20 Ekim 1942 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 2

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HAFTA SOHEBE TI Tamburacı Gsman Pehlivan Bnı meşhurlar gibi — Hatır için — Halkeylerinde ve dost toplantıların. — İIk könser — “böyte yerlerde güme gider evlât! — Çifte sofiyan — Pegrevîer saz semalleri Ççember usulü — Ahmet Rasimin evinde — Papa, zın bağı — Ulunayın bir hatirası — Silivrili İzzet ve Karasmin — Sanat için aşk lâzım mı? — Aşk ganatı besler mi? — Aşkta derece — Oturak, perde âlemleri gibi — baş örtülü erkek! Yazan: Münir Saleyman Çapanoğlu ' koşmişti. Çaylarmı içtiler. Osman Fehiiyan elindeki torbadan bir *bağlama" çıkardı. Bana hitaben: “— Nasıl olsa bir şey çalmaklır Bimı istiyeceksin, İyisimi sen söye lemeden ben çalaym, “— Ne çalacaksın? dedim, “Silivrili İzzet: — Abe Osman Ağa be! dedi, | Neydi o bize gectiğin bava? Te ©- nu çalalrm, “Osman Pehlivan, bağlamada ' ANBURACI Osman Pehlivan kendi ayarında bazı meşhur ların yaptıkları gibi, piyasada si. rekli bir şekilde saz çalıp o nefis ve barikulâde halk türkülerini ©- * kumadı, | Gazinolarda, şurada hurada öm. rünün içinde aâncak birkaç ay, — da fasılalarle— çalıp okudu. Bu çalmalarının çoğua da, eski bir — İerakârın, bir ses sanatkârının, — kendi menfaatine verdiği bir ge. teye rastlamış, Osman Phlivan | bemen bir rast gösterdi. Ve Tast böyle geçelerde saz heyetlerinin | makamından “seyreyle o billür — grasma hatir için girmiştir. bedeni” diye başlıyan meşhur besteyi okudu, Hele İzzetle Emi- Osman Pehliyan, halktan işitti. nin gayet edalı tavırla usu) vura: — Bi, Anadolu töylerinde, Rumeli ka sabalarında öğrendiği milli hava> | tak: ları ,özlü türküleri, halkevlerinde, —— ÂAh yele lel lel yele le le İç dost ve arkadaş dâavetlerinde ça - | h MN! Diye terennümünü okumaları, dinlemeden ziyade seyrine doyum olmaz bir manzaraydı.” £ * & O, tercihan içli şeyler çıhrdı Elenı de coşarak,, Fakat buna rağ. men fendisi çok şendi, neşeliydi. Yüzünden tebessüm, ağzından kah kaha eksik olmazdı. Konuşurken ona sormuştum: — Çalarken coşuyorsun, — ka- bıma sığamıyorsun, Fakat içinden de coşuyor musun?,, Pala bıyıklarını düzeltti, içinde biraz serzendis sezilen bir seşle: “—— Asıl coşkunluk, iç coşkun. luğudur, dedi, İnsan İçinden coş” mazsa, nasıl çalar? — Nasıl iyi bir Şey yaratır? Ben coşmadan calı , mam ki,., Sazımı -elime aldım mı içim kaynar... Akşamın hulyalı saatlarından şabahın o güzel ala- ta vaktine kadar çalıp okusam bıkmam! İçimdeki sanat ateşj coş. turur beni!.. — Aşksız sanat olur mu?,, Bu ateşi körükliyecek, sündürmiyecek hır kudret, bir kuvvet Tâzım değil .. Meselâ kâdlın âskı!., — — Haklısın evlât!., Sanat için mutlaka aşk lâzımdır, Sanata kar” | şı beslenilen aşk kadar, bir de ka. dm aşkı,., Benim fikrim şu: Ka dınsız bir şey yapılamaz. Sınat ilerlemez onsuz ve aşksız! Gülme, bu yaşlı, ihtiyar baba dostunla a. lay etme de, kulağına söyliyeyim: Yanımda kadın olmadığı zaman, ben baska türlü calar, başka türlü söylerim, Söyleyip çaldığım şevier biraz yavanca olur, Kadınım sanat üÜzerinde tesiri başkadır vessetâim... Sazda, şiirde, resimde ve benzerlerinde kadın askıma lüzüm vardır. Aşk bunları bestler, büyütür, Sıhhat ve neşe M Faut fazlası zararlıdır. Der lpeceyi aştı mı, iş kölüye Sarar, sa. 'nat, aşkın ayakldarı altında enilir. “Sana bu iSe dajr bir vaka am- datayınm: Bir arkadaşım vardı: Hasan, Zaman zaman, Kozyatağın lıp okurdu, Bu güzel havalara, tan burasmdan çıkardığı eşsiz nağme. lerj eklerdi, O, çok zaman, radiyo- dâ çaldı okudu. Ve hatırımda kal dığina göre, jik koönserini Beyazıt. ta Halkevinde verdi. Rahmetli, umumi yerlerde, içki- $ gazinolarda saz çalmaktan hiç | boşlanmazdı,. Bunun sebebi de, gü- h Zel halk eserlerinin dinlenmiyece | ğine, kanidi, Derdi ki: | — Kalabalık yerlerde sesler ?r güme gider, Her kafadan bir ses | Çıkar, kimse zevkine varmaz bu ne” © Tis eserlerin.., Halbukj Halkevle . | — Tinde, radyoda böyle mi ya?, Halk, şöyle üc beş kişilik dast saf- o ralarında... Böyle yerlerde insan hazla, alâka ile dinler, O zaman -- çalan da, okuyan da zevk duyar, neşelenir... İşte, ben, bu sebepten, ralacağım seylerin güme gideceği- ne emin olduğum için böyle ver - lerde çalıp okumak istemem, Hal buki ne kadar israr edenler var.” Hakiküaten de öyle idi, Birçok pakronlar, çalgılı gazino ri | Kca ettikleri bülde, Teddiimişti. Bunlarm teklillerini niçin kabul etmediğin; sorduğum zaman şi vevabı vermişti: “— Memleketin bütün büyük mdamları, beni tanır, Sonra, saz meraklısı dostlarım pek çoktur, Bunlar beni sofralarından eksik etmezler, her zaman cağırızlar, davet ederler, muhabbetleri benim itin kâfi, Yılda birkaç kere de kon Ber veririm, radyoda çalar aku « rom, Geçinir gidarim, Bundan zon- rasr can sağlığı, daha ne İstiyecer ğim,” ’, Ş b * * & SMAN Pehlivan, yalnız ka., şık hayaları, bozlaklar, Tu. — ma türküleri, destanlar, harman- Galı zeybek, Erzurum mayaları ça - Tp okumaz, Osmanlı. Tansikisinin en güzel esterlerini de okmr ve ça. dardı. — (Çiftesofiyan)ı bilir, (piş.: rev)ler, (saz semaflen) çalar, — *bicazdan: K > z (daki evinde toplamırdık - Bir tara Bilsen ne belâ geçti şu biçare 'ten çalar, okur, bir taraftan d&' , serimden |'rakılarmızı wdumlarük Aramız. Raat'tan: —— 'da, kadımnlar 'da bulunurda, Kon” Meyi 1â'liyle dil mestane olsun | yuda (oturak), Ankarada “ekles. Uşgak'tan: me” Trabzon ve Karadeniz kıyıla- Ruhum musun ey ruhu safask ı'mdı “Kız oynatma”, Kastamonu batişi cenanın | da *perde,, dedikleri eğlencelerin MII Teapmda toplantılar yapar, « L a ulx—' Talip yok ! Fen ve edebiyat fakülteleri binalarile büyük tılebe yurdu binası İnşaatını kimse üzerine almadiı İstanbul yüksek tahsil gençliği için yaptırdacak ve vakit — Beçir « meden hemen inşasına başlanma &I muükâarrer olan iki büyük bina- nın inşast işine bir talip çıkmama sı alâkadar ları düşündün mektedir. Bu binalardan birisi beş milyon lira'ık kadar umumi bir inşaat masrafı olacak fen ve ede biyat fakülteleri binaları ile di “ Beri Şehzadebaşında yapılacak ve iki milyon liraya mal olacak parti kız ve erkek talehe yurtları bina- larıdır, Bu büyük inşaat işlerinin tama. mina talip çıkması mümkün olu' mıyacağı anlaşıldığından — inşaat işleri kısımlara ayrılarak ihale ©- dilmek istenilmiş fakat bu şekil » e dahi esaslı bir talip ile karşılaş- mak mümkün olmamıştır. Malzemerin muntazam ve ko | laylıkla bulunamaması işçı mese" lesi ve sajr bazı hususlar uzun Bir inşaat devresine ihtiyaç gös « teren bu işlere kolay —müteahhit bulunmamasınm başlıca sehebi « Yerinde bir karar Ticaret odası aşevlerine 200 bin lira veriyor Gecen cuma günü Ticaret Oda. sı riyaset divanı ile idare heye" ti toplanarak Kızılay tarafından açılacak olan aşevlerine — varidat fazlalarından iki yüz bin Hranm tahsisini kararlaştırmıştır. Keyfi- yet, Ticaret Vekületine bildirilmiş tir, Tüccarm bu işe nakden aynen istiraki için de ayrıca teşebhüslear yapılacaktır, Ş Dispanserler takviye ediliyor Vilâyet muhtelf yerlerdeki kü, kümet dısnanaerler'lnm tamir ne kanar Çermiğtir Bu is iğin vilâyet bütçesinden tahsisat verilmistir. sjlâh falan atmadan eğlenirdik, “Bir gece nasıl oldu bilmem, &. ramızda kadın bulunmadı, Kendi kendimize birkaç arkadaş demle - niyorduk, Becı de çalıp okuyor. duüm, Galiba isteksiz —çalıyordum, Hasan, bunun farkına varmış, de- di ki: — Sende bir hal var bu aksşam, Durgun gibisin”, Parmakların iş. İemiyor, Sesin de pürüzlü oynak Ve kıyrağı değil... — Neden?., İsşte tngırdatıyo - rgm ya!., İsteksiz değilim, Neşem yerinde,, — Değil,, değil!,. Ben sebebini şanladım ; Hele dur, seni coşturma. nin yokanu bilirim ben... Sözünü bütirince, yerinden fır- adı, dışarı çıkıtı. Birkaç dakika ytonra, oda kapısı aralandı, bir baş ı:ıuıh baktım, bir kadın.., Dik - 'kat e“ıl yüz yahbancı değildi, bir raz daha dikkatli bakiim, bu ka. dm Hasandı, Başına beyaz bir bez örümtş,.., Tuhaf doğil mi? Kucu, iıımlnjı. şagm sesi, nağmeleri, o - hıılıgını türkülerin nhengi he” men değişti; bambhbaşka bir şey oldu, Sasiim büllürlaşmış gibi vel. di bana,..” — Dördüncü yazı yarın —- *ıııı.,ra'lı şarkıları, hele *O mehtabı. he" sözile başlıyan — “eenber", — Çaşulündefeğ — besteyi çok - güzel ğ ŞJ fokuı—dn Üstadım Ahmet Rasimin W 'kek Kopenhag Fraasız sefaretinde 'bütün şarkılarını da geçmiş'i. matbuat'atasesi olarak çalışıyor - i Evvelce Kartalda, Adada otur' f-du; bu yüzden Kopenkagın istilâ” |dyğumuz yallarda bizim evde, son.Ş'amdan sonra Almanlar tarafın - l “den bususi diplomatlara mahsus trenle Bekçikaya göndertlmiş ve “yelde kendisine çok hürmet göster rilmiş, trende Yyemekler çok iyi uniş, Kârvanımızı teşkil eden üç oto, mobil Teren vadisinden g.çîyuı-_ Gökyüzü - mağmum, Büyük bir , fabrikası olan bir şehirden geçi- yoruz, Bir sürü amele kapılarda | bekliyor. Hepsinin yüzlerinde ay. | fi Şaşkınlık ifadesi vür; Paristen şaşkınlık alâmeti, Yollar —cenuba | “Bir ramazan q:ıqıımı Direklere — #rasında bir çaycıda otururken | içeriye Osman Pehlivan girdi. Ya, — mnıinda Silemili İzzetle Kara Emin O werdi. Üçünün de başlarında bur: — a ipek sarıklar, sırtlarında çep- — kenli nehlivan elbişeleri vardı. Bu — kıiyafet, bu iri adamları daha hey” — Melli gösteriyordu. Hele © sıralar — Gda Ali Rifat Beyin konağmnda ©- dolu, Hektarla devam eden bağlar arasmdan geçiyoruz. Bu bağların şarabını kim iİçecek? Belediye dai, resinde kocama, bir. ilân var: İtalyanlara tebFzat, Bu ilân İtal, ya ile de harp Lkalinde olduğumu , gu batırlatıyor. Ben bunu unut, musştum, Turda hentiz en nfak bir askerfthareket Bile yapmadıkları söyleniyordu. Küçük — eekmeceden Puvatyeye gittk, Tün — muhabiri Yazap: Aleksander Vert Ve karısı istasyonda bizden ay, rıldılar, Buradan Limeja gidecek bir tren bulmağı ümlt ediyorlar, Simdi bir | baştan öbür başa kadar geçtik | biraz şey yemek için bir kahvede ! doğru giden bisikletli insanlarla | Biraz oturmağa karar verdik, Karşıda bir meyvacı ve bir bakkal var, Çiçekler, kiraslar, geftaliler, könserveler, sucuklar dağlar gibi yığılı, düzinelerle — piliçler, Yüz bBinlerce muhacir günlerden beri bu şehirden geçtiği halde bu ka, dar yiyecek nasıl kalalyliyor? Bu na bir. türlü akıl erdiremedim, Biraz çilek ve kiraz satın aldık ve yemek için bir kehveye yerlestik, Kahveci masa Üzerine koca — bir Akşarı Postas! TeT YYT b 'HL » TuĞ l , eu ü b TTTRYTER _,;Tî—î—îîw——f" n Hındıstarıda partıler ve siyasi prensıplerı İngilizler. 8 ağustosta, bir kaç rti reisi tevkif ettiler. bu reislerin temsil ettikleri p:xrtıler hangileridir ve bu partilerin şiyasi prensipleri nedir? Bu yazımızda, bu suallere cevap vereceğiz" NGİLİZLER, Hindistanda, ağustosta yaptıkları — tev, kiflerle, bir gaye takip ettiler: Parti reislerini hapsetmek, bu su | retle siyasi faaliyet gösteren par, tileri başsız bırakarak hareketle, rin; akamete uğratmuak, Bunda muvaffa& olabildiler mi? Partiler arasındaki prensip ayrı , lıkları da heşaba getirilirse; şim- dilik evet, diyebilir Ve fakat bir Japon taarruzu karşısında, Hin , distanın alacağı vaziyetin ne ola bileceğini tahmin edemeviz, Biz, burada, ilerisini değil, bu. günkü vaziyeti tetkik edeceğiz. PARTİ REİSLERİ İNDİSTANIN, siyasi faa, liyet —merkezi, “koöngre partisi,, diye tanılan “milli Hind Sonra Sihlerin mezhebi hizipleri var, Bunlar da, milliyet prensibi etrafında bir birlik teşekkülü hu, lindegirler, Dahâa sonra, Paryalar, şu “el değmez,, denilen G0 — milyonluk mablüklar var, Bunlar, öyle mu, halefet kuyveti halinde —bulunu, yorlar ki, İngilizlere, öteki parti- lerden ziyade endişe — veriyorlar, Bunların reisi Pateldir ve o da, 5 ağustosta, hapse atılmıştır , Patel de, evvelce, Gandi — gibi parlak bir avukattı, Şimdi, yine Gandi gibi, bir evliya gibi, bir Ça« dır içinde, ibadet ve perhiz hnyıu yaşar, Yediği, sütle çevizdir. O da, Gandi gibi, toplantılara pek seyrek zider ve hiç bir yakit nu, tuk söylemez, ÜÖyleyken, İngiliz. | ler, Gandiden ziyade, ondan şiüip, he ederler; çünkü cin gibi fırıldak birliği kongresi,, dir, ; çevirir, Kongre partisinin, tahminen i İngilizler, ayrı olan, fakat mil, milyon kadar mepsubu ve taraf- | Jiyet prensibinde ve — istiklâl tarı vardır, Bunlarım büyük kıs, mını, her sıntftan Ve her mezhep- ten Hindolar teşkil eder, Bunalrın parolası: “llmtlıstını. İngilizlerin elinden kurtarmak ıçuı mücadele,, dir. Kongreyi, üç msıyet. nüfuzla, rı altında bulunduruyor: Kon;grre rcisj Azad, Gandi ve Nehru.., , Azad, Hindistanımn en zeki ve en malümatlı adamlarından biri | dir; Gandi is:, Hindlilerin mu- kaddes bir adamı, bir havarisidir; fakat en hareketlisi ve siyaşişi Nehrudur, k Oksford, Harrov üniversiteleri, nin — eski falebesi Javaharlal Nehru, bügüne kadar kongre propagandasını ateşleyip duran: “Hindistan. Hindolarındır. Biz, istiklâi — istiyoruz.,, üâvâzelerinin mucididir, Nehru, ikide birde, —aralarında bir çok da dostları bulunan İngi, lıiıler geçen te Verdikleri îmmm usanmıstır. 'şt'ıfnrd Kırips, Hindistana gel, diği zaman, Nehrunun uysal dav- ranması, onun hakkında — biraz şüphe uyandırmış da, bu hareket hattınım siyasi bir geytınçttın başka bir şey olmadığı, anlaşılmıstır. ve knııı;ıîöhııı sön müzakerelerinde, İngilizlere karşı aldığı vaziyeti de, hocası Gandi ile köntre reis? Azad brlikte ha, pishaneye yollanmasını ıbtas et - davasında bulunan — böyle tesek- küller önürde müskül — vaziyette olmakla beraber, geniş ve rahat nefes alabiliyorlar; çünkü, 80 milyonluk müşlümanlar, Hindola, rın eme) birliğinden ayrı bulunu- yorlar, Bunlar, kendilerinin bir ekalliyet unsuru halinde kalacak, ları, bir Hind istiklâli İstemiyor. lar, Mazilerinden mürut bir hakla, Hindistanda, bulundukları şimal eyaletlerinde, kendi — baslarına müstakil bir devlet olmak iştiyore lar, Sonra, 70 milyonluk Racalıklar var Lâ yüs'el amma * yef'al (*) Fetinen prensler, İngiliz himüye, sinden çıkmaya sebep de, lüzumtdu görmedikten başka, rahatlarını temin eden, bugüntü — idarenin devamında menfaat buluyorlar. Daha sonra, Hindistanda parti ler, siyasi hareketler var, ama w“oü milyon nüfus icindeki müte. bü. kütle önünde, bu mğymınr hareketi, de, "ede kulak lm.lı_vor İşte., Bu siyasi, dini, mezhehi ayrılıklar,,., Bu ekseriyet tevekkü, lü, İngilizlerin ekmeğine yağ sü- rüyor, Müslümanlar, Sihler, Hin, dolaf, Paryalar, bol aylık cazibe, siyle, İngilterenin Hind ordusu, na, can atarak asker yazılıyor- lar. İngilizler, yine, eski vaadlerini tekrar ediyorlar: Harp, bir bitsin raiştir, de TEdüye Hre Tet rkşimae d ÖONGRE partisinin yani M, RASİM ÖZGEN gresi” nin üç başsı ile arkadaşları- |Jarı sorulmaz” demektir, ' tulmağa çalıştık; pin tevkifi ne Netice verdi? Hiç şüpkesiz, beklendiği gibi sinme ve tereddüt değil.. Muhakkak heye | tan,. Hadiselerin — birbirini takip edip gitmesi, bunu gösteriyor, Hindistanda, — yalnız “kongre partisi?” mi var” Hayır, Yine, istikiâğl —istiyen 80 mil, yonluk bir müslüman partisi de var, Bunnu Treisji Cinnahdır, Yine, istiklâi istiyen Mahasab, ba Hindu” partisji var, Bq ıışı—ıl, Azadın partisinden daha radikal, dir. Bu parti, muhtelif sebepler, den, bılluıssa Brahmanzme hasım oldugıı için köngreye dahbil .ol , Altın yükseliyor Altın fivatları yükse'mekte de * vam etmektedir,. Dün bir reşadiye altınr 36.5 liraya ve külce altının bir gramı 500 kuruşa çıkmıştır. Elektriğe 2 kuruş zam yapılıyor ' Dün akşam Ankaraya giden İs" tanbul tramvay ve elektrik umum Nafıa — Vekâletine — götürmüştür. Froje, heyeti vekile — tarafından 67 tabak dolusu myıiı ve kocaman ekmekler de koydu, Geniş bar , ı(laklarda sütlü kahvemizi ıçeı-ken | istemiş, Kolunda mavi bir bazu , Alman - paraşiitçlüisü — olduğunu haykıra haykıra söylüyor. Niha, Vet erbaşı bir arabaya — koyarak polis merkezine cötürdüler, Ora, da öfkeli, en kâahba ve — yalnız Fransızlara mahsus küfürleri en temiz bir şivesiyle söylüyor, Her yerde paraştttçü görmek endışeqı sinirleri bozmuş, * * Tokrar yola düzüldük, bu ııeler ngubam üzerinden Bordoaya gi, -den büyük volu değil Sentten ge| çen bir kenar yola seçtik, Orman. lğı güzel kırlardan geçerek — çok hızlr gidivoraz: bir çok arabaları geçiyoruz Ve saatte yüz kilomatre yapan bir çok nraba'ar da bizi geçiyorlar, Bizim eski S'trven Muzaffer Esen kahvenin önünde müthiş bir gü , rültü koptu ve bir kalabalık bi- rikti. Motosikletli bir Fransız uçak erhbaşım yardımcı bir poliş teykif ldhl'etıue Tâyık — oldüğünü — isbat etmiş, Poliş erhaştan hüyiyetini | etti. isfemis, o da polise göste: Büyük yol Üüzerinde olmadığı halde küçük bir kasabada benzin bulabildik, Biraz sonra, bir çok ötomobil ve otobiüisler (bımlar a rasmda Parisin eski yeşil otobiis. lerinden de bir coğu var) tas bir köprü Üzerinde sıkısm — kaldı. V, rgun zaman heklemata mecbhur o!. du, Havag cok güzel, Günes çok sı cak, Arabudan İndik ve yolun bend olan polis çok öfkelenmiş, homurdanıyor, haykırıyor, bir de, G gibi yumruklarını şqmmr' yüvü mosmor, Herifçi neredeyse beayni, ne kan hüecamundan ölecek san « dık, Zaten yaşlı, şar'alıya benzi, yen bir adam, Janan halkta işe karışıyor, bazıları erbaşın — bir müdürü, elekirk fiyatlarına yapı | lacak iki kuruşluk zanf projesini, tasdik. edildikten sonra tatbik | TARIH Bir ııaoıııı sallandırmalı ?... Ç beş kişi bir araya gelmiş olsa mutlaka pahalılık mer selesi üzerinde uzun uzun konuşu, lur, derd dökülür ve fikirler yü. rütürür, Bunu pek tabil görmeli, çgünkü günün davası ve hastalığı budur, Tüccar ve esnafla bir kısım müstahsilden başka herkes sıkınti cekiyor; darlığın bir noktada dik racağına hükmetmek de mümkün almayınca istikbali karanlık görik yoruz. Aklımız hep kilosu ikt yüzü bualn ve hattâ geçen pirincde, o, nunla yarış eden zeytinyağında, beş liraya fırayan Urfa yağ: ile doksan kuruşa satrlân fasulya ve” ya nohuddadır, Meşhur sözdür: Dervisin fikri te ise zikri de o ©. lur, Pahalılık meselesi halledilin * te aklımıza gelmiyecek, diljmize düsmiyecektir, Belediye — kooperatifi kendi or. taklarma 120 kuruşa pirinç veri” yor; sermayeden ikramda bulun: muyor ve sadaka dağıtmıyor ya, ebet kârı da var, Demek ki pi rinej bu fiyata satmak ve kazan, mak mümlkündür, Eğer kooperatif herkese bu fiyat üzerinden pirinç Verebilse, teşkilâtı olsa, pirinç dar vası bitmiş demektir. Dalavere ile pahalrık yaratan vurguncuları yola getirmek için ne yapmalılır? Geçen gün birisi kısa bir cevap verdi: Bııta.çmı sallandırmalı? O kadar dehşetli bir sözü bu de rete kolay söyliyebi mek için in. sanın müutlaka insaf ve muhake - mesini boğacak kadar sinirlenmiş ciması lâzımdır, Bizim kanunları « mız maksat için kâfi m; değildir? Kâfi olduğfuna zerre kadar şüphe edikresin; lâkin birer değişmez prensip halinde, titizülkle tatbika» ta geçilemiyor sanıyorum; yahut bu tatbikat bir müddet gonra, bir çok işlerimizde olduğu gibi gevşi, yor, Meshur sözdür: “Devlet ya“ sağı Üç gün sürer.” Bu hükmü Osz. manlı imparatorlufunun ihmalci havası yaratmıştır. Yirmi sene * denbeni biz Osmanlı olmaktan kur. gerçekten en 'mühim mesele de budur, Artık “Etraki bi idrak yani anlayışsız Türkler” sözünü tarih sayfaların: dan bile kazımak hakkını kazamr malrvız. Osmaniı devrinin hele bazı kr sımlarında “boyun vurmak, sal, landırmat” cezası pek boldu; fâ. kat buna rağmen işlerin doğru gitmiş olduğunu göremiyoruz, Hat tâ bu şiddetli cezaların ancak bir morfin kadar tesir ettiği hakkm - da deliller coktüur. Böyle olması da tabildir, zira medeni bir mem- leketin ceza kanunlarındaki ilk vasıf suçla ceza arasında nisbetsiz . şsik bulunmamasıdır. Birkaçını sal: iandırmak orta çağ zihniyetidir; Ame'iyat icin pala veya balta kul- lanıncaya kadar daha münasip Ve Ne ŞiŞin ne de kebahm vanmar Emna Seben olacak çareler bulmak mümkündür, mmcah KAFLI — Li Amcabey Yeni bir mizah mecmvası Eserleri yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da tantirp sevilen kari , katürlet Gemal Nadir Güler'in #“Am. cabey,, lsmjnde bir mizah mecmugagsr neşredeceğini habher aldık, Bu değteril mecmuayı şimdiden ka , rilerimize tavsiye eder, arkadaşımıza muvaffakiyetler temenni ederiz. — Anlaşılmıyan sözler büyük 4 ıözle_rdir İ NSAN anlıyamadığı sözleri, da'ma büyük sözler olarak telâkki eder, Bunu bilen muhar rirlerden çoğu, aynı yolu - takip ederler, Bizde bu cins muharrirler eksik değildir. B'r farkla ki bun. lar, kendilerini “büyük muharrir” göstermek — istedikleri için midir, Yoksa Hadeleri hak'katen muğlâk- tır da ondan mıdır böyle yazarlar anlaşılamaz, Butünkü baş yazılardan birini'n üştüne çıkarılan bir parça buna iyi bir misal olabilir: “Hükümetin yapmasını bilmedi" — Bi tek şeyi yantığını hiç almazsa —

Bu sayıdan diğer sayfalar: