini tutaral: Emir Faysalın Muabededeki tecavüzle- —— —— ’I dişine takarak bu isteği yerine getirme- ği kabule mecbur oldu, Bunun üzerine, düşes önde, Anna ar- kada yemek salonundan çıkıp düşesin gelininin yatak odasına gittiler, Filip ve öteki uşaklar buraya saklanmışlar, hay- dutların gelmesini — bekliyorlardı. Dü- şes, içeri girince uşağına sordu: — Daha kimse gorünmedt değil mi? , — Hayır madam. — Biraz dışarı çıkınız. Bu genç kız burada elbisesini değiştirecek. İş bitin- ce sizi çağırırım. Kapının önünden bir yere ayrılmayınız. Hizmetçiler dışarı çıktıktan sonra dü şes içi elbiselerle dolü bir dolap açarak birini seçmesini —Annaya teklif etti. Genç kız bu elbiselerden bir — tanesini gelişi güzel aldı. Bu beyaz ipek bir elbi seydi. Sonra elbiseyi giymesi için düşes Annaya yardım etti. — Bu işte o kadar Babırsızlık — gösteriyordu ki öz kızını giydiriyormuş gibi genç kıza hizmet edi «Yor, onu teselli ve teşvik ediyordu. An- na tamamen giyindikten sonra düşes o- na bakarak hayretle söylendi: — Gördün mü — yavrüm. Ne kadar güzel Lir kızmışsın. — Güzelliğin şimdi meydana çıkıyor. İddia edebilirim ki bu Bece balodaki kadınların en güzeli sen olacaksın. Fakat bir noksanın kaldı. Dür onu da tamamlıyalım, Düşes böyle söyliyerek gelininin mti- tevher kutusunu açtı. İçinden güzel bir elmas yüzük alarak Annanım parmağına taktı. Sonra ona: — Haydi bakalrm tamam, dedi. Saat biri geçiyor. — Çabuk ol evlâdım. Eğer 20000 frangı kazanmak istiyorsan ace- le etmelisin. Anna, biraz düşündükten sonra: — Müsaadenizle size bir şey söyle- Düşes, onun sözünü kesti: — Nafile, hiçbir şey söyleme. Dinle- mem, Baloya gitmemek — istiyeceksin değil mi? — Filvaki baloya gitmek — istemiyo- rum. Fakat başka bir şey soracağım, — Ne gibi? —Haydutlar reisini baloda görec'ek bi olursam ne yapacağım? — Gayet kolay kızım. Onu takip eder sin. Saraydan çıkarken nöbetçi zabitine veya oradaki zabitlerden, birine onu göstererek: “Bu adamı yaka layınız, Ormanlar kralı adıyla haydut- luk eden adam budur,, dersin. Halbuki işin en zor tarafı da buydu. Böyle tehlikeli bir adamı — yakalatmak yli maharet, sür'at ve cesaret istiyen İr işti. Düşes, Annayı alnından öptü. Sonra balo için bir davetiye kartı verdi ve bir uşakla onu baloya gönderdi. Diğer iki uşakla üç müsellâh hizmetçi kız gene yatak odasına girerek gizlice beklemeğe başladılar. Arna, uşak tarafından takip edildiği balde prensin sarayına vardı. Düşesten aldığı kartı gösterince kolaylıkla ıçerı girdi. Kalabalığa karıştı. Sarayın salonları baştanbaşa bayrak- lsr, kordelâlar ve çiçeklerle donatılmış tı. Baloda Sofyanın bütün kibar aileleri ve büyük rütbeli zabitler vardı. Anna, bir müddet gözden geçirdikten sonra ormanlar kra- lınt bulmak için salonları dolaşmağa baş Tesadüflerin ne garip cilveleri vardır. Zavallı kız daha iki saat evvel cami ha- rabesinde mermer taşın üzerinde çalgı seslerini işittiği bu balodaki neşe ve saadetine gıpta ediyordu. Hal- — buki ne şekilde olursa olsun şimdi o da polislerden hayretle tarilmamasını da ayrıca istemişti. rine bir nihayet vermek bizce çok € hemmiyetliydi. Medinedeki Türk gar - nizonunu yaşatmakta olan Hicaz de . miryolu istasyonlarında muhafızları- miz vardı. Bütün yanını düşman sar- mış, hattâ oradan yüzlerce kilametre şimale sarkmış olduğu halde bu güarni zon diüşmüyor, Arap asilerine teslim almayı aklından bire geçirmiyordu. Bundan başka zengin Muab yayla. sından büyük bir Hiza ormamnı vardı. Buradan mahrukat için odun tedarik ediyorduk; hububat alıyorduk; bunla- rı Tafileden, Mezroadan ve Ölüdeniz- deki birkaç kayıkla Şeria vadisinden nüklediyorduk. İşte bu sıralarda Emir Faysal çöl kabilelerinin başında olduğu halde Mu abda göründü; Şubak ve Tafileyi ele geçirerek Mezraa üstüne bir akın yap ti (Kânunmusani 1918). Başkumandan vekili Enver paşa e- lümizde tutulması lüztim olan bu mımn- takadan Arap asilerinin tardlarını em retmekle beraber Muab halkını gücen- dirmemek için bu işe Almanların karış İslâmların kutlu bölgelerine giden demiryolu boyunda, hırıstıyanıarm gö- GÜZEL PRENSES rünmesi hiç hoş kaçmaz ve müslüman- lar bunu kabul edemezlerdi. O vakitler yedinci orduya kumanda etmekte olan Genel Kurmay Başküanı- miz Fevzi Çakmak, ordusunda Alman kıt'alarının bulunmasına itiraz ediyor bunların her halde Türk üniforması giymelerini şiddetle istiyordu. Şubat 1918 de, Kerekden Tafileye 700 neferlik ilk Türk sefer kuvveti gönderildi. Fakat Bedeviler bu. kuvve- timizi kuşattılar ve hemen hepsini e- sir aldılar. Ayni ayın sonunda ikinci bir sefer tertip edildi, Bu kuvvet iki Türk tabu- ru ile Alman Asya kolaordusuna men- sup ve muhtelif sınıflardan mürekkep 703 numaralı müfrezeden mürekkep- ti. Bu kuvvet bir taraftan Kerekden diğer taraftan da demiryolu boyunca iki koldan Tafileye yürüdü. Almanlar buraya — dayanamadılar. Türklerden çok daha iyi iaşe edildikle- ri halde hastalık çoğalmış, lekeli hüm- ma Almanları toptan öldürmeğe baş - lamıştı. Hasta ve yaralılarını bir türlü geriye gönderememişlerdi, — bölükler T0 nefere inmiş bulunuyordu. (Devamı var) 47 İhtiyar düşes, Annayı alarak yemek salonuna götürdü. Akşamdan kurulan yemek masası toplanmamıştı. tabaklar içinde bir çok nefis - yemekler duruyordu: Düşes masanın ortasında duran billür sürahiden bir rap dolduürarak içti. Şarabın verdiği zin delikle hemen Annayı masanın başında ki koltuklardan birine oturttu. — Sonta bizazt ona hizmet etmeğe başladı. Genç kızın önüne evvelâ soğuk bir balık koy- du. Kız bunu yerken o bir tabak kebap et ısıtti. Önuü da önüne kızın bardağını da şarapla doldurdu. Anna, bu nezaketten mahcup olarak kendi işini kendi görmek üzere birkaç kere yerinden kalkmak istedi ise de dü- şes mani oldu ve ilâve etti: — Ben etrafımdaki adamların hepsi- ni mes'ut ve bahtiyar görmek isterim. Bahusus senin gibi bana büyük bir hiz- mette bulunan bir kızcağıza ne yapsam azdır. Nasıl, şarap biraz aklını getirdi mi? Fakat bedbaht çocuk, nasıl olup da sen buhale geldin? Anna, gözleri yaşarmış bir halde ce- vap verdi; etrafı insanlrın — Ah, düşes. Bunu hiç sormayınız. Maceramı size anlatacak olsam mütees- sir olur, belki de inanmak istemezsiniz.| Beni serseri sımıfından bir kız gibi kabul ettiğinizi düşündükçe utancımdan titri- yorum, Bununla beraber sekiz günden- beri tam bir serseri hayatı geçiriyorum. Ben vatandan ayrı düşmüş bir bedbah- tım, Fakat bugün vatanıma dönememek mecburiyetindeyim. — Peki yavrum, sana bir şey saora- yım: ÖO iki haydut konuşurken sen ne- redeydin ve nasıl işittin? — Bü civârdaki büyük bir cami ha- rabesinde idim. Geceyi orada geçirecek tim, Çünkü otelde kalmak için param bilirdim? Gümüş bardak şa- koydu. Sonra şesş daha Anna, gelmişti. — Ah başına edemem. Oğlumla hi el hati | y l Cai — Kızım, daima bir kenara sokularak Biz onun önünden çok defalar geçtiği- miz halde göremeyiz. İşte tesadüflerden birine uğradın. İhtiyar düşes, bunları sönra ÂAnnanın yanıma oturdu. Bir elini kızın omuzuna koyup ve onün gözlerinin içine, bakarak: — Ben senden pek hoşlandım kızım, dedi. Seni yanırmdan ra ben burada hizmetçilerimle kalacağım. O zaman sen bana gazete ve kitap okursun. Beraber dolaşmağa çı- karız. Hülâsa hayatım tam bir içinde burada geçer, olmaz mı? yoktu. Bundan başka nereye iltica ede- Bahusus yanımda hüviyetimi isbat edecek bir vesika da yok, Tam se- kiz gün evvel Silstirede idim, Beni bir esirci oranın muhafızına sattı. Çok şü - kür, harem dairesinden kaçıp kurtulma- ğa muvaffak oldum. — Silstireden buraya kadar yürüye- rek mi geldin? — Evet. Bundan başka çarem yoktu. Ormanları, dağları, buraya kadar indim. Fakat nasıl geldiği me ben de hayret ediyorum. Gittikçe ıstrrabı ve teessürü artan dı;ı- nehirleri aşarak fazla dayanamadı: — Kızım, bu dakikadan itibaren yer siz kalmıyacak, benim yanımda buluna- caksın. Seni elinden gelen bir hizmetle burada alakoyacağım. İster misin.? sevicinden çıldıracak dereceye Telâşla bağırdı: düşes, ne iyi kalplisiniz. Beni böylece ne kadar sevindirdiğinizi tarif Burada kalabilmek asla hatir ve hayalimden geçmemişti. Ne saadet, ne saadet... sağdet öyle bir şeydir ki gizlenir. sen de bu söyledikten mavi bırakmıyacağım, gelinim buradan gittikten son yalnıs sükün