Hatıralarını anlatan:! Alman korsan gemisi “Deniz kartâlı” nm süvarisi Kont Feliks fon Lukner Hatıralarını anlatan * EFDAH TALAT —236 — - 13 M a ka Maamafih vaziyet düzelmiş de de- — ğildi, Fırtma gittikçe artıyordu. Bü- |— tün noel gecesi ve ertesi günü durup dinlenmeden çalıştık. Daha ertesi gü- - nü öğleden sonra ağır arsenik yükü - yalpa ile tazyik yaparak Üüst anbarı | çgökertti. Birkaç civata da yerinden oynadığı için gemi su yapmağa başla- dı. Yeniden istif yapmak için koştuk. — Fıçılarm birçoğu kırılmıştı. Tekrar — fiıçılara doldurmağa çalıştığımız arse- » niğin bizim için nasıl bir tehlike oldu- ğünün bilmeden canımız dişimizde çabaladık. Bu yüzden birkaç gün son- — Ta vücudumuz yaralarla doldu. — Gemi baştan gittikçe suya gömül- n mekteydi. Endişelerimiz arttı. Maran- “ goz sondaj yaptı: — Üğç kadem su var! TACHŞİN K Güete —a l Oi <a gll .,—*.fı——ı.—.....*“—.ı geri J_A-A sire —rfm üthiş bir dalga güverteyi silip süpürdü, Iİti tayfa ile aşçı denize gitti. Birisinin fası parçalandı, benim de bacağım kırıldı “ BSüvari bunun Üzerine emir verdi: îf.j' — Tulumba basına! Ko Saatlerce bilâ- | — B “ fasıla tulumba ba f/ 7 _ sarak — ambarlar- J/ — daki suyu boşalt- f j maya - çabaladık. (| - Lâkin su azalmak 6 - göyle dursun bi - Bir lâkis gçoğalmakta N idi, 'Ş ğ'_y_ -Her şeyi göze #j — alarak uzun müd- ! det tahammül et- f — mek icap ettiği zaman — gemici - ler “dayan ispir -« $ | toya!,, .derler. Biz Bi —— de mütemadiyen N ispizto — içiyor - Ha Bir aralık büyük bir dalga güver- — te üzerinden geçti. Ayaklarmı ocağa | dayayıp ısıtmağa çalışarak bir yan - 4 " dan bize kahve hazırlamakta olan | ahçı bü dalgayla denize süprüldü: — kuzinası, kömür kovası da beraber... . Zavallı can hevliyle kozinanm ayakla- O Tn kavramiıştı, lâkin dalga kuzinayı o gürükleyince adamcağız bağıra çağı- - ra denize gitti. Yardım etmemiz, hele | kurtarmamız imkânsızdı. Kendi hali- _1 ne terkettik. — gmaydık. Maddeten mahvoölmüştük: —bu feci manzara —maneviyatımızı da - mahvetti. Tulumba basmak neye ya- " rar? Ambarlardaki suyun hakkmdan ai /| gelemiyorduk ki.. Nasıl olsa ölecek ol- |— duktan sonra ne diye Üstelik kendi- ' mize bu işkenceyi yapalrm? Artık is- | pirto da para etmez olmuştu; ispirto | doğ'n,nd'tyığı!gıoktulumbabaaa— - | 's;-'-—# dAar li ” ı_a_; L e ; ni a 1 aa" cak halimiz kalmamıştı. Kaptan tehlikeyi kavrıyarak elinde bir zıpkın üzerimize dü: — Tulumbayı birakırsanız bununla karımlarmızı deşerim! Tam bu sırada kıctan birisi bağır- dı: — Dalga geliyor, dikkat! Biz ambarda tulumba başında oldü- ğumuz için bir gey görmedik, fakat dalganın müthiş gürültüsünü işittik. Acemi tayfalardan altısı sürüklendi, gitti, bir tanesi de direğin tel halat - ftan çarmıhlarına çarparak bir kolu koptu, ikinci bir dalgada İse — denize süprüldü. Bir başkasmın kafası par- çalandı. Bu arada ben de felâketten hissemi aldım. Güverteye çıkar çıkmaz bir dalga beni kaptığı gibi kırık bir direk le tulumbanın dişlileri arasına itti, Sezarea yeıkenlm bacağım kırıldı. Direk parçası sıkıştığı için ayağımı çekip çıkaramı- yordum. İkinci kaptan imdadıma ye- tişti, bir manivelâ ile dişliyi kaldıra- iyice rak bacağımı kurtardılar. Süvarinin emriyle yemek salonuna nakledildim. Kundurayı kesip çıkardılar. Kaptan bacağımı dikkatle muayene etti, son- râ; — Dokuz adam kaybettik, dedi, bu kadar kurban yeter! Bacağımın etrafıma ucunu bir ma- karadan geçirerek ilmikli bir halat sardı, diğer ucunu da büfeye bağladı. Sonra ikinci ile marangoza emretti. — Yavaş yavaş çekin! Kırk yıllık çikıkçıymış gibi ameli- yata nezaret ederek bacağımı böyle bir müddet çektirdikten sonra: — Tamam! dedi, bacak şimdi yeri- ne oturdu. ( Devamı var ) 'İ.I(ADIIII.A BENiİ HISSİ Roman g Nakleden: Hatıce Süreyya —ei v Sabırsızlığına, sön derece acele et- /| Mesine rağfmen aynada bir kere kendi- y |ne bakmaktan nefsini alamadı. Kulak- öt “Jarr hâlâ penbe penbe, yüzü al aldı.. — Saçlarında altm yaldızı gibi dalgalar ;?ı_;_ uçuşuüyordu.. Emin oldü ki, fena de- | gildir ve İsmetin hoşuna gidecektir. — — İsmetciğim! Canımm içi! Geldin - demek? Kollarını açtı.. : Artık buna hakkı var. Ve artık hiç | bir endişeleri kalmamıştır. İsmet geldi | ı'ı işte. Dün onu o kadar üzen, saadetle- — Tini tehdit eden korkular hep zail ol- Fakat... D İsmet, açılan bu kollar arasma ken- — dini büyük bir heyecanla atmadı. Oda- — nm ortasında, câmit, duruyor... Eldi- , — venli elini âşıkma uzattı. Sırtında yeni bir seyahat elbisesi vardı. Başmda kü- çük bir bere.. Haline pek örijinal bir şekil veriyor. Gözleri kırmızı da değil; heyecanlar da aksetmiyor içlerinde.. Yüzü hafifce pudralı.. — Bonjüur, Murad.. Delikanlı, yaralanmış gibi durdu. Fakat, bütün coşkunluğile yine İz- metin üzerine atıldı.. Hayır, hayır.. Bu soğuk karşılamaya tahammülü yoktu.. Dudaklarını aradı.. İsmet, bir an tereddütten sonra: — Evet, gülünç halleri yok değildir. Fakat, ivi tarafarı da var. O da, akra- ba olmaları.. İnsana, en fena zamanım- da Hiızir gibi yetişiyorlar. Murad, saşırdı: — A.. Pardon... Demek ki bilmediğim yeni vaziyetler var?.. benim -T >Ye ışıklar içinde piril pıril yanmakta Kapiten Benet, muzaffer Türk vatanına yvyenmi Dİir kundak hazırlıyordu. Bu onun artık son kozu Ben ses çıkarmadan herifleri tökrar saydım ve Benete tekmil haberini ver- dim. Kapiten o zaman yagona sıçradı ve bize: — Olrayt! Siz artık aşağıya ininiz!,, dedi. Baş çavuş yere atladı. Arkasından ben inmek üzere iken Benet omuzuma dokundu. Bu strada kompartımanın lâmbaları da yakılmış bulunduğu için birbirimizin yüzünü görüyorduk. Casus zabitin yüzünde şeytani bir tebessüm dolaşıyordu. Elini büyük bir samimiyet- le bana uzattı: — Bugün sizi yorduk. Teşekkür ede- rim, — Vazifemi yapıyorum, — Bu sizin için bir vazife değildi. — Maiyetinde bulunduğum âmirlerin emirlerini yapmak vazifemdir. — Fakat bu sizin için hayli sıkıntılı hir vazife oldu. — Hangi iş kolaydır ki Kapiten? — Çok zekisiniz. Size tekrar teşekkür lerim, Allaha temarladık, — Ne o, siz dönmiyor musunuz? — Ben döstlarımızı Türk toprakları- un dışına kadar selâmetlemek istiyo- rüm, — Güle güle! Diyerek vagondan aşağıya atladım. Asabiyetten tir tir titriyordum. İşin bu tarafı dâ aklıma gelmemişti. Ben şaşkın şaşkın baakrken Benet gülerek ilerledi. olan Tokantalı Vapona peçti. — Maksadı aşikâr idi: Hainlere, fesat ve riya kumkumalarına son direktifle- rini verecekti. Onlara son zehirlerini dağıtacaktı. Kapiten Benet, — muzaffer Türk vatanına yeni bir kundak hazırlı- yordu. Bu onun artık son közu idi. Onu da öynüyordu, Ya kazanacaktı, yahut da bütürn taraftarlarile birlikte kafasını hakikatın sert kayasrına çarpacaktı. Ne- tekim öyle oldu. Ben bu acı düşünceler içinde iken üçüncü kampana çaldı, Biraz sonra ka- tar hareket etti. Önümde bir hailenin perdesi kapanıyordu. Gözlerim vagonla- ra dalmış yağmur altında öylece duru- yorum, Şuursuz bir halde nazarlarımla gittikçe uzanan treni takip ediyoryum. Nihayet o üzakta bir dönemeci dönerek gözden kayboluyor. Bu strada omuzu- ma' bir el dokunuyor. Başımı çevirip ba- kıyorum, Baş çavuş Rayt tuhaf tuhaf gülüyor: — İnsan dostlarından ayrılınca mü- teessir olur. ÖOlmaz değil ama sen nere- de ise ağlayacaksın? Kadım, delikanlıya, gene iki elini u- zattı. Müuradğ, bu iki #”, ucmasından ve e- bediyyen uzaklaşıp gitmesinden korku lan kuşlar gibi, sım&rki tuttu, Keder, kalbini burkultuyordu. Dün nasıl sev- gilisini kendisine yabancı hissiediyor- sa, bugün ayni tahassüslere kapılıyor- du. Lâkin, İsmet, dün ağlıyordu. Da- ha âciz; hayata daha yakmdı. Bü- günse, sakin.... Gözleri, sevimli bir tebessümle gülümsüyor; fakat, Mura- dın başı üzerinden başka ufuklara bakıyor... Öyleyse niçin bu derece şıklaşmış güzelleşmiş de sanki azabını deşmek için yanma gelmiş? Biraz yorgun, biraz örselenmiş bir hâli var... Buün- lar, onu caziplestiriyor. Kalbi daha derin, daha sıcak bir İsmet olup çıkı- vermiş.., Berbere gitmiş, masaj yap- tırmış, boyanmış... Hem de ne itina i- le.: Kokular da sürünmüş... Lâkin... Murad, bunun farkına vararak fe- nalaştı: Chypre değil.. Yeni, biberli, uçuşan bir koku... A- Kendimi topliıyorum: — Müteessir filan değilim yahu, nı reden çıkardın bunu? — Benden saklama! Yakında başka bir yerde sen de onlara kavuşursun. — Bu da nedir? — Bu gidişle senin de İstanbulda dur man doğru değil! — Haydi gidelim, Baş çavuş koluma girdi. İstasyondan çıktık. Ve biraz ötede bizi bekliyen oto- mobile bindik, İngiliz polisleri de arka- ya atladılar. Kafilemiz yine eskisi gibi yalnız Benet ile diğer mülteciler hariç olduğu halde Yeşilköyden şehre gitmek üzere hareket etti. Krokere döndüğümüz zaman beni sa- bırsızlıkla beklediği anlaşılan - Kolonel Ballara işimizi hiçbir hadise olmadan sükünetle gördüğümüzü ve misafirlerin Yeşilköyden trenle hareket ettiklerini Kapiten Benetin de hududa kadar ken- dilerine refakat etmekte olduğunu an- lattım. — Ee, yükün bir tanesini attık. Şimdi rahat bir nefes alabiliriz, dedi, Sonra birden hatırlamış gibi: — AÂz daha sana söylemeyi unutuyor- | dum, Yarın anneni mutlaka buraya nak- letmeli, sen de burada kalmalısin. Çün- kü şehirde hadiseler gittikçe fazlalaşı- yor. Âdeta tehlike baş gösterdi. Halkın bu taşkınlığı karşısında cesaret filân pa- ra etmez, dedi. K LA li pi İek Ci Evvelce esasen bu teklifi kabul etmiş bulunduğum cihetle kısaca şu cevabı verdim: — Alâkanıza teşekklir ederim, Müsa- ade ederseniz, bu gece eve giderek ha- zırlanayım * — Git, fakat çok ihtiyatlr davran. — Merak etmeyiniz! — GÖece geç vakitlere kadar sokaklar- da kalma! — Kalmam. Kölonel Balların bana karşı gösterdi- ği bu alâka beni çok mütehassis etmiş- ti Odama döndüğüm zaman hep bünü düşünüyordum. Şu ihtiyar askeri üç senedenberi alda tıyordum. Eğer bu meşrüu bir maksat uğruna yapılmış bir hareket olmamış olsaydı bu şefkati karşısında büyük bir vicdan azabı duyacaktım, Odanın içinde bir aşağı bir yukarı do- lasryorum. Şimdi ne yapmalı? Bir aralık elimi kilot pantalonumün ön ceplerine sokuyorüm, Sağ elim ctebimde küçlik bir deftere ilişiyor, Çıkarıyorum., Mahut Tahsinin çantasmdan düşen ve benim . e — Z ae e aa e erame eZ ralarında bir mani gibi set teşkil edi- YOr... — Otur bakayım buraya... Tam kar şıma geç... Fakat dur, o koltuğa de- gil... Ezeceksin paketlerimi! Dönüp baktı ve bir sürü kücük kü- çük paketlerin koltuğa korulmuş ol - duğunu gördü. Renk renl beyaz, pem be, mavi paketler... Hepsi de yaldızlı sicimlerle bağlanmış! — Hediyeler aldım... Sen fikrini söyle bakayım. İyi intihan edebilmişz mivim? Çünkü erkek esyasımndan pek o kadar anlamam. Dünkü mektup meselesine dair £- lân tek lâf etmiyor. Halbuki, bu mek: tunla, hayatları pek yeni bir sahaya girmiş değil miydi? Zavallı Müurad, bu vaziyet karsınmda söyl'yecek tek göz bulamıyordu. Perisan olmustu bi« câre! — Kuzum, bu aldığım esya arasında hoğa gitmivecek bir $şey varsa heme" söyle de ona göre davranavım! Bere- ber wider de$“intiririz. Büu 'isleri der - hal bitirmezsem ssera vaktim olmi - yacak, Zarif küçük paketleri, çabucak gçöz- d 4A ddt İ Çel el çabukluğile cebime attığım * i. İlk sayfasını açarak şöylü yE? zezditiyorum. Hayret! Evet #7 | ret edilecek bir şey,, Beni haj g tin anlatılmaz hislerine bnğl“ satır gözüme çarpıyor: ; '* Müdüriyetteki İngiliz muhiP"" Müdüriyetteki, yani polis tindeki İngiliz muhipleri.. Anadoluya, Kemalistlere, millf kalkınmaya muhalefet &07 ni, bütün Türk milletinin dÜT Satırları helecanla takip © Okudukça hayret ve'sevincimi A Gözlerimle satırları takip edeft ' sinin polis müdürü bulunduğ! 4 orada vücuda getirdiği İngiliğ ri teşkilâtını, bu teşkilâtın bü “"_ y nı, mensuplarını ve onların V" ıı'î! A birer birer öğreniyorum. Bunlt'! çoğu bilinmiyordu. Birçoğu giğ tr. | Bu küçük defter ise, işte B "E renç hakikatları önüme seriyt'” bey daima şikâyet ederdi. — Bütün gayretime ve büt | tima rağmen şu Tahsin hainift” ğu şebekenin bütün cfradını — çıkaramadım. Bu sebenle polif yetini bu menhus heriflerden miyorum. diyordu. ; Şimdi, ben, bu küçük def larını çevirdikçe onlarm isi “Aylpur ulu.ı]ıblıî_' vi ut Elimdeki vesikarın k ymdÖ Defterde yalnız teşkilât ve # | hakkında değil, onların yapt | buna karşılık aldıkları mü f" ı kında da notlarla bulunuyof Defterde isimleri yazılnı!! çoğunu tanıryordum. Bunlarif okudukça hayretler içinde | Çünkü benim yaln,z benim ğeln i| larının ötedenberi millici © ğı birçok kimseler de butlâ’ muhipleri teşkilâtında vazift Ü) rak gösteriliyordu. Bu, bir — Çünkü Tahsinin mahrem n0 hiçbir zaman bu deftetin beli” adamın eline geçeceğini bunları yazmıştı. Demek ki içimizden aldatanlar da var kıf olduğum zaman kaçan © ” | tür dösyalarını ne diye almâ f pişman oldum. Alabilir mi i6 " de bir tesebbüs bana kıame"' müuvaffakiyet temin ede I! dü. Birtakım İpekli, Y“”“İJ vatlar, ipek boyun atkllnşw yününden büyük atkılar, venler... İsmet, bu eşya karşlıîgı heyecan duyuyordu ki, leşiyordu. D y — Güzel şeyler, değil ge yî' olur mu dersin? Bunlîî;;d şamları için. Bu &£ buluyorsun ? ı Murad, parmaklarıni di ga karşı tutarak baktl. —İyi! Çok güzel! * dalgın söylendi. “Ne Velevki fena ölm zife? Zile bastı. Fırde*“"*i paketi yeniden yapnm İsmet, nezaketle, Hi — Hepımı beraber - diye tenbih etti: larım kapandı. Bunu, yacağım, Mürad, kekeledi! ' —— Bavulların kıP”'( B“”“’f mi? Pdke