15 Ağustos 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HABER — Akşam Postasr — KTARUNA YU Yazan” H vrle YÜ :Mürad Serlodi Herkes hayretle geriledi. Yerde upuzun yalan adam Hüseyinden başkası değildi Az ieride kan izleri bidrenbire art- Ut — Tamami! Hapı yutmuş!. — Kaçtığı istikamete bakarsanız Dicleye doğru gitmiş olacak! — Ha gayret! Sesleri yükseldi. Bir iki dakika sonra — kalabalık grup Diclenin sahiline gelmişti. Bü- tün gözler suyun sathına dikildi, Bir- denbire bir ses yükseldi: — Nah! Şurada! Hakikaten gösterilen istikamette suyun üstünde insan başına benziyen bir cisim yüzüyordu. Bir anda belki yirmi kişi kendisini suya attı. Ve hep birden suyun üstünde görünen kafaya doğru ilerlemeğe başladılar. Kafa kaybolmak üzereyken on, on beş kol birden ona doğru uzanarak kavradı. — Yakaladık! — Ele geçirdik keratayi! Bu sırada halife — Müstasım bir yanında müneccim Ubeyt diğer yanın- da İbni Ömer olduğu halde Diclenin sahiline varmışlardı. Halife ile suda- — kiler arası.ıda uzaktan uzağa şöyle - bir konuşma gecçti: — Sağ mı herif? — Sağdır muhterem halife! — Hâlâ mukavemet ediyor mu? — Ne gezer! Elini bile kıpırdata- miyor, İşi bitmiş. — Öyleyse onu öldürmeyin. Diri diri sahile getirin. Bir iki dakika sonra denizde ya- kalanan adamın vücudu Diclenin sa- hilindeki çakıl taşları üzerinde up u- Ç zün yatıyordu. Biri izah etti: | — Bayılmış! R: Halife homurdandı: ” — Çevirin şunun yüzünü! ü İki kişi yerde upuzun yatan ce- sedin yüzünü çevirdiler. Ve askerler- den biri elindeki meşaleyi baygın a- - damım suratma yaklaştırdı. — Fakat —© yaklaştırır yaklaştırmaz başta halife — olmak üzere hepsi: — ÂA! diye hayretlerini izhar etti- ler. Çünkü Bü yerde baygın yatan a- — dam, sarayım muhafız — zabitlerinden - Hüseyinden başkası değildi. Halife ile müneccimden başka her kes ortalığı altüst eden bu meçhul a- damın — Hüseyin olduğunda asla şüp he etmediler. Mustasım bu vaziyet karşısında fevkalâde yet verdiği bir avı elinden kaçırmış aç bir kaplan gibi soluyarak haykır - dı: v Lj azan,o'LUKLU uğL “YULULİ hiddetlendi. Çok ehemmi| lar gibi aldandmız! Kovaladığınız a- dam bu değildi. Askerler ve muhafızlar şaşkın şaş kın bakışıyor, hiç cevap vermiyorlar- dı. Onlar halifenin tabiatını çok iyi biliyorlardı. — Bu sırada bir tek ke- lime söylemeğe cesaret edenin cezası ölümdü. Hepsi ellerini -kavuşturmuş, başlarmımı çeneleri göğüslerine değince ye kadar indirmiş susuyorlar, netice- yi bekliyorlardı. Müstasım dolu bir bulut gibi gürle- di: — Bu kadar kişisiniz! Bir tek a- damı yakalayamadınız! Hepinizi ah - maklar gibi kandırdı. Hem bunlar üç kişi idi, Nerede ötekileri? —İ?11. — Cevap versenize! Neden susu- yorsunuz”? —??1L1,. — Yine cevap yok. Öyle mi? Pek âlâ! Ben bilirim sizi söyletmesini! Ö- nüme gel Mü'min! Muhafız onbaşılarından biri sarhoş gibi sallanarak öne doğru iki adım at- Ü — Anlat bakalım, ne oldu? — Muhterem halife emin olun ki hiçbirimizin bu işte zerrece sun'u tak- siri yoktur. — Zattâlileri bize keyfiye- ti haber verir vermez hemen bahçeye yayıldık, Tam bu anda yukarı kısım da bir bağırış duyduk. Adamlarımız- dan biri imdat istiyordu. Oraya vardığımız vakit, yerde a! ti tane ceset yatıyordu. Uzun boylu, bir genç geyik gibi sıçrayan, ve Tüz- gâr gibi koşan bir gölge karıyordu. Peşine düştük. Bir aralık ortadan tirmanmış. Bu sırada mahirane bir manevra ile bizi kandırdı. Kılıcımnın kılıfını sarayın pencerelerinden birine attı. Koca camın büyük bir gürültü ile parça parça olup aşağıya inmesi üzerine hepimiz oraya koştuk. Müthiş haydut bu fırsattan istifa- de ederek — ağaçtan aşafıya atlıya - rak orada bulunan iki askerimizi ya- raladı ve Dicleye doğru kaçtı. Gürül- tü üzerine,vak'a yerine yetiştik, Yer- de yatan kahraman askerlerimiz me- ğer canavarı da yaralamağa muvaf - fak olmuşlar. Kan izlerini takip et- tik. Ve işte en sonra elimize Hüseyin geçti. : — Yani ne demek istiyorsun ? — Demek istediğim şu.. Biz aldan- madığımıza — eminiz, Bütün bu işleri beceren Hüseyinden Başkası değildir. kanaatindeyiz. | (Devamı var) EDLEE EVE M | | - Sm MAĞ z , — Devam edin. Yarım yırtık söz is- temem, ne demek istediğinizi anlamam lâzım! — Söyliyorum, nerede olduğunu an- | 1attım, ihtiyar boğülurken elinizden kendini kurtaramıyacağını anlayınca bu şekilde inkisar etti, Zengin müteahhit de zerre kadar is- yan hissi kabarmadı. Bilâkis büyük bir — Mmeyüsiyetle başmı önüne eğdi. Sanki o — bu itirafı bekliyor, biliyordu. Kadmn devam etti: — İşte o gecedenberi bu sır beni öl- — dürüyor, içimi yakıyor. Yarabbim o ne — facia idi, Çalılığın arkasından fırladı- nız, Biçare Remzi beyin boynuna sarıl- © dmız.. Onun can cekişmesini gördüm... ı | niz?. Katilin iğrenç yüzünü de gördüm... — Katil kimmiş? — İsmini söylemek lâzım mı? — Elbette, elbette.. Bu kadar söyle- dikten sonra, onun kim olduğunu da anlamışsınızdır. — O adamın yüzünün, saçlarmmın, vücudunun şekli pek yakından tanıdı- gım birisine benziyordu. — Kim saydmız?. Kime benzetti- — Kim olacak? İşte siz... — Ben?.. Ben mi?.. Böyle bir şeye imkân var mı? Bunu tasavvur edebil- din mi? — İşte işte.. İşte onun için ölmek birine ) ten de memnunum ya.., PK İ y KTT y .ı*ııâ“ıîıwü M Ü ” &! Hatıralarını anlatan ? EFDAH TALAT —A167 — B Yazan: İHSAN ARİF | Tam kurtulduğumu sandığım sıra- da karşımda möbetçileri gördümn Köpek gibi boğulup ölmektense.. Bu- nu düşünürken aklıma miralay Ballar geliyor. Herif, eğer general Haringto- nun yanından Krokere döndü ise beni bulamamış, kimbilir ne kadar kızmış- tır. Şayet — kurtulursam iş ona hesap vermeğe kalsın... SON BİR ÜMİTLE Akıntıların vaziyetini iyi bildiğim i- çin ona göre ilerlemeğe — çalışıyorum. Nihayet yarım saatlik bir mücadeleden sonra Sarayburnuna yirmi — beş, otuz metre kadar yaklaştım. Su cereyanları beni çabucak buraya atırvermişti. Şimdi buradaki anafordan kurtulmağa çaba- lryordum. Mütemadiyen sahili tarassut eden gözlerime bir aralık bir insan ka- raltısı ilişti. Korktuğum — başıma gel- mişti. Sahil fenerlerinin ışığında sün- güsü parlayan bir nöbetçi bir aşağı bir yukarı dolaşryordu. Buraya çıkamaya- caktım. Esasen şimdiki gümrük antre- polarile Atatürk heykelinin bulunduğu sahada Fransız nöbetçilerinin gece gün düz nöbet beklediklerini biliyordum. Vaziyetimin ne kadar berbat olduğu- nu düşününüz. Denizden kurtuluyo - rum, fakat karaya çıkamıyorum. Artık büsbütün kuvvetten düşmeğe başladım. Sular burada ö kadar kuvvetliki ne yap sam nafile... İçimden —Yarabbim! Sen bana kuüvvet ver, sen beni bu belâdan da kurtar. diye Allaha yalvarıp — duruyorum. Memleketimin tamamen kurtulduğunu görmeden mi ölüp gideceğim. — Bunu düşününce taze küvvet — buluyorum. Yalniz ağzımı açıkta bırakarak ve vü- Yalnız ağzın akarık ye yü yorüm. Bu süretle hem möbetçilere gö- rünmüyor, hem de cereyandan kendi- mi kısmen kürtarmış olüyorum. Artık suların tazyiki de artmıştı. Sanki yu- karıdan bir el beni aşağı itiyordu. İki- de bir de durarak nefes alryor, kollarımı birkaç saniye dinlendirdikten sonra tek rar ilerlemeğe çalışıyordum. Şimdi sa- hile müvazi bir vaziyette ve açığa doğru yüzüyordum. Çünkü kendimi — sulara bıraksam beni antrepoların önünde bek liyen Fransız nöbetçilerinin kucağına atacak.. Bu süretle, fevkalbeşer bir kuv vet sarfederek Sarayburnunu kıvrıldım. Niyetim, Ahırkapıya doğru ilerlemek ve orada surların dibine çıkmak... Son kozum bu olacak. Bunu da kaybeder- sem neyleyim... Eğer talilm yaver olur da burada bir nöbetçiye tesadüf etmez- sem kurtuldum demektir. Eğer nöbetçi bulunursa artık çıkacak başka bir yer yok. Çaresiz sahile çıkacağım, herif be- şeyi göze alarak — boğuşacağım. Ya o beni benzetir, ya ben onu haklar kur- tulurum. Surların — civarına on metre kadar yaklaştım. Etrafta kimseler yok- tu. Bütün kuvvetimi bazulara vererek suları kulaçlamağa başladım. Beş altı dakika sonra boy verdim. Ayaklarım yere değdi. Oh, çok şükür kurtulmuş- tum.Suların içinde sürüklene südüklene ilerlemeğe başladım. Soğuktan yorgun- luktan ayaklarımın dermanı kesilmeğe başlamış... Hani nerdeyse sahile birkaç metre kala, dizlerimin bağı kesilecek ve suların içinde kaynayıp gidiverecek tim. Bereket versin, insan böyle zaman larda fevkalbeşer bir kuvvete sahib o- luyor. Nihayet, sahile çıktım, kendimi çakıl taşlarının üzerine boylu boyüuna attım. Örada ne kadar kalmışım bilmi- yorum. Fakat düşüp bayıldığım muhak kak... Gecenin ayazı çabuk — ayılmama yardım etmiş... Gözümü açtığım zaman bütün vücudumun ağrıdığını hissettim. Islaklık ciğerime kadar geçmişti. Şöyle bir doğrulup kalkmak istedim. Fakat, ne mümkün. Vücudum çekitaşı gibi a- gırlaşmış... Mafsallarım ağtıyor. Ayak- larım tutmryor. Oturduğum yerde vü- cuduma seri bir masaj yaptım ve anclk; on beş yirmi dakika sonra kendime g€ qâı lerek doğruldum. Surların dibinden kiff k seye görünmiyerek ilerlemeğe başlâ'| “lh' dım, Bu gece macerasının, bu ölüm tei” likesinin beni ne kadar htrpaladığ!da' düşünün ki parmağımda annemin HE| diye ettiği bir yüzük vardı. Ayağa kal karak, elbiselerimin suyunu — sıkarktf bu yüzük parmağımdan kendi kendil? taşların arasına düşüverdi. Aradım, * radım, bulamadım. Hayatımı — kurtâf” | dığım bir dakikada bir yüzüğün ne © hemmiyeti olabilirdi. Fakat onu sırf bii' | ana yadigârr olduğu için kaybetmek İ$ temiyordum. Bu itibarla onu kaybetâ' ğime yüreğim sızladı. . OÖ civarı, evvelden bilmiyordurl'.i Rastgele yürüyordum. Bir müddet süf ra kendimi Sirkecide Demirkapı civartf! daki Yahudi mahallelerinin - arasındâ buldum. Caddeden bir araba geçiyof | du. Çevirdim, atladım. Ve arkadaşif? | Burhanın Gedikpaşadaki evine gittif Biz o zaman Samatyada oturuyordük Oraya kadar gidip vakit kaybedeme?” dim. Cünkü, derhal Erokere dönmek lâzımdı. (Devamı var) CİLEEET EE RSEREDEFEDE ni görürse canımı kurtarmak için her KREM. PERTEY im YUVUYULUYEYECÇTER UYN ' Ferruh Bey, başını elleri içine aldı ve inledi: — Aman allahım... Ben mi, ben mi bu cinayeti yapmışım... — Elbette siz, fakat biraz insafa gelin de bir başkasının sizin yüzünüz den kurban gitmesine müsaade etme- yin, — Nihalciğim, yavrucuğum, madem ki böyle bir sırra vakıftın ne diye şimdiye kadar süküt ettin. Bana hiç bir şey açmadın? Çektiğin ıztırabı şim di anlıyorum. Adeta benden iğreniyor dun, benden korküyordun , Sebebini bilmediğim için nasıl üzülür, muztarip olurdum. Meğer ne kadar haklı imiş- sin! Zavallı yavrum benim. Niye susu yordun, ne bekliyordun? Eğildi, kadının ellerini okşıyarak: — Bak yüzüme, katile benzer bir halim var mı? Gözlerimde öyle bir i- fade okuyabilir misin? — Bazı anlarda ben de tereddüt ettim. Fakat nasil aldanmış olabilir- dim?., Gözlerimle gördüm, gördüm... — Peki amma bir müşabehet yü- zünden aldanmış olamaz mısın? — Kehil mi? Kim bima bu kadar benzer? — İşte sana yemin ederim ki gör- -etmiştim, O, ailemizin şini, benim de içimde şüphe vardı. Yakın- dan tanıdığım birisinin bu işi yapmış olmasından korkuyordum. Nihal inanmıyan gözlerle kocası- na baktı, başını salladı: — Bu masalları da neden uyduru- yorsun ? — İnanmıyor musun Nihal! Namu- süm hakkı için doğru söylüyorum. Ben değilim, lâkin bana S&on derece benziyen, kardeş gibi benziyen biri. — Biraderin'z Talât Bey öyle mi? Öleli (10) sene olmuş! Bunu siz ken- diniz bana söylediniz? — Maatteessüf doğru değilmiş! Ben öyle umuyordum, sizinle evlenmez den evvel — onunla kat'ı münasebet lekesiy- di. Bir çok kere kendisine y--1mda bulundum. Hiç bir şey para etmedi Servetini savurdu, senelerce benden de çekti, nihayet hırsızlığa bile kal-| kıştı. Yakalandı, onu kurtarıncaya ka- dar akla karayı seçtim. Mühim bir para verdim , memleketi terketemsini söyledim. Bir daha karşıma çıkmıya- cağını, kendini tamamen unutturacağı nı vadetti. Gitti. Seneler geçti. Ses sadası işitilmediği için ölmüştür sa - AAA Pi | Wnssle'e'e | , y düğün adam ben değilim.. Maamafih| nıyordum. Kalbim de bunun böyle O1 masını temenni ediyordu. Halbuki ak | danmışım.. sağmış.. Buraya geldi, PF j na haber yolladı. İşte davet günü DE ni müteessir eden mektup o idi. Batt randevu veriyordu. Mecbur oldum git tim, Üstü başı berbat bir halde İ Para istedi. Rahmetli doktora vere€?” | ğim paradan — ona beş yüz Tir verdim. Fazla istedi, işte orada boğazlık ettim, sanki izahat vern'leğe mecburmuşum gibi meseleyi — anlat” ğ: tım, Sonra eve dönüp kendi elbisel? | oli rimden bir tane de alıp tekrar ket Ya sine verdim. Şimdi anlıyor musut" | | Kadın başını salladı. Gözlerinde?' | u Ferrüuh Beyin sözlerine inandığı be* | T idi. Adamcağız devam etti: h — İşte karıcığım, kaç zamândp' y: benim içimi kemiren dert de bıgyff'” Yi Üstelik senin bana karşı gösterdîiîâ,r tij nefret, doğrusu beni öldürüyordu. * — hal, sen benim yegâne varlığım e;f ha hayatımsın, seni kendime uzak hHis” mek bilsen — ne müthiş bir acıy&" tü (Devami va'!)

Bu sayıdan diğer sayfalar: