' BON PostTa —— —— âyesi 8 Sizlerden iyi olmasın, bir hokkabaz ah- babım vardır. Bu zat, ikide birde beni e- vine davet eder, gel de, sana oyunlarımı göstereyim der. Ha, filânla, işi savsakla - rım, Bir de fena bir âdetim vardır. Hu - yum kurusun. Geceleri, yatarken - ayıb- dır söylemesi - hava alsınlar diye çorap- larımı karyolanın demirine asarım. bir sabah, deliksiz bir uykudan sonra u- yandım. Tembel tembel bir iki defa ge - rindim. Yallah!.. diye yataktan fırlıyaca- | ğım sırada, bir de ne göreyim: Çorabımın teki, demirden doğrulup, bir lord gibi a - ğır ağır, yürümeğe başlamasın mı?.. Cin- ler mi çarptı, nedir, dedim, hayırdır İn- şallah.. gözlerimi oğuşturdum. Vallah, bil- lâh yalan değil. Şakası makası yok. Ço- rab dev gibi sallana sallana geliyor. Gel- di, geldi. Göğsümde durdu. Koncunun ba- şını öyle bir kırış kırdı ki, muaşeret usul- lerini ben bilirim, diyen yanında sıfır ka- lır. Sonra, şöyle bir yayvanladı. Kucağı- ma balmumu ile mühürlü bir mektub, bir Hind yumurtası, yakut taşlı bir kravat iğ- nesi, şekerli elma, bir de muhtıra defteri boşalttı. Bunları bizim ahbabın gönder - diğini anladım. Mektubda da beni evine çağırıyordu. Hokkabaz arkadaş büyü mü yaptı ne - dir, duramadım, kalktım, giyindim. Ka- pıyı arkadaşımın cini Abdülmakkar açtı. İçeri girdim. Otel uşakları gibi üniforma giymiş olan Abdülmakkar bir metre ö - temde durduğu halde, ellerini uzattı, şap- | kamı, pardesümü aldı. Üstünde askı çöpü namiına bir şey bulunmıyan duvara astı. Arkadaşımın odasına girince, şaşırdım kaldım. Ortada bir mangal vardı. Man - galın üstüne de - yalan söylüyorsam gö- züm çıksın - kanadlı bir ejder tünemişti. Tüylerim diken diken oldu, Arkadaşım beni teskin etti. Ve sözüne devamla: — Öğle yemeğini Javada yeriz. Yalnız ondan evvel dışarıda görülecek bir işim var. Sen de gelirsen ziyadesile memnun olurum, dedi. Hiç böyle bir fırsatı kaçı - rır mıyım, cevabımı yapıştırdım: — Elbette gelirim. — ©O halde evvelâ görünmez bir hale gelmelisin. Bunu da burada tecrübe et. Zira ilkin insan bir tuhaf olur. Şu karan- lık şapkasını başına geçir. Bir iki kere 0- dada dolaş."Yere bakarsan, başın döner. Müvazeneni kaybedecek gibi olunca, dik gözlerini ileriye... dedi ve bana mevlüd - lerde verilen şeker külâhlarını andıran , Bivri tepeli, simsiyah bir külâh uzattı. Bu garib serpuş ne sertti, ne yumuşak. Ne kumaştandı, ne de kâğıddan.. lâstik gibi bir şeydi. Her ne hal ise, külâhı kafama geçirir, geçirmez, kendimde bir tuhaflık hissediyordum. Birden, burnumun ikileştiğini, uzandığı- nı, âdeta patlıcanı andırdığını görür gibi | oldum. Derken bu çifte burnum da sır ol- du. Sol gözümle daha iyi göreyim diye sağ gözümü kapadım. Bu sefer hiç bir şey göremedim. Tekrar açtım. Etrafıma ba - ——— — İşte|mek — istediğin kollarım kayboldu,| (Hokkabazın dostu anlatıyor) kındım, gövdemi, bacaklarımı koydunsa bul.. derken yüreğim ezilmeğe, gözleri.n kararmıya başladı. Görünmiyen sağ elim- le masayı yakaladım. Kendimi şöyle bir tarttım. Ve tabii bir insan gibi yürüme - ğe başladım. Hokkabaz dostum, sokağa çıkarken, şapkayı cebine koy. Görünme- vakit külâhı — giy - din mi, hiç korkma, lâhzada sırrolup gidersin, dedi. Koridora çıktık, şapkamla pardesüm oldukları çivisiz yerden uçarak başıma kondu, sırtıma geçti. Kendimizi caddede bulunca külâhı ba- şıma geçirdim ve dostumun tabirile eruh- lara karıştım». O da, o zamana kadar far- ketmediğim iki saplı şemsiyesinin ucunu kendisine doğru çevirdi. Saniyesinde hem kendisi, hem de şemsiyesi kayboldu. Yalnız şemsiyesinin ucu, küt diye yere düştü, doğruldu, kalabalık caddede bir kuş gibi sekmeğe başladı. Dostum: Şurada bir köpek var. Şirret bir şey. Gelip geçeni ısırıyor. Uslandır - mak lâzım, Haydi arkamdan gel de bah- çeye girelim. Yalnız arkandan kapıyı ka- pamayı ihmal etme. Sonra, ikimizi de ısır mıya kalkışırsa mâni olma.. merak etme ısıramaz.. dedi.. Bahçeye girdik. Aygır gi- bi bir köpek hırlıya hırlıya üzerimize hü- cum etti. Birden sanki manyatizmalanmış gibi olduğu yerde kaskatı kaldı, ve yavaş yavaş etrafını koklamıya başladı. Derken şemsiyenin ucuna inkilâb etmiş olan das- tumun üzerine doğru koşmıya başladı. Kendisine bir iki adım kalınca, şemsiye- nin ucu yerden bir kaç santim yükseldi ve köpeğin yüzüne doğru ıçinden mor bir duman fışkırdı. Hayvan neye durma- . dı? Ama gözlerinde garib ve ürkek bir ışık parladı. Derken hokkabaz dostumun diz BİR GEZİNTİ Nakleden: İbrahim Hoyi © kapağından aşağı, sol ayağı göründü. Köpek nihayet ısıracak, atılacak bir şey görmüştü. Hemen bu tek bacağa doğru hamle etti, ve mâni olmama vakit bırak- madan, dişlerini geçirdi. Bilirsiniz ki, köpek kızınca, dudakları- nı gerer ve bütün dişleri görünür, Bizim dosta hücum eden hayvanın da fena halde kızdığı muhakkaktı. Ama, arkadaşın ba- cağına geçirdiği dişleri, ete giremedi. Sa- dece, sanki mukavvadan imişler gibi e - Bildi. Bunun üzerine, dostum bana seslendi: — Köpeğin dişlerini kauçuğa döndürdüm. Yalnız arkadaki dört azı' dişine dokun - madım. Hayvancağız hiç olmazsa onlarla ekmek geveliyebilsin.. Bak, bahçe sahibi de geliyor. Şu bacağı gene yok etmeli.. dedi. Birden, köpek havalandı. Ağzı açık ve eğri dişlerile boşlukta debelene debelene kaldı. Sonra sırtüstü yere küt diye düştü. Ve kuyruğunu arka bacaklarına sıkıştı - rarak uluya ulüya uzaklaştı. Bu da hok- kabaz ahbabımın bir başka marifeti idi. Bahçe sahibi, şaşkınlıktan olduğu yer- de kalakalmıştı. Hele biz dışarıya çıkar- ken, kapı mandalının kendi kendine çev- rildiğini, kapının açıldığını, tekrar ka - pandığını görünce, korkusundan ıstav - rozlar çıkardı. Köşeyi döner dönmez de görünmez a- damlıktan çıkarak hakiki kalıbımıza gir- dik. YARINKİ NÜSHAMIZDA: Diriler ve Ölüler Yazan: Mih. Livov Ruscadan çeviren: H. Alaz | İstanbu!, bir yıl zarfında ne kadar meyva İstihlâk etti? Geçen bllmecemizde kazananl 25 birincikânun tarihli bilmecemiz - de kazananları aşağıya yazıyoruz. İstan- bulda bulunan talihlilerin pazartesi, perşembe günleri öğleden sonra hedi- yelerini bizzat idarehanemizden alma- ları lâzımdır. Taşra okuyucularımızın hediyeleri posta ile adreslerine gönde- rilir. Şık bir fotograf albümü Manisa Necatibey ilk okulu 4 ünecü smnıf talebeleri. Bir çay fincanı İstanbul birinei mekteb 1/A dan 49 Azmi. ALBÜM (Son Posta hatıralı) Beyoğlu 11 inci mekteb 5/B den 539 Meh- med, İstanbul Sultanahmed Alemdar cadde- si No. 386 da Ziya, Küçükayasofya Kaleci so- kak No. 1 de Necati Salman, Sultanahmed Kapıağası Hisar sokak No. 69 da Mübeccel Yenen, Malatya lisesi 3/A dan 325 Cemal, Kozlu İlk mektebi sınıf 3 den Melâhat, Elâ- zık Taşmağaza sokak 42 de F. Şengül, Zon - guldak Namık Kemal okulu 160 M. Güllü Birdal. MUHTIRA DEFTERİ (Son Posta markalı) Şehzadebaşı Fethibey caddesi No. 738 de Süreyya, Haseki hastanesi eczacısı Hayri kı- zı Müneyver, Malatya İnönü Uk mektebi 5 den Hadi, Konya gedikli erbaş mektebi ö/2 den 126 M. Conbul, Saraçhanebaşı İtfalye caddesi 24 de Sabiha, Kilis orta mekteb 376 Edib Yazgan, Ankara Ulus okulu 5/E den 697 İlhan Atuk, Kumkapı orta mekteb 689 M. Âli Tuş. MÜREKKEBLİ KALEM (Son Posta markalı) Cumhuriyet kız lisesi 275 H. Gencay, Bur- sa orta mekteb 3/E den 620 Cemil, Antalya lisesi 4/B den 692 Sakıb, İzmit orta mekteb 3/A dan 296 Şükran, İstanbul Cağaloğlu Şe- ref sokak 3 Nihad Özcan, Beyoğlu Kumba- racılar yokuşunda Jozef Karasu. ALOMİNYOM BARDAK (Son Posta markalı) Fatih orta mekteb 215 Bahaeddin Bayrak- tar, dd üncü İlk mekteb 245 Tabende, Ca - Baloğlu Mollafenari sokak 24 de Muzaffer, İstanbulda bir yıl zarfında 3,363,685 ki- lo üzüm, 3,132,248 kilo elme, 2,839,982 ki- lo 'armud, 2,591,130 kilo ayva, 1,973,530 kilo şeftali, 1,382,630 kilo kestane, 1,138,960 kılo kiraz, 656,165 kilo erik, 422,745 kilo çılek, 321,530 kilo vişne, 375,859 kilo zer- dali, 434,465 kilo fındık, 370,360 kilo ce - viz, 499,870 kilo nar, 510,320 kilo kaysı, 52,150 kilo muşmuh 25315 kilo kızılcık, hat anakak a ddirdi Üldmemedi keser. kilo taze incir, 31,441 kilo badem, 15,135 'NEVROZİN Baş, diş, nezle, grip, romatizma ve bütün ağrılarınızı derhal İcatında çünde üç kaşe alınabilir. 18,495 kilo üvez, 51,630 kilo muz, 53,010. kilo ünnab,. 9,410 kilo dut, 7,779 kilo a- Baç çileği, 1,700 kilo iğde ile 27,252,056 a- ded portakal, 23,215,850 aded. limon, 3,219,010 aded mandalin, 65,100 aded! Trabzon hurması, 107,150 aded ağaç ka- vunu, 132,250 aded turunçtan ıbarettır İstanbul 44 üncü mekteb 205 Kıymet, Bü - yük Ayasofya Soğukçeşme yokuşu T de Ak- demir Peyman. KOKULU SABUN (Son Posta markalı) Konyâ gedikli orta okulu 73 M. B. Kiılıç, Bayramiç Milli Zafer mektebi 34 Ayçin Ala- bay. Diyarbakır Fatihpaşa M. Mehmed paşa sokak 44 de Mevlüd, İstanbul erkek lisesi 3/D dan 713 Taceddin, Erenköy Altıntarla Mıi - berra. DİŞ MACUNU İzmit Çukurbağ M. Bahariye caddesi 55 de İsmail Zengin, Payas gümrük —memuru Esad kızı Suna, Kumkapı orta mekteb Sey- feddin, İstanbul erkek lisesi 3/A dan 62 |Ahmed. DİŞ FIRÇASI (Son Posta markalı) İstanbul erkek lisesi 1248 Ferruh, Bakır- köy orta mekteb 1/C den 346 İbrahim Özba- şaran, Konya Babasultan mahallesi öğret- men Osman oöğlü Ahmed Baysal, Gemlik Kaymak mahallesi Yeşil sokak SİÜ | körimesi Semahat, Cağaloğlu Nuru0s caddesi 4 de Sıdıka Özdoğru. a CEB AYNASI (Son Posta hatıralı) y 1 inci mekteb 4/A dan 389 Zeki M" inci ilk mekteb 3/A dan 694 Hayr€Ö'l g Ayasofya Söğükçeşme yokuşu 5 de rem Öz, İstanbul ticaret moktebl İi r!Mıs Abdürrahman, Edirnekapı Üçbtf t1 de Mehmed Kuntkaya, ” YUVARLAK DÜNYA (Son Posta markalı) gi 4 üncü mekteb 255 Süheylâ ÖIM" erkek lisesi 364 Kemal Uyumsal, gz ı:eı:ııııeıı2/naıı=ııı:ııumıım.tıı:ıınıd kek lisesi 3/C den 1163 Muzaffer. BOYA KALEMİ Cağaloğlu Mollafenari sokak 5 de Mt İstanbul kız orta mekteb 129 Nerim9f | tanbul Cağaloğlu Himayeietfal sokak * Metin, İstanbul erkek lisesi 803 NihâĞ KİTAB 44 üncü mekteb 43 Yaşar, xıyıııl sinan okulu 5 den 397 Mahmud Gür . pazarı örta mekteb 216 Fethi Sezer, Fuy bolu berber Ahmed yanında uauud_r * Tophane Örtmealtı sokak 1 de M&t g Ankara Bölge san'at okulu 1/B den *" 4 dai Tuna, Konya gedikli küçük zabit #” | bi 7/£ den Mehmed Özmir, Süleymâ* | iİnci mekteb 592 Fazıl Teziş, İtfalye M? | Kurtuluş apartımanı No. 8 de H. Ferfi kara Genel Kurmay matbaasında #” Sald elile Nurl: B Karabük demircilik fabrikası © | kâtibi M. Emin Özdemir, Foça nuruıi' ; lib kızı Jale, Konya gedikli erbaş * i' 7/1 den K. Cimen, Ankara Baydoğl—“ i î; ' hallesi Andaç sokak 12 de Pakize Ka ya gedikli mektebi 7/2 den 32 Hasln Konya gedikli mektebi 7 den Şerafeddi? mez, Ankara Yeşilağa Oktay sokak !' | nan İzgi, Üsküdar 19 uncu mekteb #7 haeddin, Ankara Hatüniye mahallldl * daç sokak 2 de avcı Tekin, Kayseri C" ] riyet mahallesi Kazancıbaşında polls ıhşJ':' Ç7 -| he | 'nu karşisı 1/3 de Nejad, Ankara Cebe Kİ l_'." desi Bayırdırlık sokak 14 Müuallâ, j yollama memuru teğmen Rıza oğlü Of Çanakkale Yalı caddesi dondurmaci ”' 3 yin elile İsmail, Adana orta mekteb 48 Veysel Güngör, Niğde orta me Vahdi Ertan, Kayseri lisesi 1/A dan SÜ ran, Kırıkkale ilk öokul 141 de İhsan * Ankara Samanpazarı Kurşunlucami . da Aydınlı Çıkmaz sokak 10 da G rum Kadastro posta memüuru Nafiz 0 "_ - cati, Edirne Mimarsinan caddesi 106 | Salim Pişiren, İzmir Gündoğdu Ali Çet ya bulvarı 47 de Mukadder, 16 nci 4/B den Celâl Ütgir, İzmir 3 üncü SuW mahallesi Değirmen sokak 29 da M" Siyas İsmet Battal oğlu Hikmet Battâl şantaşı Ihlamur sokak Sev'an, Park karşısı Safa hamam sokak Nü Keriman, Ankara Akdam mahallesi sokak 15-19 da Saime, İstanbul Gelf 4 orta mekteb 3/A dan 352 Kadri Turüö'y Kadirga 3 üncü mekteb Kemal Dik: S| kara Yeşllağa Oktay sokak 19 da Kf “Son Posta ,, nın edebi romanı: 31 ) Bir Genç Kızın Romanı Fakat Selma bu yerlerin yabancılı - nı ve ilk”dakikaların kararsız şaşkınlı- ğimı ortadan kaldırmağa sebeb olan küçük Nezahate hemen ısındığı için “onu bırakmıyordu. — Yarın sabah valizlerimi açtığım vakit odama gelirsen sana çok güzel şeyler veririm. — Gelirim elbette... Hem ben her sabah senin odana geleceğim artık.. ben seni çok sevdim. Sen oyun oyna - masını bilir misin? Genç kızın gözlerinin önünde geniş bir mermer taşlık yayıldı. Burada ma- vi gözlü babasile top oynadıklarını ha- tırladı. Annesinin öksürüklü kahkaha- ları kulağına geldi. — Eğer oyun oynamazsan bana ma - sal söylesin e mi? — Göreceksin sana ne yeni oyün - lar öğreteceğim, ne güzel masallar an - | latacağım Nezahat! Ama bir şartla; be- “ ni çok, çok seveceksin.' Küçük iki kol boynuma sarıldı: — BSeni çok sevecegım menekşe göz- 'abla. Muazzez Tahsin Berkand İşte Selma İzmirden geldiği gün böy- le sevimli bir muhite düşmüştü. Rüz- gârlara kapılarak diyar diyar dolaşan zavallı bir kuşun sıcak bir yuvaya düş- mesi gibi... Ayşe hanım, Saffet bey ve küçük Ne- izahat onun etrafında yabancılığını ta- mamile unutturacak kadar samimi ve candan bir aile halkası çevirmişlerdi. İstanbula geldikten bir kaç gün sonra, burada doğmuş ve büyümüş gibi kendi- sini onlara yakın hissediyordu. İlk günlerin telâşı, karışıklığı du - rulunca halasına şu mektubu gönder- di: «Sevgili, müşfik halacığım, « Size ne kadar ve nasıl teşekkür e- deceğimi, size karşı olan minnettarlı - ğimi nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. Sanıyorum ki bundan sonra bütün öm- rümü size hasretsem gene şükran bor- cumu ödemek kabil olamıyacaktır. Öy- le mes'udum ki hala, kızınızı yerlerden alarak göklere kadar yükselttiniz der - sem mübalâga etmediğime inanınız. Bılmem kı bu buyuk saadete lâyik ol- 'i 5 Ş ümene! e İ7 , — Üa ı_ | görürse fena halde üzülüyor. Her sabah mak için ne yapmıştun’ Bazı geceler, birbiri arkasından geçen bu tatlı saat- Jeri düşününce içime bir korku düşü - yor: «Kabil değil bu böyle devam ede- mez; bir gün mutlaka uyanarak bu ha- yatın bir rüya olduğunu anlıyacağım ve acı hakikatlerle karşı karşıya kala - rak hırpalanacağım.» diyorum. Bu kor- kunun yersiz olduğunu ve bu saadetin sürekli olacağını bana tekrar ediniz ha- lacığım, buna ne kadar muhtac olduğu- mu bilemezsiniz. Siz dostlarınızın Sultanahmeddeki ev- lerini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız durmadan geliniz. Hem siz bu güzel evi görürsünüz, hem de ben çok sevdiğim SİZİ. Denize bakan küçük mavi bir odam var. Sabahları balkondan güneşin do - ğuşunu seyrediyorum. (Kızıl ışıklarıni mavi karyolamla, mavi dolabımın üs - tünde oynaşarak duvarlara yayılması öyle güzel bir manzara oluyor ki... Şafağın ilk renkleri yavaş yavaş dur- günlaşmıya, kaybolmıya — başlayınca tekrar yatağıma giriyorum, çünkü kü- çük Nezahat pembe gece gömleği, çıp- lak pembe ayaklarile yatağından fır - layıb odama geldiği vakit beni ayakta onunla bir saat kadar koyun koyuna yatarak sevişmez ve konuşmazsak işi- miz rast gitmez. O bir saat içinde Ne - şeyi anlatıyor, evde ve sokakta geçen mühim vak'aları birbirine karıştırarak gözümün önüne sermeğe çalışıyor. Ben de gözlerim kapalı, uyku ile uyanıklık arasında gidib gelerek onu dinliyorum. Nezahatin geyezelikleri bittikten son- ra ikimiz birlikte kahvaltı ediyoruz. Sonra ben iki saat piyano çalışıyorum. (Evvelisi gün Sadeddin bey beni Bey- uğluna götürdü. Piyanomu kendim se - Çib aldım. Sesi öyle tatlı ki işitseniz ba- yılırsınız halacığım. Bu hediye için de size teşekkür ederim.) Öğleden sonra Ayşe hanım (yüzüne karşı ona teyze diyorum) Nezahati ve beni gezdiriyor, bana yavaş yavaş güzel İstanbulu “tanıtmıya çalışıyor. Bazı günler de Sadeddin beyle çıkıyoruz. Geçen gün Babiâlideki kitabcılardan birine gittik. Sadeddin bey bir aydan beri onunla müzakerede imiş; ben ka - rarın sonuna yetiştim: Fikri efendi kendi dükkânını kapıyarak benimle beraber çalışacak. Sadeddin bey karşı- sındakine inanç veren sesile ikimize birden hitab etti: Anlaşıldı ya Fikri efendi, kitabcılı - EBın «iş» kısmile siz uğraşacaksınız. Sel- ma hanımla müzakereden sonra alına- cak, satılacak şeyleri kararlaştıracak - sınız. Sizin namus ve işgüzarlığınıza emniyetimiz vardır; fakat asıl idare Selma hanımın elinde olacaktır. Kasa- zahat bana bir gun evvel olan biten her )n ğ Tei mm **:.4_". .ıw' Hdiğüasl AA LİRİ eei S A "," v 'e Ve D okuma salonunu © idare edecektif bize tecrübenizle yardım ede Bu sözlerden sonra üçümüz Divanyolunda Sadeddin beyin bul'ç dükkâna gittik. Ben kütübhaneyi oğlu tarafında açmak istediğim * gene burasını çok beğendim halatif | Geniş bir kütübhane ve arkada &j geniş ve ferah bir okuma salonu yâF ”İıy ya müsaid bir yer. (a Burasının hazırlanmasına Fikri © .| di nezaret edecek ve her şey hazi' .| nıb sıra döşetmiye ve süslemeğe * lince bana haber verecektir. —— i Sadeddin bey benim için bir iş fL mı değil, tam manasile bir ağab'y Her şeyimle öyle alâkadar oluî'şî' İ görseniz... Kendimi bir çocuk nun hımayesme bırakmaktan bef 4 âdeta zevk duyuyorum, Yalnız '_"' teferrüata aid şeylerde aramızda © Lk çıkıyor. Meselâ ben daha ilk * nuştuğumuz zaman lı:utul:)haneı'ıllı oğlu tarafında açılmasını istemi i' itiraz etti. l — Sizin için bunun ne ehvıem“l olur? diye soracak oldum. Kaşlarını çattı, uzun uzun dlişv dükten sonra bana cevab verdi: | — Ben İstanbulda Dıvanyolun. ş mağaza arayıb bulmak için emir * kızım. ' L da o ommcak, satıcılara o emredecek — Arkası var ©