Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
İstatistik deİstatistik meraklısı - elinde fter belediye daıresinin ka- Pısında durüyordu. e— Burada ne duruyorsun? — İstatistik meselesi. Ey - € kayıtlarını alaca ğım — Bir sene içinde kaç kişi Evlendiğini mi öğreneceksin? — Hem onu Öğreneceğim.. €M de evlenenler arasında dinlar mı daha çok, erkek - £? Mi onu tayin edeceğim! Sarılıp Kadın — İşte yeni hizmetçi... Yanımda bile boynuna öpsen gene ses cıkarmam., Fil dişi Bir gün evvel bir şemsiye almıştı. Şemsiye ertesi gün kı- A rılıverdi. Dosdoğru şemsiye - ' cinin dükkânına gitti: D -i şemsiyenin sapı için bana fildişi demiştiniz.. Hal - buki kırıldı. Fildişi olsaydı kı-| rılmazdı. Şemsiyeci özür diledi: — Affedersiniz, fakat kaba- hat benim değil; ihtimal - fil, takma diş kullanıyordu. b : ğ““—?mıza öon lira zammettim. Sunu bir kâğıda yazıp bana ver- : İtimat etmiyor musunuz? N itimat ederim amma, karım a B Zam aldığımı sövlediğim za - iimat etmez, yirmı lira zam h%d'îa benden saklıyorsun — diye iğini bırakmaz. X_ Ne istiyeceksin Erkek apartımanın kapısını çaldı, ka- rısı açtı: — Hoşgeldin kocacığım.. Yemeğimizi kazırladım. Gömleklerini ütüledim. Ço - raplarının söküklerini diktim. — Anladım. Kısa kes, gene ne ısmar - ladın da parasını isteyeceksin?. * & & Şet Memurun oğlu babasına sordu — Baba şef neye derler? — Söyliyeyim oğlum, benim daireye erken gittiğim günler geç gelen; geç gittiğim günler de erken gelen adama şef derler. * * * Hiç Ressam tablolarını gösterdi: — Şimdiye kadar yaptığım resimlerin bir tanesini bile yüz liradan aşağı satma- dım. Dedi. Sordular: — Şimdiye kadar kaç tane resim sattı- nız? — Hiç! B A HAO NUĞW 'ı../ — Hastalığınız pek mühim değil, fa- kat bundan sonra ağzınıza bir katre iç- ki koymayacaksınız. — Viziteniz ne kadardır. dok - tor? — Üç lira, — Ben size altı lira — veririm. Buna mukabil siz de bana içkiyi yasak etmeyiniz. r Değil mi? Acemi &vcı a ğ hyoı-du; M “ “İMüş bir hal - Yere serildi. A YCinm. yalanla - SÖze karıştı. den I"(alb sektesin- düşüp ölmüştü, v e 811 : Za Taksi şoförü — (Hususi atomobilin arka tarafına oturana) taksi bayım! Hiç olmazsa Ününe dtafia yemek yiyen müşterinin & elik deşik bir peçete koymuslar- Müşteri Barsonu çağırdı. 8rsön Peçeteyi gördü: Değîştireyim bayım, affedersiniz. öt;ki]îîm %Iaî’ değiştirtmem.. bu peçete €n iyi, Hiç olmazsa delik yerleri Va ? da oraları kirli değil. ba N m;n Ne diye şüpheleniyorsunuz bil - b î:enîm bu işte ne kabahatim var : celi geldi, kendi i öldü, g endi — kendine Fakat Kocası hasta idi, kadın doktora sor - du: — Ne tavsiye e - dersiniz doktor; ko- cam için Ada mı iyi- dir, yoksa Boğaz mı? Doktor cevap ver .. di: — Doğrusunu is- ; terseniz bayan, her ikisi de iyidir. Fa - kat o Adaya giderse siz Boğaza gitmeli- | siniz... O Boğaza gi: derse siz Adaya git-. melisiniz, — Bir otomobil kazasırda Necati iki ayağını birden kaybetti, — Her halde sevinmistir. Nasırla - Tından çok şiküyet ederdi. Paslanmasın Rakıyı susuz içerdi. Ve hiç bir zaman bir bardak su bile içmezdi. Sordular” — Sen hiç su içmez misin? — İçmem! — Neye?.. — Bir kere doktora gitmiştim. Şöyle bir muayene olayım dedim. Uzun uzadı- ya sorup dinledikten sonra bana «Senin miden demir gibidir.» demişti. O zaman- danberi midem paslanmıasın diye su iç - miyorum. i Bayatladı — Hayat geçen seneden bu seneye kadar tam bir misli ucuzlamıştır. — Zannetmem. — Misali var. — Söyle... — Geçen sene yüumüurta bu senedekin- den iki misli daha pahalı idi. — Öyle ama o zaman daha taze idi. O zamandan bu zamana bayatladı. — Ne merak ediyorsun, işte ölme dim geldim. — Ölsen merak etmem ki, nerede Sayfa 11 ifşaatta bulunuyor Yazan : — Hareket asrındayız ya? İnsanlar â - deta kablarına sığamıyorlar, İşlerini tı- kırma koymuş milyonerden, ceketini satan meteliksize, hergül gibi sporcu- dan, yanpuru kötürüme kadar hemen herkese bir gezmek, görmek, yani ha- bre seyyah veya seyyar olmak merakı âriz olmuş. Otomobilli seyyahlar var, yatlı, tay- yareli seyyahlar var. Trenle, vapurla, otobüsle, hattâ muhacir arabasile, atla, eşekle ve yaya seyahat edenler var. Seyyar spor, kumar klüplerinin, seyyar meyhanelerin, seyyar sinema - ların, seyyar tiyatroların, seyyar ahçı, berber, seyyar çiçekçi, çamaşırcı dük- kânlarının, seyyar hastanelerin, seyyar postahanelerin bini bir paraya. ların, terzilerin bile seyyarları hadsiz hesapsız. Dün tesadüf beni, bir seyyar kadın terzisile görüştürdü. Zaten bana yu - karıki satırları yazdıran da, ondan din- lediklerim oldu ya! â Seyyar kadın terzisi «Katina» yı, İs- tanbulun bütün orta ve yüksek halli aileleri tanırlarmış. Bilmem içinizde onu bilenler mi, bilmiyenler mi çoktur? — «Terzi kendi söküğünü dikemez!» darbı meselini haklı çıkaran kılığına, daha doğrusu kılıksızlığına bakarsanız, onu, giyinmek, kuşanmak bahsinde her hangi bir kenar dilberi kadar görgü - süz, bilgisiz sanırsınız. Fakat onu bana tanıtan bayanın söylediğine göre, Katinanın on parma- ğında on hüner varmış. İstanbulun belli başlı kadın terzileri onun eline su dökemezlermiş. Ve bu yüzdenmiş ki, kılık kıyafet meraklısı kadınlar, günde yedi sekiz liraya para demiyen nazlı Katinayı âdeta payla - şamazlarmış! İşlerini iyice yoluna sokmuş olan Katina, şimdi çağırıldığı evlere yalnız gitmiyor; yanında iki de yardımcı gö- türüyormuş. Dikmek, kesmek, ölçmek, biçmek için lâzım olan eşyalarla dolu çantalarını, bu yardımcılarına taşıtır, kendisi, mai- yetini peşine takmış bir kontes gibi do- laşırmış. Katina, karşısında oturan yardımcı- larına, görecekleri işi anlatırken ben kulağıma fısıldanan bü malümatı not ediyorum, ÂAz sonra, Katınanın sükü - tunu, ve dikişe başlayışını fırsat bilip sorguya girişiyorum: — Söylediklerine göre, iyi iş çıkaran seyyar ikadın terzileri, meşhur kadın terzihanelerine top attıracaklarmiş, Ne dersin bu işe? Katina, işini bırakmadan, yüzüme bakmadan, ve hiç düşünmeden cevap veriyor: — Yalan değil... Fakat kabahat sey- rinde, Çünkü, o terzihaneler top atma- salar, kadınlar top atacaklar... Onların son model diye yüz, yüz elli, hattâ iki yüz liraya sattıkları esvapları biz 20, 30, 40 liraya malediyoruz! Bizim evlerde 30-40 Jiraya maletti - Bgimiz tuvaletlerin, onlarda 100-150 |i- raya satılan esvaplardan aşağı kalan bir tek tarafları var: Fiatları! Kadınlarımız, mirasyedilikten git - tikçe kurtuldukları için, bu aşikâr far- kı görüyorlar, ve bizleri tercih ediyor- lar. — Senin bir dükkân açmıya niyetin var mı? — Kat'iyyen... Dükkân açsam, on - lardan ne farkım kalır? — Girip çıktığın yerlerde kim bilir neler görürsün? Katina; bir gazeteci- olduğumu, ve dinliyeceklerimi ifşa edeceğimi bilme- diği, hattâ aklına bile getirmediği için, dedikoduya girişmekte mehzur gör - müyor: — Tabit... Hepsi bir başka türlüdür... Kimisi fazla meraklı olur. Bir esvabı yüz defa prova ettirir. Evir. içinde, ço- cuk, ahçı, hizmetçi kim varsa, başına toplar. Yeni esvabinın biçimi, rengi olduğunu bilirim. hakkında hepsinden ayrı ayrı fikir da- Hattâ sergilerin, hanelerin, ressam-| yar terzilerde değil, terzihane sahiple-| 'landıkları dikiş iğnesinden, Maçkalı kibar bir Bayan terziyi sigaya çekerken akşam olduğunun farkına varmamış ve daha terzi eline iğneyi almadan yevmiyesini vermek mecburiyetinde kalmış . Selim Tevfik nışır, Dikilecek esvabı yalnız kendisi « ne değil, onlara da beğendirmek lâzım gelir... Bu yüzden, bir günde bitecek e$ vap, bir haftada tamamlanır. H Bazı kadınlar, hem anlayışsız, herg ukalâ olurlar. Modele bakarlar, fa « raza bir gece tuvaletini beğenirler: — Benim esvap böyle olacak! diyı tuttururlar, : — Bayan, deriz, bu aldığınız kumaş tan o biçim elbise dikilmez! O hiddetle ayak direr: — Neden dikilmezmiş? Onunki Hinf kumaşı değila? — Bayan, bu beğendiğiniz biçimde esvap, geceleri giyilir. — Niçin geceleri giyilirmiş?. Entar? mi bu? Nihayet bu yeni zengin bayanına meram anlatmaktan ümidi keser, her dilediğini yerine getiririz. Ve tabil bi« çare, parasile pulile maskara olup çı- kar! Kimisi de çok hasis olur. Boş dur « mıyalım, gündeliği boşuna almıyalım diye, başımızda adam bekletir. Bir gün« de beş esvap diktirmek ister. Toplu iğ- neleri sayı ile verir! ; Ekserisi de, dedikoducu olurlar. 1/ela Maçkada meşhur bir bayan tanıımm, Kapidan girer girmez suale başlar: — Bu hafta kimlere gittin? — En çok kime esvap dikiyorsun? — Filâncanın evinde telefon var mı? — Falancanın korsasız hali masıl? — Bayan bilmem kimin göğsünde bir ben varmış. Gözüne çarptı mı? — Sen görmüşsündür. Falanın baya- nının iç çamaşırları ipekli mi? Salonu şık mı? Radyo almış mi? Ben tabii, bütün bu sualleri sudan cevaplarla atlatmıya çalışırım. Fakat hatun, sualin ardını, arkasmı bir türlü alamaz. Hiç unutmam, bir defasında, elimi iğneye, ipliğe sürmeden yevmis ye almıştim. Akşama kadar soran, söy- liyen bayan, ortalığın karardığını gö « rünce aklını başına topladı: — A,.. dedi... Akşam olmuş. Ve gün« deliğimi elime verirken siritarak: — Sen, dedi, bir daha sefere, bana dikişe geldin miydi, işe benim ağzımı dikmekten başla! Bir mevzuu tamamlamadan ötekine girişen terzi Katina da, gevezelikten yana Maçkalı müşterisinden geri kal « mıyor! j — Bir kere de, diyor, başıma çok tu- haf bir vak'a gelmişti. Bomontide ki « bar bir müşterim vardır. Bir gün bana, gene müşterilerimden maruf bir ba « yandan bahsetti. Ve: — Eğer, dedi, onun bu baloda giye- ceği esvabı kötü ve iğreti dikersen, se“« ni umduğundan fazla memnun ede « rim! Ben, - bittabi reddettiğim - bu tekli- fin sebebini anlıyamamıştım. Fakat sonradan öğrendim ki, bahsettiği ba » yanla aralarında eski bir rekabet, bir çekememezlik varmış. Maksadı, rakibe- sini baloda gülünç vaziyete düşürmek- mis! Görüyor musunuz şu bayanları? Bi- ze karşı bir zarafet silâhı olarak kül » müthiş bir suikast. vasıtası gibi iştifa - | deye de niyetleniyorlar! NU A icabında - L b