27 Şubat 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Ki 27 ŞUBAT 1935 Yazan: _Elldlı'caıı Kaflı Şahin'in Rele Venedik gemisinin limanı topa HABER — Akşam Pastası SA No. 37 Rüyük Deniz Romanı tutması ihtimali vardı Zaraya yaklaştıkları zaman “bütün leventler yarım saat için- de birdenbire Türk kılığına gir- mişlerdi. Venedikli gemicilerden farksız olarak girmek, bir yan- ışlığa sebep olabilirdi. Henüz Türklerin eline geçen bu limana, o zamana kadar tek bir Türk gemisi gelmiş değildi. ttâ ondan sonra da geleceği lenemezdi. Çünkü Türk ge- Micilerinin akın yerleri, arı, Yunan ve Tireniyen de- vizleriydi. Hele son zamanlarda, daha zi- Yade Babar, Majorka ve Mainor- adalariyle İspanya kıyılarıma Toğru yelken açıyorlardı. O gün Mezit bey kaleyi gözden 8eçiriyor, yeniden Venediklilere Ptirmamak için ne yapmak lâ- Zımsa yapmnağa çalışryordu. Hattâ Orada hiç olmazsa ufak bir donan- Ma yaratmak, Dalmaçya kıyıları- ht Türk halkı ve Türk balıkçıları İçin korkusuz bir yer haline sok- Mak istiyordu. ' Çünkü ne zaman- beri o taraflarda dolaşan bir körsan gemisi vardı ki, başlarına belâ olmuştu. O bu yüzden, bu glik sahillerde en iyi taşıma ve ş*'ilne vasıtası olan gemilerden &ayda göremiyordu. Zaktan bir Venedik gemisinin teldiğini görünce kendi kendine: — Sanırm ki limanı topa tuta: Ve öç almak istiyecek... Pemişti. Çünkü Zaranın Türk- lerin eline düşmesi Venediklileri Sok kızdırmış, bir iki defa birkaç :îmine, oraya girmek istemişler- Lğkin gelen gemi yalnız bir ta- i. » Venedikliler buralarda bir gemi ıle_dolaşamazlar, her halde bir fi- hq:ıe dolaşırlardı. Bununla bera- d Az_lra limanı karşı koymağa çok Verişliidi. Limanda bulunan ge- Biıyı limanım dışından görmek ka- değildi. Kale de, limanın dara t.'k ağzındaki kayalık burun üze: PıLM“!’l:li, oradan içeriye sağlam o- kaj bir geminin girebilmesi için buıedeki topçuların toptan ölmüş Unmaları lâzımdı. &M_eüt bey doğruldu ve gelen Miye dikkatle baktı: v Bu bir tüccar gemisi!... Diye mırıldandı. 'lilı ka direğin ucunda bir Vene- *ö b'Vrağı sallanıyordu. Onu da vi şöyle düşündü: Yağiy irmiş olacak!... Kendi a- kc.].le &ğzımıza düşüyor.... Şaşı- [h,%!:?y!... Allah, Allah!... Ne o- hçi iH düşüncesini henüz bitir- t"ğ_ki arka direkteki Venedik Ttan bi aşağı indi ve yerine koca- M N Türk bayrağı çekildi. tün *zit bey ve arkadaşları büsbü- ___*—'B!tllır: , ei U nedir?.., Ne oluyor?... düı,-?_ Venedikli midir, Türk mü- k d.mı bir Venedik gemisidir. Ve bt güzel bir gemi... Yepyeni k"" Pril.. Ne kadar hızlı ge- S Bökat bu Türk bayrağı?.. SA )| - N İtalya | | Şahin reisin oğlu!... Mazit bey, da- — Bizi aldatmak için çekmiş olmasın ?.;, — Aldatacak adam kurnazlığı- nı böyle düpedüz, gözümüzün ö- nünde mi yapar?7... — Toplar hazır!... — Onun topları yok ki... Ne di- ye top kullanacağız... Gelirse, hoş geldi... — Limana girsin mi?.. — İsterse karayada çıksın!... Neden çekineceğiz?.. İşte yağlı bir parça... Daldan armud düşer gibi ağzımıza düşecek... Gemi yaklaşıyordu. Yaklaştıkça da içindekilerin kı-| lıkları besbelli oluyordu. Mezit beyle arkadaşları büsbütün şaşır- dılar: — Bunlar bizim leventler be!.. Vallahi bizimkiler... — Fakat kim olabilir?.. — Sakın bayrakları gibi elbise- leri de değiştirmiş olan Venedik- liler olmasın !.. Bu kancık herifler- den her şey umulur... Mezit bey: — He...y! Uzun Ömer!... Top başına... Her şey hazır mı?... “—Hazır beyim!... Gemi limanın ağzına beş yüz kulaç kadar sokulmuştu. Baş- ta- rafına çıkan genç bir adam Türk- çe olarak bir şeyler söylüyor, fa- kat duyuramıyordu. * — Limanın ağzına... Dikkat. Birinci'top... Ate ... , .şL.. Top patladı ve limanın ağzın - da bir su sütunu havaya yükseldi. Gemi, bu işaretin: — Dur!,.. Demek olduğunu anlamıştı, dur- du. Şimdi geminin güvertesinde baş tan ayağa kadar silâh içinde ve! yalın kılıçlarımı havaya kaldıra - rak kaleyi selâmlıyan yüzden faz- la Türk akıncısı vardı. Fakat Mezit beyin şüphesi he - nüz geçmemişti. | Geminin arkasma kotrayı çektiler. Bordaya yanaştır- dılar. Sonra üç kişi gemiden kaot- raya geçti ve kaleye doğru gelme- ğe başladılar. Mezit beyle arka- daşları 'dikkatle onlara bakıyor- lar: — Bunda bir sır var... Bunlar Venedikli değil!... Yoksa gelenler elçi mi?... Bize ne söyliyecekler?. Fakat gelenler elçi değil, Türk akıncılarının ta kendileriydi. Çün- kü kotra kaleye elli kulaç kadar kalmca Ali reisin genç ve gür sesi duyuldu: — He.....yy!... Ben Ali reisim. ha tanımadın mı?... He..... Mezit bey dikkatle baktı: — Ali reis mi?... Fakat nere - den çıktı bu?... bağlı olan! Diye söylendi. Ali reis yeniden | bağırıyordu: — Leventlerimle geldim. Lima- na gireceğim, yol ver!... Mezit beyin yanında şöyle ko - nuşanlar oldu: v — Ali reisin ta kendisi... Odur. — Evet... Buna şüphe yok... — Onu hemen limana almalı!.. — Evet, hemen limana girsin... | RADYO | £ BUĞUN İSTANBUL: ! 18: Fransızça derse, 18,30: Jimnas- tğk: Bayan Azade, 18,55: Bethoven Üçüncü Senfoni, (Pastoral) plâk. 15,30: Haberler, 19,40: Bayan Ha- lide — Monolog, 20: Maarif Bakan- lığı namma konferans, — Galatasa- ray lisesi muallimlerinden Nurettin, 20,30: Balalaka orkestrası, Kecro, 21,20: Son haberler, 21,30: Radyo orkestrası, 22: Radyo caz ve Tango orkestraları. 223 Khz. VARŞOVA, 1345 m. 17: Solist konseri, 18: —Keman könseri, 18,25: Sözler, — Plâk. 18, 50: Spor. 19: Sözler. 19,15: Oskes- tra konseri, 19,45: Konferans, 20: Kuartet konseri, 20,20: Aktüalite, 20,30: Şarkılar, 20,45: Sözler, 21, | B0: İngiliz musikisi (sönfonik). 21, 45: Haberler. 22: Chopinin eserle - rinden konser, 22.,30: Konferans. 22,45: Şarkrlar, 23: Reklâmlar, — Dan:s. 175 Khz. MOSKOVA, 1724 m. 17,30: Sözler, 18,55: Kızılordüya konser. 19,55: — Ulusal operalardan sahıneler. 22: Çekçe neşriyat, 23,05: İngilizce, 24,05: Almanca neğriyat. 545 Khz. BUDAPEŞTE, 550 m. 18,30: Klârnet konseri, 19: İtal- yanca ders, 19,30: Kuartet konseri. 20,40: Sözler. 21,10: Fenlândya ga- la musikisi. 22,10: Dış duyumları. 23,10: Haberler, 23,30: Caz orkes - trası. 24,20: Çingene muzsikisi. 13 — 15: Gündüz plâk neşriyatı, 18: Radyo orkestrası, 19: — Sözler, 19,15: Radyo orkestrası, - 21: Plâk, 20,45: Konferans: 21: Sözler, 21,05: Piyano musikisi, 21,35: Romen şar- kıları, 22: Konferans, 22,15: Radyo salon örkestrasınm devamı, Cildiye ve Zühreviye Hastalıkları mütehassısı Dr. ÇIPRUT Beyoğlu, Asmalımescit Bursa pazarı ittisalinde Atlas Han Tel, 43353 HABER Akşam Postası İDARE EVİ ISTANBUL ANKARA CADDESİI Telgraf Adresi: İSTANBUL HABEHL Telefon — Vazı: 28872 — (İdare: 44790 ABOÖNE ŞARTLARI ı 5 Ö 12 ayaü Kürkiyer 120 850 660 1250 Krş. Benebli. 150 &do #40 - 1ölü ILÂN TARIFESİ Ticaret Uğnlarının asatım 13,50 Kesmi Uğnlar 10 kuruştur. Sahibi ve Nesrivat Müdürü: HASAN RASİM US Basılaığfı yer: (VAKIT) Matbasnmı . Dİ.. 27-2-935 Za -— Seze— Viyana musiki Şerefine MAEAGDA ESsİ ! Nakleden: ( Vâ- Nü ) Gidecekti... Ramize yalvaracaktı: “ — Bana, sığınacak bir yer bul!,, diyecekti. Oğlunu da, bura- dan yolluyacaktı:, Varsın müreb- biyesiyle birlikte, babasından ka- lan evde otursun! Hem, böylelik- sebetsiz nasihatlerinden de kur- tulurdu. Asıl ehemmiyetlisi: Aradığı aşkı, genç bir adamda bulurdu! Kim bilir? Sevilmek kuvvetiy- le, sevmeğe de alışırdı. Belki bir gün Ramizi severdi. Yatağın içinde fır döndü. Sağa yattı olmadı; sola yattı, olmadı. İnce yorganını örttü, açtı. Bacak- larını bitiştirdi, ayırdı... Hulâsa, olmadı, olmadı... Ne yaptıysa ol- madı bir türlü... Ona, aşk lâzrmdı! Bunu odasında yalnız kalrp da kendi kendine itiraf edişi, daha ilk defa olmuyordu. Den'zin açık pencereden süzülen mırıltısı, onu, kaçtır, aşk hayallerine sevketmiş- ti. * —Evet, yarın giderim... Aman yarabbi! Nasıl oldu da Vahidi eve alabileceğim biran olsun aklrm- dan geçti?... Buna, nasıl ihtimal verdim? Yarın giderim... Yal- nız Ramiz adresimi bilir... Matma şayamamazlık etmezler a...,, Kollarını iki tarafa salib şek- linde açmış, sırtüstü yatıyor, du- daklarını ısırıyor ve böyle düşünü yordu: “— Ah, zavallı — evceğizim... Haziran ayı da, burada, o kadar harikulâdedir ki... Şehrin kalaba- İlığına sıkışmak, denizden uzaklaş mak felâkettir...,, Fakat, birdenbire kaşlarını çat ü Niçin?... “—Evet, niçin kaçacağım?... Niçin saklanmak mecburiyeti du- yuyorum ?...,, Öyle ya: Bü, açıktan açığa Va hidden kaçmak değil miydi?... Yatak, ne kadar sıcaktı ve fi- kirleri kafa tasının içinde, nasıl kaynaşıyordu. Bu fikirleri kaynatan Ramiz miydi? Hayır... Vahid... Bu güzel ba- şın içinde, bu güzel saçların altın- 'da Ramiz gizli değildi... Vahid a-. paşikârdı. Tesisatını motifleri ViİYANA... WOLFF SCHNEİDER ALBAOH-RETTY le, Matmazel Jackson'un müna-| zel Jackson ile Turgud bensiz ya- | SATİ Tenvirat ve muharrik kuvvet veresiye yapar. r Kadın HABER”'in tefrikası No. 30 Aşk ve His Romanı Onu görmesine, görüb de çoş- masına ihtiyaç yoktu. Vahidi gör« memeğe nafile yere çabalıyordu. Vahid, oradaydı, orada, orada, bu yatağın içinde... Eli, yanakları, onun yüzünü yastığın üzerinde Vahidin yüzünü arıyordu, Onu arryordu, onu... Altı sene müddetle, onu, müte- madiyen, rüyalarında görmüştü. Fakat, rüya başkadır, hakikat başka... Rüyada geldiği vakit is- tediği bu adamı, hakikatte istemi- yordu; kovuyordu. Kovmak lâ- zımdı ! Ramizi, şimdi pek aciz görü- yordu. Onu, nasıl olmuştu da, Va- hidle mukayese etmişti? | — Vahid!... Vahid!... diye du- daklarından bir inilti çıktı. Bu iniltiyi kesmek için, elini, dudakları üzerine götürdü. Zira, benliğinin çok derinliğ'ne damga- sını bu derece basmış olan bu a- damın ismini anmaktan bile kork tu. Babası, onu yahut yeğenlerini azarladığı vakit: — Bizim ailede böyle şeyin yapıldığı görülmemiştir! -derdi.- Biz, yanlış bir şey yapabiliriz, fa- kat yanlışı örtmek için yalan söy- lemeyiz... Bu, alçaklıktır!,, Hocası Murad Efendi de, ona: “— Yalan söylemenin mânası nedir?... Mademki Allah her şeyi biliyor...,, terbiyesini vermişti. Böylelikle, yalan söylememek, genç kadınm aldığı terbiyede, cilâyı değil, kökü, asıl temeli teş- kil ediyordu. Onun içindir ki, kü- çük salona girib de, Hadiye ile kocasını kucak kucağa, dudak du- dağa görmesi lâzım gelmişti. An- cak bu sayede hiyanete inanmıştı. Ancak bu suretle karşı tarafın “seni aldatmıyorum !,, sözleri hu- dudundan dışarıya çıktığına kana at getirmişti. Bu yalan ve hiyanetin hatıra- sını beyninden silmek için, Kâmi- le, bütün zihnini melekelerini top- ladı. Vahid hayatından çekildik- ten sonra bu hayal, onu, kıskanç- lıktan kudurma derecelerine ge- tirmişti. Lâkin, orta yerde, bu derece vazıh tablolarla ispat edil- miyen, mübhem kalan yalanlar vardı... ; Acaba, Vahid, ne zamandan beri yalana başlamıştı?... (Devamı var ) E Bütün Şehir Buakşam MELEK y Sinemasında üzerine yapılmış olan filmlerin en mükemmeli AŞK BELDESi veriecek VİYANA GALASINA koşacaktır. Oyniyanlar: LEO SIEZACK Viyanalı Tenor ' GEORG ALEKSANDER ve Viyana filârmonik Orkestrasile Opera Koro Heyeti Musiki: JOHANN STRAUSS k-i !'_q_d_ihımd an sakınma h ç F —a i—ramrar l FO İ * ' / İ,' (.--i..- i.*o in yerlerinizi qöğç_cd_çn temin ediniz. Telefon numarası : 40868

Bu sayıdan diğer sayfalar: